Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana
BAK...
BİL Kİ DOMUZLARIN ÖNÜNE İNCİLER SERİLMEZ.
MÜCEVHERDEN SARRAFLAR ANLAR ANCAK, BAŞKASI BİLMEZ.
NE FARK EDER Kİ ; KÖR İNSAN İÇİN ELMAS DA BİR, CAM DA...
SANA BAKAN BİRİ KÖR İSE, SAKIN KENDİNİ CAMDAN SANMA.

HZ. MEVLANA

26 Haziran 2009 Cuma

Fark Etmeli

Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların,
Gidişatın Farkında Olmalı.Farkı Fark Etmeli,
Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık Sudan Nasıl YaratıldığınıFark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu,
Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın YeteneğiniFark Etmeli Sonra.Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) OlduğunuFark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli.
Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini
Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken
Önünde Biriken EkmekKırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür...

CAN YÜCEL

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Genç Mikrofon

Arkadaşlar uzuuunnn aradan sonra yine merhaba. Biliyorum , haklısınız, tamam, ne derseniz tamam ama yazmak da yürek istiyor arkidişlerim. Bu yüreği uzun zamandır kendimde bulamıyorsam benim suçum mu aaaaa....

Neyse siz beni sever ve bağışlarsınız eminim. :)

Gelelim bugünkü yazma sebebime. Benim babamın şeker mi şeker kuzeni Özge'ciğim Bartın Köksal Toptan Lisesi'nde müzik öğretmeni. Okulları TRT'nin Genç Mikrofon yarışmasında elemeleri geçerek yarışmaya hak kazandılar.
Grupları Ayaz ilk 2 programı başarıyla atlattı. Bu Cumartesi ve her Cumartesi akşam 19:50'de TRT1'de yayınlanacak yarışmada kendilerini desteklerseniz onlar adına ben çok mutlu olacağım.

http://gencmikrofon.blogspot.com/ bu siteden de ara ara oy kullanmanız onlara büyük destek olacaktır.

Ayrıca kendilerini http://www.liselerarasimuzikyarismasi.com/web/root/Default.aspx bu adrese tıklayarak yakından tanıyabilirsiniz.

SMS ile oy kullanmak isterseniz de 101 yazıp 5780 'e mesaj atabilirsiniz.

Spiker gibi hissettim kendimi. Ama ne yapalım hep destek, tam destek. 1 oy 1 oydur arkadaşlar. İnanın oylarınızı sonuna kadar hakediyorlar. Muhteşem bir grup. Hadi bakalım pamuk parmaklar oylamaya. :)




27 Nisan 2009 Pazartesi

Yedigöller


Son zamanlarda gözümü yumduğumda olmak istediğim yerlerden biri Yedigöller.
Seneler önce Özge ve Hale ile bir çılgınlık yapıp gitmiş, bir geceliğine konaklamıştık. İnanılmaz güzel bir tatil olarak kazındı kafalarımıza. Her buluşmamızda o günleri ve Yedigöllerin güzelliğini anmadan edemiyoruz.
Umarım yakın zamanda(yaz gelmeden) bir hafta sonu kaçamağı daha gerçekleştirebilirim Yedigöller'e.
Bir de Samsun'a gitmek istiyorum bu yaz. Senelerdir bir türlü kısmet olamadı gitmek. Çok özledim o Karadeniz'in hırçın dalgalarının sesiyle uyuduğum odamı ve o yaz ortasında bile insanı titretebilen serinliğini... Çocukluğumun yazlarını geçirdiğim Alaçam'ı ve ordaki sevdiklerimi görmek istiyorum bir de... İnşallah bu yaz bu hayalim de gerçek olur.
Çok şey istemiyorum değil mi? ;)

24 Nisan 2009 Cuma

Fethi Paşa Korusu


Malumunuz bahar geldi. Gerçi gelmiş gibi yapıp hepimizi birazcık kandırdı ama, soğuklar etkisini yeniden kaybetmeye başladı.

