Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Esra & Serkan Nişan



Esra ve Serkan'ı artık hepiniz tanıyorsunuzdur sanırım. :) 10 / 05 / 2008 Cumartesi akşamı bu iki güzel insanı, inşallah birdaha hiç kopmamak üzere, nişan alyanslarıyla birbirlerine iyice sıkı sıkı bağladık. :)
İkisini de o kadar çok seviyorum ki artık kız tarafı mıyım, erkek tarafı mıyım unutmuş durumdaydım ki; nişana erkek tarafı ile birlikte katılmamla hatırlamış oldum. :)
Nişan, nişanlanacak çifin isteği doğrultusunda kız evinde yapıldı. İnanılmaz büyük ve güzel bir hazırlık yapılmış kız evinde. Eminim dışarıda olsaydı Esra'nın annesi ve babası daha az yorulurlardı. Her detay düşünülmüştü. Servis için özel ekipler tutulmuştu. Mezelerin biri gitti biri geldi, yemekleri maalesef sayamayacağım çünkü çok fazlalardı. Tatlılar deseniz mümkün diil anlatmam. Ama tüm bu detayların ötesinde şu güzel çiftimize bakar mısınız? Gözlerinin içindeki o ışığın ve yaşadıkları tatlı heyecanla karışık mutluluğun yanında bu kadar özenilmiş olsa bile detaylar önemsizleşiyor adeta.
Nişan yüzüklerini Serkan'ın anneannesi inanılmaz güzel bir konuşma yaparak taktı. Nişanın ardından sabahın ilk ışıklarına kadar sürmüş olan eğlenceye maalesef ki eşimin rahatsızlığı dolayısıyla katılamadık. Düğünde inşallah sandalyelerin neye benzediği konusunda hiç fikir sahibi olmayarak bu açığı kapatacağımıza inanıyorum.
Huzurunuzda Esra ve Serkan'a bir ömüüüüüüürrrrr boyu mutluluklar diliyorum. Sevgili anneannemizin konuşmasını belki heyecandan dinleyememişlerdir ya da bir kulaklarından girip çıkmıştır ama kendilerine tavsiyem kamera görüntüleri varsa bir şekilde bulup o konuşmayı tekraar tekrar dinleyip hazmetmeleridir. Şimdi diyeceksiniz ki sen kaç aylık evlisin de bu kadar bilir kişi olup çıktın başımıza. Haklısınız ama inanın o konuşma deneyim kokuyordu, evliliği o kadar güzel harmanladı, o kadar önemli tavsiyelerde bulundu ki anlatamam. Ben o güzel konuşmanın tamamından dersimi çıkarıp kaydettim. :)
Yolları hep açık olsun. Sevgileri, saygıları daim olsun inşallah. Kem gözler ve nazar üzerlerinden uzak olsun. En az nişan günleri kadar mutlu olsunlar. Boy boy çocukları olsun. Evlerinden yatılı misafir eksik olmasın. ;)
İkinizi de çok seviyoruz.

13 Mayıs 2008 Salı

Yeni Mim "Var mısın Yok musun?"

Haydins 'in 30.03.08 tarihli bu yazısında birlikte "Hayatta var ve yok olunan 10 madde" konusuyla yeni bir mim başlatmaya karar vermiştik. Ben çok fazla tembellik ettim bu konuda da... Kendisinin affına sığınarak gecikmeli de olsa Mim'i başlatıyorum.