Şirketimizin merkezi konumu dolayısıyla öğlen tatillerini değerlendirmekte çok fazla zorlanmıyoruz. Bu öğlen de biraz deşarj olmak, biraz hava almak, biraz manzara seyretmek, biraz da sohbet etmek amaçlarını harmanlayarak soluğu Üsküdar Fethi Paşa Korusunda aldık.
Manzara tek kelimeyle muhteşemdi. Hava biraz serin olsa da güneş bize açıkhavada oturmamız konusunda destek çıktı. Çok keyifli bir öğle tatilinin ardından işe daha enerjik dönerek çalışmaya başladık. Çok seviyorum ben bu ilkbahar denen mevsimi yahu. :)

18 Mart 2009 Çarşamba

Çanakkale Şehitlerine...


ÇANAKKALE'DE VE HER ŞEKİLDE BU VATAN İÇİN CANLARINI SEVE SEVE FEDA EDEN ŞEHİTLERİMİZİ SAYGI, SEVGİ VE MİNNETLE ANIYORUM... MEKANLARI CENNET OLSUN.

18 Mart Çanakkale
Bulutlar sarmıştı her yanı,
Kapkara bir geceydi,
Yağmur,bardaktan boşalırcasına,
Sağnak gibi yağıyordu,
Yedi düvelin gemilerinden yükselen,
Top,tüfek sesleri,
Her yanı inletiyordu,
Mustafa Kemalin askerleri,
Aslanlar gibi dövüşüyordu,
Ve Çanakkale kahramanca,
Düşmana selam veriyordu,

Kükrüyordu tepeden, Mustafa Kemal,
Vatanıma ayak basacaksa düşman,
Yaşamanın ne gereği var,
En son nefer ölünceye kadar,
Dövüşeceksiniz aslanlar,
Görecek bütün dünya,
Ne aslanlar doğururmuş,
Emineler,Hatçeler,Ayşeler,Fatmalar.

Ali Osman Yılmaz




17 Mart 2009 Salı

BÜTÜN BAYANLARIN DİKKATİNE

Mail olarak gelen aşağıdaki yazıyı daha çok kişiye ulaşırım düşüncesi ile burada yayınlamak istedim. Umarım bilmeyen birilerine bir faydam dokunur. Kanser hastalığının çok fazla yoğunlaştığı şu dönemde neye ne kadar dikkat edebiliriz bilemiyorum ama bu tip şeylere dikkat ederek kendimizi bir nebze olsun koruyacağımızı düşünüyorum. Bu ismini bile telafuz etmek istemediğim hastalık herkesten uzak olsun inşallah...

Johns Hopkins universitesinden kanser raporu

Bu dokuman Walter Reed Army Medical Center tarafindan da dagitilmaktadir.

Arabanizda bulunduracaginiz plastik su sisesindeki su cok tehlikelidir.

Plastik su siseleri Sheryl Crow'un gogus kanseri olmasinin en buyuk nedenidir. Plastik siseler ozellikle Avustralia da yuksek sayida gorulen gogus kanseri vakalarinin en buyuk nedenidir.

Annesi cok yakinda gogus kanseri teshisi konulan bir arkadasimiza doctor sunu soyledi. "Kadinlar arabalarda birakilmis plastik su siselerinden su icmemelidir"

Doktor yuksek sicaklik ve sise plastiklerindeki belli kimyasallar gogus kanserine neden olabilir. Lutfen dikkatli olun ve arabada birakilmis plastik siselerden su icmeyin.

Lutfen bu bilgiyi etrafinizdaki butun bayanlara iletiniz.

Bu bilgi kesinlikle iyi bilmemiz gereken ve sakinmamiz gereken bir tehlike ile ilgilidir. Bu bilgi yasam kurtarabilir.

Yuksek sicaklik plastigin icindeki toksinleri suya ve yiyeceklerimize geciriyor ve doktorlar bu toxinleri kanserli hucrelerimizin etrafinda kolaylikla gozleyebiliyorlar.

MUMKUNSE,PASLANMAZ CELIKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIS SISELER, KAPLAR KULLANALIM !

Mikrodalga firinlarina plastik tabak ve kutulari koymayiniz.

Plastik su siselerini buzluga koymayiniz.

.Plastik tabak ortulerini (SARAN WRAP) mikrodalga firinina koymayiniz.

Dioxin isimli kimyasal madde kansere neden olur, ozellikle gogus kanseri.

Dioxin maddesi vucudumuzdaki hucreler icin bir zehirdir. Plastik siseleri icinde su varken dondurmayiniz. BU durumda plastik icindeki Dioxin'i aciga cikartmaktadir.

Gecen gunlerde. Edward Fujimoto, Wellness Program Manager (Castle Hospital) bir TV programinda bu saglik tehdidini acikladi. Dioxinlerin bizler icin ne kadar tehlikeli oldugu ge rcegini anlatti.

Yiyeceklerimizi mikrodalga da plastik kutular icinde isitmamamizi istedi.

Bu ozellikle icinde yag olan yiyecekler icin daha onemlidir.

Yag, yuksek sicaklik ve plastiklerin bir araya geldiklerinde Dioxin aciga cikarttiklarini ve bunun vucudumuzdaki hucrelere gectigini acikladi.

Plastikler yerine Cam, Pyrex, CorningWare yada seramik den yapilmis kaplarin kullanilmasini tavsiye etti.

Microwave icin hazir uretilmis cabuk isitilabilen yiyecek paketlerini baska bir kaba aktararak isitiniz. Kagit cok kotu bir malzeme degil ama icinde ne olabilecegini hic bir zaman bilemeyiz. Pyrex, ISIcam, CorningWare gibi kaplari kullanmak cok daha guvenlidir.

Bazi zincir (fast food) restoranlari yakin gecmiste plastik kutulardan kagida gectiler. Bunun en buyuk nedeni dioxin proble mi dir.

Ayrica, Saran wrap ismi altinda satilan tabak ve kutularin uzerine orttugumuz ince plastik film de mikro dalga firinina girdiginde diger plastikler kadar tehlikelidir.

Mikrodalgada yiyecek isinlanirken yuksek sicakliklar ince plastigi eritebilir ve erimis plastk yiyeceginize karisabilir. Mikrodalga kullanirken yiyecek kaplarinizi plastik yerine kagit havlu ile ortunuz.


Dr.Cengiz Camci

Professor of Aerospace Engineering

The Pennsylvania State University_

09 Mart 2009 Pazartesi

Tavuklu Noodle

Noodle'ı çok seviyoruz eşimle. Ama ben evde yapma cesaretini ancak geçen hafta bulabildim nedense. Halbuki çok da kolaymış. Sevgili "Ev Cini" nin sitesinde bulduğum tarifi biraz kendi yorumumu katarak uyguladım. Sonuç enfesti. Mutlaka deneyin derim. Teşekkürler Ev cini... İşte Tarifi:

Malzemeler: (İki kişilik)

2 parça noodle ( her parça dikdörtgen şeklinde oluyor. Büyük marketlerde makarna reyonlarında var)
2 yemek kaşığı sıvıyağ
1 diş doğranmış sarımsak
1 adet küçük boy kuru soğan
250 gr küp küp doğranmış tavuk but ya da kalça
1 adet küçük kırmızı biber
1 adet yeşil tatlı biber
1 kahve fincanından az soya sosu
1 çay kaşığı kırmızı biber
1 tatlı kaşığı bal ya da pekmez(ben pekmez kullandım)

Yapılışı :

Noodle'ı bir tatlı kaşığı tuz eklenmiş kaynar suya atarak 7 - 8 dakika pişirin.
Derin bir teflon tavaya yağı ve tavukları koyarak, tavuklar sularını salıp çekene kadar pişiriyoruz.
Yarım halkalar halinde doğradığımız kuru soğanı ilave edip biraz çeviriyoruz.
Ardından halka halka doğranmış biberleri ve ince ince doğranmış sarımsağı da ilave edip,kavurmaya devam ediyoruz.
Son olarak soya sosunu ve pekmezi ilave edip biraz pişirdikten sonra suyunu süzdüğümüz noodle ile iyice karıştırıyor vee servis yapıp afiyetle yiyoruz.

Not: Bal ya da pekmez olmasa da olur ama ön yargılarınızdan kurtulup kullanırsanız lezzete lezzet kattıklarını göreceksiniz.
Afiyet olsun....



03 Mart 2009 Salı

ÖĞRETMENİİİİİM!

Kişiliğimizin şekillendirilmesinde ailemizden sonra en önemli etkenlerden biri de ilkokul öğretmenimizdir sanırım.