YOKUM :

1 ) İkiyüzlülüğe yokum
2 ) Yalana ve yalancılığa yokum
3 ) İftiraya ve dedikoduya yokum
4 ) Hayatıma birşey katmayıp, aksine benden pek çok şey alıp götüren kişilere yokum
5 ) Tembelliğe yokum
6 ) Somurtmaya yokum
7 ) Güzellik uğruna maymuna dönmeye yokum
8 ) Kendimi ezdirmeye yokum
9 ) Numaralı gözlük takmaya yokum
10 ) Gösterişe yokum
VARIM :
1 ) Dürüst ve düzgün insan olmaya varım
2 ) Dostluğun ve dostların değerini bilmeye varım
3 ) Umutsuzluğa kapılmamaya varım
4 ) Herşey için herzaman şükretmeye varım
5 ) Her zaman gülümsemeye varım
6 ) Her türlü sanatsal, kültürel ve sosyal faaliyete varım
7 ) Bronz olmaya varım
8 ) Bakımlı olmaya varım (Keşke zaman yapabilsem)
9 ) Çalışkanlığa ve başladığım işi en iyi şekilde bitirmeye varım
10 ) Para biriktirmeye ama asla cimri ve eli sıkı olmamaya varım
Ben de Nazo 'yu ; Fortuna 'yı ve Lacheen 'i mimliyorum

Mim - Kitaplar

Sevgili Archisugar - Esra beni uzun bir zaman önce mimlemişti ama benim ilham perim ne yazık ki yeni geldi. :( Kendisinden bu gecikme için çok özür diliyorum. Biraz yoğun bir dönemdeyim ama bu asla mazeret sayılmaz farkındayım.

İşte gecikmeli de olsa bu konudaki düşünce ve görüşlerim;

Kitaplar küçük dünyamdaki hazinelerim desem yanlış olmaz sanırım. Okumayı ve okumaktan keyif aldıklarımı paylaşmayı çok severim. Asla korsan kitap almam. Alana da çok kızarım. Kendimi o kitabın yazarının yerine koyarım ve bir kitabın ortaya çıkmasının ve bizlere ulaşmasının hiç de kolay olmadığını düşünürüm her zaman. E o zaman bu emeğin karşılığı da hakettiği şekilde verilmeli bence. Bu düşünceyi her konuda KORSANA HAYIR diyerek özetleyebilirim kısaca.

Ne yazık ki son zamanlarda eskisi kadar çok kitap okumuyorum ve kendime çok kızıyorum. Bunun nedenini bir türlü bulamadım ama geçici olduğunu umut ediyorum.

Ben aynı anda 2 ya da daha fazla kitap okuyamam. Benim elimde bir kitap vardır her zaman , diğerleri onun bitmesini beklemeye mahkumdur. Çok merak etsem ya da elimdeki kitap beni sarmasa da sonuç değişmez. Aslında bu huyumun zararlarını görmüyor da değilim. Mesela elimdeki kitap beni sarmadıysa eğer, ben yine de inat edip onu bitirmeye zorlarım kendimi ve sakız gibi uzar da uzar o kitabın bitiş süresi. En sonunda kitap bitip kütüphanede yerini aldığında ben bir süre hiçbirşey okumak istemeyen bir ruh haline bürünmüş olurum ne yazık ki...

Okuyacağım kitabı nasıl seçtiğim konusuna gelirsem; çok satanlar listesinde olmasının benim için hiçbir önemi yoktur. Bir kitabın önce kapağı beni cezbeder, sonra ismine bakarım ilgi çekici mi diye. Çünkü bence yazarın uzmanlığını konuşturduğu bir konudur kitabın ismi. Ve ordan da artı alırsa kitabı elime alırım ve arka kısmını okurum. Ordaki anlatımdır beni kitaba çeken ya da iten.
Beni J.K.Rowling'in Harry Potter serisi sarıp sarmalamıştı bir dönem. Ben kadının yaratıcı zekasına ve akıcı anlatımına hayran kalmıştım. Adam Fewer'ın olasılıksız Kitabı da hafızamdaki en etkileyici kitaplar reyonunda en ön sıralarda. Ayrıca Kürşat Başar'ın Başucumdaki Müzik de beni çok etkilemiş kitaplardandır. V.C.Andrews'ın kitaplarının da bir numaralı takipcisiyimdir.