Ben ilkokulu Kırıkkale Tınaz İlkokulunda okudum(o zaman ilköğretim değildi). İlk seneyi Gülderen Akın öğretmenimle tamamladım. Kendisi inanılmaz iyi bir öğretmen ve çok iyi bir insandı. Bizi iki sene okuttuktan sonra tayini çıktı. Ve bu tayin benim Nilgün Baltalıoğlu ile tanışmama vesile oldu. :)


Nilgün öğretmenimizi anlatmak için kelime bulamıyorum dakikalardır. 70 kişilik sınıfın ilgisini üstünde toplamayı başarması bile çok önemli bir meziyet bence. 50 den fazla kişiyi(ben dahil) Anadolu Liseli yapıp rekor kırmış olması da tüm Kırıkkale'de yankı uyandıran bir başarıydı.

İnanılmaz güleryüzlü ve sevecendi. Herkesle mümkün olduğunca ilgilenir, her başarıyı ödüllendirirdi. işine gerçekten aşık olan öğretmenlerden biriydi bence.


Uzun süre ne yazık ki hayırsızca aramadım kendisini. Ama geçtiğimiz öğretmenler günü vesile oldu ve telefonda da olsa sıcak bir kavuşma yaşadık. Meslek aşkını yazdığı kitaplarla da pekiştirdiğini öğrendim ve çok mutlu oldum.


Bugün ondan aldığım yeni kitabının müjdesi ile güne başladım. Hem de içinde benim adımla yer alan anılarımızın olduğunu öğrendiğimde inanılmaz mutlu oldum ve hemen kitaptan sipariş verdim. Şimdi gözüm yollarda kargocumuzu bekliyorum. :)

Belki sizlerde sıcacık bir öğretmenin güzel anılarını okuyarak hayatınıza neşe katmak istersiniz diye yazıyorum bu yazıyı.


Kitap Hakkında :


Bu kitap kimler için mi ?
Öğrenciler için; çünkü onları anlatıyor.
Öğretmenler için ; çünkü onların yaşadıkları...
Öğretmen adayları için; çünkü onların yaşayacakları...
Anneler ve babalar için , çünkü çocukları bu olayların içinde...
Veee gülmek isteyen herkes için , çünkü çok komik.


Çocukların sıcak,samimi ve tertemiz dünyasını okumak ister misiniz? :)

http://www.pegem.net/kitabevi/46915-Ogretmeniiiiim-kitabi.aspx burdan sipariş verebilirsiniz. (merak etmeyin güvenilir bir site)

26 Şubat 2009 Perşembe

Çalmaktan Büyük Kötülük Yoktur.

... Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşam çalarsın.
Karısını bir kocadan, çocuklarını bir babadan mahrum edersin.
Yalan söylediğin zaman, bir insanın gerçeğe ulaşma şansını çalmış olursun.
Aldattığın zaman, bir insanın doğruluk, adalet hakkını elinden alırsın.
Çalmaktan daha büyük bir kötülük yoktur...


Bu güzel dizeleri Nazo 'nun bloğunda görüp vuruldum ve ben de bloğumda yayınlayarak siz sevdiklerimle paylaşmak istedim. Nazo'cuğumun tavsiyesiyle Khalet Hosseini'nin Uçurtma Avcısı adlı kitabını en kısa sürede alıp okuyacağım...

Japonya'dan gelen mutluluk...







Çoğunuzun bildiği gibi Japonya'da çok şeker iki dost yaşıyor. Fok ve Balık... :) İşte bu tertemiz kalpleri birleşmiş iki insanı sanal alemde de olsa tanımış ve sıcacık yüreklerinde ufacık da olsa yer etmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Küçük çaplı bir Türkiye turu yapmış olduğum iş gezisinin ardından ofise geldiğimde beni Japonya'dan gelen sarı bir zarf karşıladı masamda... Bütün ofisin merakını cezbetmişti bu zarf yokluğumda. Eee nasıl cezbetmesindi, taaa Japonyalardan bu deli kıza ne gelmişti acabaa? Kimdi o zarfı yollayan? :) Nasıl anlatılırdı ki bu güzel dostluk ve hiç görüşülmemiş iki insanın sıcacık yüreklerinden gelmiş bir zarf olduğu? Ben de güldüm ve meraklı bakışları umursamayarak heyecanla açtım zarfımı. İçinden üzerinde çok şirin 3 adet minik baykuşun bulunduğu, arkasına yazılmış sımsıcak cümleler ile tüm yorgunluğumu unutturan bir kartpostal ve benim için değerleri çok ama çok büyük olan baykuş magnet ve cüzdan çıktı...
Size yemin ediyorum ki gözlerim doldu ve tekrar dünyanın bütün çirkinliklerinin sevgi ile güzelleştiğini düşündüm.
Sergül ve Japon Balığı, günümü aydınlattığınız ve taaa oralardan kalplerinizin sıcaklığını bana gönderdiğiniz için size ne kadar teşekkür etsem azdır. İyi ki bu bloğu yazmaya başlamışım ve sizleri tanımışım. Bundan sonra eski aktif günlerime dönmek için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Bütün güzellikler sizlerin olsun...

Çağlar Boyunca Kadın

Çok güzel bir animasyon hazırlamışlar. Sonuna kadar izlemenizi tavsiye ederim. Geçişler inanılmaz güzel olmuş.

Kadının her zaman güzel olduğunun görsel bir kanıtı niteliğini taşıyor adeta. Bu dünya biz kadınlar olmadan kimbilir ne kadar çirkin ve yaşanılmayacak bir yer olurdu. Erkeklerin bir kısmı bunu kabul etmeyecektir eminim ama onlardan ricam sadece 5 dakika durup kadınsız bir dünyayı düşünmeleri. İyi ki varız diyorum bayanlar... :)

Haydi tıklayın ve seyredin... Hazırlayanın ellerine sağlık...


http://www.saatchi-gallery.co.uk/blogon/mtvideobox.php?video_id=78

12 Şubat 2009 Perşembe

I Love Your Blog

Sevgili arkadaşlarım Alev ve Gizem tarafından çok güzel bir ödülle taçlandırıldım. Aylardır sesim soluğum çıkmamasına rağmen hala beni unutmamış oldukları ve sevdikleri için çok ama çok teşekkür ediyorum ikisine de... Ayrıca Alev'in bu son çağrım cümlesinin mahçubiyeti altında ezilirken bu yazıyı hemmen yazmak istedim... :)

Ödülün gönderilmesiyle ilgili 3 kural varmış;
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek.
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek.
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.

Bu blog bana o kadar çok güzel insan tanıma şansı tanıdı ki herbiri birbirinden değerli benim için. Hatta bloğu olmayan ama beni takip ederek yorumları ile günlerime neşe katan değerli arkadaşlarımı da unutmam mümkün değil. Ama malum kurallar var. Sanırım pek çok kişi bu ödülü çoktan aldı ve yanıtladı zaten. Elimden geldiğince ödül almamış olan sevdiğim ve takip ettiğim blogları seçmeye çalışacağım.

1. Dost Kokusu
2. İrem'cik ve Funda'm
3. Aslı'nın Günlüğü
4. Deniz Kızı
5. Papağan Gibi
6. Zerrin ve Nermiş
7. Gözde ve Ayşe

Son olarak hepinizi(burda ismi olamayanlar da dahil ) ve bloglarınızı çok sevdiğimi yenilemek istiyorum arkadaşlar. Ve kaydı yayınla butonuna basarak ödülümün sahiplerini haberdar etmeye gidiyorum koşarak. :)

10 Şubat 2009 Salı

ŞEKER OBJELER

Bu şirin şeylere tek kelime ile bayıldım. Hele o duvara asılan akvaryum bence muhteşem bir fikir. Bunları bulabilmem mümkün mü acaba? Netten bir araştırayım en iyisi. ;)





15 Ocak 2009 Perşembe

Yazamıyorum Öyleyse Yok Muyum?

Yazamıyorum....
Neden? Çok mu yoğunsun Sinem?
Hayır , o kadar da yoğun değilim.
Peki o zaman neden bu suskunluk?
Bilmiyorum, hiiç bilmiyorum.

Gerçekten bilmiyorum arkadaşlar. Ben ki her gün bloğa ne yazsam diye şevkle güne başlardım ama şimdi uzun zamandır bloğa giriş bile yapmamışım. Kuzenim Özge'nin silkelemesi ile yorumlara bir bakayım dedim.