En son Canan Tan'ın Piraye'sini ve Ben seni çok sevdim 'ini okudum. İnsanı yormayan güzel bir anlatımı var.

Maalesef kitaplar konusunda kötü bir huyum daha var. Çeşit çeşit şirin Baykuş ayıraçlarım olmasına rağmen zaman zaman kaldığım yeri belirlemek adına kitaplarımın kenarlarını kıvırma huyuma gıcık oluyorum. Sanırım bunu; kitaplarımı gece yatmadan önce okuduğumdan ve uykumun gelmesi, gözümün yorulması gibi sebeplerle farkında olmadan yapıyorum. Huzurunuzda o narin kitaplardan özür diliyorum. :)

Kitap okuma konusunda anneme olan hayranlığımı dile getirmeden yazıma son veremeyeceğim. Annemdir bana okuma sevgisini aşılayan. Evimizde kitaplarımızı koyacak yerimiz kalmadı artık. Ve annem maalesef üzülerek okuduğu kitapları başkasına hediye ederek yer sorununu çözüyor son yıllarda.

Okuma sevgisinin çocuklara küçük yaşta aşılanması gerektiğini vurgulayarak yazıma son vermek istiyorum. Ve unutulmamalı ki bir birey ancak okuyarak kendini geliştirip kendisine, çevresine ve topluma faydalı hale gelebilir. Ne olursa olsun okumalıyız diyorum ve Sevgili İrem'in annesi'ni ve Sueda'nın annesi'ni mimliyorum . :)

Beşiktaş'lılık


Aşağıdaki yazıyı kim yazdıysa ne güzel yazmış. Ellerine sağlık.Ben de sizlerle paylaşmak istedim. Beşiktaşlılığın ruhunu ve özünü unutmuş insanların tekrar tekrar okumasını diliyorum. Tribündeki herşeye karşı taraftar, bu ruhtan olamaz bence. En tepesindeki kişiden , maça gidecek bilet parası olmayan sokaktaki Beşiktaşlıya kadar herkesin Beşiktaşlılık ruhunu yeniden özümsemesini diliyorum. Bu ruhun en önemli temsilcisi olan Sayın Süleyman Seba'yı da bu vesile ile saygı ile selamlamak istiyorum.


Ortaokuldaydım. Beşiktaş bir gün önce yenilmişti. Sıra arkadaşım `kızgınsındır sen şimdi' demişti. Bir an durup duygularımı gözden geçirmiştim. Radyodan dinlediğim maçın sonucu bende ertesi güne de yansıyan solgun bir ifade bırakmıştı besbelli. Arkadaşıma
'Üzüldüm ama, niye kızgın olacakmışım ki!' diye sormuştum.İddiasız biçimde, çocukça ve seçtiğim sözcüklerin yanlış olabileceğinden de ürkerek şöyle devam etmiştim:
`Ben Beşiktaş'a kızamam. Yenilirse yenilir, kazanırsa kazanır.Ben siyah - beyazı seviyorum.'

Sonraki yıllarda kafamı az kurcalamamıştı bu ruh hali. Beşiktaşlılık öyle bir ruh haliydi ki, maç sonuçlarına üzülünürdü, haydi haydi insanın canı çok sıkılırdı.Ama küçük bir çocukken nasıl öğreniyorsak öğreniyorduk işte; Beşiktaşlı kızarsa sahada olup bitenlere değil, hayatta olup bitenlere kızardı...Yamuk dünyalara, yanlış davranışlara kızardı. Zalime, yağmacıya, yalancıya kızardı.

Her Beşiktaşlı gibi ben de ağır ağır öğrenmiş, özümsemiştim.Beşiktaşlılık, taraftar olmaktan farklı ve fazla bir şeydir...

Gülümseyerek hatırlıyorum: O zamanlar da başkalarının objektif bulduğu yorumlar yapardım. Objektifsin dendiğinde de `hayır Beşiktaşlıyım da ondan' derdim.