Bunalım bir yazı olmayacak bu korkmayın. Hepinizi çok özledim. Alev'e çok mahçubum 2 mimini de karşılıksız bıraktığım için ama unutmadım onları. Hepinize karşı mahçubum ; bir yeni yıl yazısı bile yazmadım.

Sağlığım sıhatim iyi çok şükür. Hepinizi özledim. Umarım bu üzerimdeki ölü toprağından kurtulur ve aranıza dönerim. :) Sizleri takip ediyorum ama sessizce emin olun.

Güzel dostlarım, hepinizin adını tek tek yazmayacağım ama hepiniz biliyorsunuz ki sizleri seviyor ve yazılarla ,yorumlarla dolu günleri özlüyorum.

Bekleyin beni anacııım geleceğim diyerek bile bitiremiyorum yazımı. Yazamıyorum... Öyleyse yok muyum? :)

17 Aralık 2008 Çarşamba

Uzaydan Yaprağa :)


Evet yanlış okumadınız. Uzaydan yaprağa...Eğer aşağıdaki linke tıklarsanız uzayın derinliklerinden dünyadaki bir yaprağın protonlarına kadar uzanan muhteşem bir görsel şölene tanıklık edeceksiniz.

Ve belki de bu koca evrende ne kadar minik olduğunuzun farkına varıp sıkıntılarınızı ve dertlerinizi bir kenara bırakacaksınız kim bilir? Haydi bakalım bir deneyin. :)

http://micro.magnet.fsu.edu/primer/java/scienceopticsu/powersof10/index.html

12 Aralık 2008 Cuma

Gaziantep ve Esra'cımm


Gaziantep'in simgesi nedir? Hep bir ağızdan yemekleri dediniz değil mi? Ama yanıldınız. :) Yani en azından benim için en büyük simgesi canım arkadaşım Esra. :) Arsa araştırması için gittiğim Gaziantep'te Kasapbaşı ailesi tüm samimiyet ve içtenlikleri ile bana evlerini açtılar. Esra'cım hem iş konusunda hem de Antep'i gezdirme konusunda bana çok yardımcı oldu sağolsun. Onu görebilmiş olmak bile benim için çok büyük bir mutluluk oldu.


Gaziantep'teki ilk günüm(27.11.08-Perşembe) daha çok arsa dolaşmakla ve emlakçılarla görüşmekle geçti. Öğlen yemeğini bile yiyemedik işleri biran önce halledebilmek pahasına. Akşamüstü saat 16:30 gibi karnımızdan gelen seslere daha fazla dayanamadık ve benim lahmacun yeme isteğim üzerine meşhur Önder Lahmacun'da aldık soluğu. Hayatımda yediğim en güzel lahmacununu mideye indirirken eski günlerin güzel anıları şenlendirdi masamızı. Kısa bir Antep turunun ardından dağcılık kulübünün tavla turnuvasına gittik. Turnuva bahaneydi mekan ise şahane. Restore edilmiş tarihi bir Gaziantep evi olan bir cafeyi mekan olarak seçmişler. Ne de iyi etmişler. Yapıya hayran kaldım. Ortadaki sobayla eski çocukluk günlerime daldım. Sobanın üstündeki kestanelerle anın ve mekanın tadına vardım. Üstelik canlı müzik de cabası. Ama ne yazık ki lerleyen zamanı. durduramadım.


Esra ile az uyku felsefesini benimsediğimiz bu seyahat ikimiz için de oldukça yorucu ama her anın değerlendirildiği keyifli bir seyahat oldu. 2. gün (Cuma) meşhur İmam Çağdaş'da öğle yemeğimizi yediğimiz 14:00 saatine kadar yine iş koşuşturması ile geçti. Yemeğin lezzetini anlatmak için ne yazık ki türkçemi yeterli bulmuyorum. O derece yani. Gaziantep'de yemekten patlamadım ya bundan sonra eminim bir daha patlamam. :) Ahhh o kebaplarrr, tatlılarrrr, lahmacunlarrrr, dolmalarrrr, ayraaannnnn. Ahhhh. :) Tamam tamam sustum.

Yemeğin ardından müdürümün yüksek müsadesi ile işleri halletmiş iki birey olarak Gaziantep'i keşfe çıktık. Meşhur Antep çarşısını ve pasajını gezdik. Bakırcılar çarşısından hiç çıkmak istemedim. Kendimi eski devirlerde hissettim adeta. Taş yollar, restore edilmiş eski taş binalar, minik bakırcı dükkanları ve dükkanların önlerinde bakır döven bakırcılar...O ne güzel bir çarşıydı Allah'ım. Çarşıda dolaşırken Tütün Hanı diye bir yer keşfettik. Şirin avlusunun ortasına sedir tarzı oturma yerleri kondurulmuş. Eski konağın depolama yeri olarak kullanılan mağarası da kafeterya olarak değerlendirilmiş. Mağara bildiğiniz mağara. Ordaki eski evlerde depolama alanı olarak kullanılırmış. İçerisinde su kuyusu da bulunan müthiş bir mekandı. Tarihi tahmis kahvesine de uğradıktan sonra çini müzesine kıl payı yetişebildik. Zeugma'nın muhteşem çinilerinden oluşan müzeyi mecburen jet hızı ile dolaştık. Ardından arkadaşlarımız Asuman,Gönül ve Elvan ile buluştuk . Çok keyifli bir akşam geçirdik.

Cumartesi günü yani son günüm yine Gaziantep'i gezerek ve alışveriş yaparak geçti. Bakır hazne ve kapaklı kahve fincanı, ehlikeyf ve kahve yanında su ikram edilen minik truva bardaklarından ve tabii ki meşhur Gaziantep baklavasından aldım. Kır kahvesinde antep fıstıklı katmer yemeyi de ihmal etmedim.
Sevgili Mehmet amcam ve Fatma teyzemi de görme imkanı bulduğum için çok mutlu oldum. Ve her saniyesi ile dolu dolu geçen Gaziantep seyahatimi Esra'nın annesinin lezzetli yemeklerinin ardından noktalayarak İstanbul'a döndüm.
Şunu belirtmeliyim ki Gaziantep gerçekten çok güzel bir şehir.Esra'nın sürekli reklamını yaptığı kadar varmış. O kadar reklama rağmen bile bu kadar güzel olmasını beklemiyordum inanın. Umarım yine gitmek nasip olur.

Edirne, Selimiye Camii ve Tava Ciğeri








Anlatmaya Edirne'den başlayayım dedim.
Edirne'ye 3 sene önce de yine böyle bir günübirlik iş seyahati gerçekleştirmiştim. Çok büyük bir şehir değil. Ama aradan geçen bu 3 senede merkezde pek çok güzel düzenleme yapmışlar şehircilik adına.
Edirne'nin benim için yani bir mimar için en önemli özelliği tabii ki, Mimar Sinan'ın kendi deyişiyle ustalık eseri olan Selimiye camii.
Selimiye Camii pek çok özelliği ile Türk mimarlık tarihinin en önemli eserlerinden biri olmayı hak etmiş bir yapıdır. Kubbe çapı ve yüksekliğinin yanı sıra statik olarak sahip olduğu önemli ince detaylar ile tüm dünyanın hayranlığını kazanmayı başarmıştır. İç mekanındaki bezemeleri görünce etkilenmemek mümkün değil. Kubbesinin tam altında durup, başınızı o şahane kubbeye doğru kaldırdığınızda gerçekten sonsuzluğu hissettiriyor. Ama benim bu yapıda en çok hayran olduğum nokta minareleri oldu. Minareleri halka açık değil , ama benim görmeyi çok istememden dolayı kırmayıp kapısını açmışlardı 3 sene önceki gelişimde. İçeri girdiğim anda büyülendim adeta. Minarenin içerisinde yukarıdaki şerefelere(ezan okunan balkon tarzı çıkmalar) çıkan 3 adet merdiven bulunmakta. Her şerefeye ayrı ayrı çıkan 3 tane merdiven çözümlenmiş o daracık mekanın içerisinde. Ve işin en önemli kısmı bu merdivenlerden ayrı ayrı çıkan müezzinler birbirlerinin sesini duyabiliyorlar ama hiçbir noktada birbirlerini göremiyorlar. Bunun ne kadar ince ve hassas bir zekanın ürünü olduğunu hepiniz az çok tahmin edebiliyorsunuzdur.
Edirne Camii'nden saatlerce bahsedebilirim inanın ama iyisi mi ilgilenenleriniz http://www.selimiyecamii.com/index.php buraya tıklayıp incelesin ve ilgilenmeyenleri daha fazla baymadan edirnenin meşhur tava ciğeri konusuna hızlıca geçiş yapayım. :)
Ben ciğer sevmem diyenleriniz vardır eminim. Ama o diyenlerden ricam bütün ön yargılarını ve düşüncelerini bir kenara bırakıp bu lezzeti bir kez olsun tatmalarıdır. İstanbul'da da var Edirne ciğercileri ve onlar da çok lezzetli ama orda yediklerimin yanında onların lafı bile edilemez bence. Hatta edirnedeki ciğere başka isim bulsunlar bence. O kadar farklı ve güzel yani.:) En büyük özelliği kesiliş şekli ve kesilirken içerisindeki bütün sinirlerin büyük bir hassasiyetle temizleniyor olması. Edirne'deki en meşhur ciğerci Aydın tava ciğer. Aydun tava ciğer'in önünde 10-15 dakika kuyrukta bekledikten sonra içeriye girebildik. Soğuğa hiçkimse aldırmıyordu beklerken. Etraftaki ciğercilerin hepsi bomboştu. Edirne'deki müdürlerimiz kimsenin Aydın tava ciğer gibi güzel yapamadığını söylediler.
Ve işte günübirlik Edirne seyahatimden sizlere aktarabileceklerim bunlar. Hepinize sevgiler...

Ses veriyorum :)

Yokluğumda merak eden ve yorum yazan herkese çok teşekkür ediyorum.

Yazmayı bırakmadım. Sadece yoğunluğum halen devam etmekte. Bayram öncesi şehir dışındaydım. İki kısa iş seyahati ve bir günübirlik iş seyahati gerçekleştirdim. Günübirlik olan Edirne'yeydi. Ardından 3 günlük Gaziantep ve 2 günlük Konya seyahatlerim oldu. Çok keyif aldım. Ee haliyle bu seyahatlerin ardından hem ordan getirilen, hem de ofiste biriken işlerle boğuşmak epey yorucu oluyor.

Bloğu , sizleri ve yazmayı özlüyorum. Gerçi hepinizi Google - Reader'dan takip ediyorum. Yani aranızda hayalat gibi dolaşıyorum. :) Sizleri unuttum sanmayın. Sadece yazamıyorum işte.

Hepinize kucak dolusu sevgiler.

18 Kasım 2008 Salı

Çok Önemli Rica


Benim bloguma şu an bakıyorsan ve bir şekilde bu yazıyı okuyorsan senden rica ediyorum. Her kim olursan ol eğer blog sahibiysen blogunun içeriği ile ilgisi olmasa bile lütfen bahsedeceğim yazıyı yaz. Eğer blogun yada web siten yoksa "insan"olmanın görevidir diye düşün ve bahsedeceğim siteyi mail listende ki her arkadaşına yolla! Avaz avaz bağırmak ve dur demek istiyorum bu gidişhata!

http://kampanya.annecocuk.com/

Lütfen Sadece 2 dakikanızı ayırıp imzalayın ve siz de dur deyin bu gidişhata.

17 Kasım 2008 Pazartesi

Yoğurtlu Mayonezli Havuç

Bayılıyoruz bu soğuk mezeye. İnanılmaz lezzetli. Her yemeğe uyuyor bence. Yapılışı da oldukça kolay.





Malzemeler :

5 adet havuç
1 tatlı kaşoğı toz şeker
1,5 çay kaşığı tuz
2 diş sarımsak
1 kase yoğurt
1 kaşık mayonez
yarım çay bardağından az sıvı yağ

Yapılışı :

Havuçları rendeliyoruz. Sıvıyağında havucu şeker ve tuz ile kavuruyoruz. Yaklaşık 15 dakikada bu işlem tamamlanıyor. Derin bir kaseye yoğurdu, döbülmüş sarımsakları , mayonezi alıyoruz ve iyice karıştırıyoruz. Soğuduktan sonra, kavrulmuş havucu da bu karışıma ilave ediyoruz ve karıştırıyotuz. Sonra da afiyetle yiyoruz.