Şimdi genç kuşak bazı Beşiktaşlılara bakıyorum:İlle de ve ne pahasına olsun başarı isteyenlere rastlıyorum aralarında. Açıkçası bu arkadaşlar Beşiktaş taraftarı ama Beşiktaşlılık ayrı bir şey. Çünkü Beşiktaş'ın kendisi başarıdır. Beşiktaşlı bundan gurur duyar. Yıldızlar, kupalar, kazanılmış maçlar... Bunlar ikincildir Beşiktaşlılık ruhunda.

"Ben takımımı severim; onunla gülerim, onunla ağlarım. Onu her platformda desteklerim.'’
Bu tavır dünyanın her yanında takım taraftarlığını belirleyen tavırdır. Ancak Beşiktaşlılık ruhu için yetersizdir. Nasıl yaşıyorsun?Nasıl davranıyorsun? Sorularının cevaplarıyla belirginleşir bu ruh.

Beşiktaşlı olmak bir yaşam tarzıdır sanki. Ahlaktır, dünya karşısında bir tavırdır."Nasıl geçirdik ama!' kültürüyle doğrudan ilgisi olmayan bir duruştur.Erdemin yanı başında saf tutuştur. İlginçtir, kolay açıklamalarla anlaşılır kılınamaz belki. Fakat zaman içinde böyle bir gelenek, böyle bir Beşiktaşlılık ruhu ortaya çıkmıştır. Üstelik bu his, bu ruh, bu duruş çok erken yaşlarda etkisi altına alır insanı.

Her Beşiktaşlı çocuk gözle görülmeyen ama hep yanı başında bulunan bir ağabeyden ahlak ve hayat dersi alıyor gibidir. Bütün Beşiktaşlılar bu hisle içli dışlı olurlar. Belki de dünyayı en keskin çizgileriyle görebilmekten geliyor bu fark. Bir yanda siyah, öbür yanda beyaz...Bir yanda ölüm, öbür yanda yaşam...

Şimdi Beşiktaş 105 yaşında. Ne güzel. Ama bütün bu anlattıklarım yüzünden diyorum ki, Beşiktaşlılık ruhu 1000 yaşında, on bin yaşında... İşte bu gerçek her şeyden güzel!

Birleşmiş Milletler Açlık Kampanyası

“Gelin blogunuza bir kampanya ekleyelim.Dünyada her 3 saniyede bir insan ölüyor açlıktan ve bunların büyük çoğunluğu henüz çocuk.Artık onlar için bir kampanya var! Tamamen ücretsiz!Sizde bu kampanyayı yayınlayarak hem ziyaretçilerinizi arttırın hemde faydalı işlerinize önemli bir halka ekleyin.Bu kampanya nedir?Birleşmiş Milletlerin Açlık Sitesine Girin.http://www.thehungersite.com/clickToGive/home.faces;jsessionid=F7E87F322090332899A42E3E61D9C7FB.ctgProd03Orada Göreceğiniz Sarı Düğmeye Tıklayın.Dünyanın Herhangi bir Yerinde Aç Bir insan Yiyecek Alıyor. Size Hiçbir Maliyeti Yok, Yiyeceğin Parası Reklam Logolarını Görmeniz ile Reklam Yapan Sponsorlar Tarafından Ödeniyor,Tüm Yapacağınız Bu Siteye Girmek ve Yiyecek Bağışla Help Feed The Hungry) Düğmesine TIKLAMAK. Bir Saniye Sürüyor, Günde Sadece Bir Kere Bağışta Bulunabiliyorsunuz.İşte bu kadar kolay!

Bu siteyle ilgili bilgilendirici mail bana çok önceleri gelmiş ve birkaç gün bu kampanyaya katıldıktan sonra iş yoğunluğumdan unutup gitmiştim. İşte biz insanoğlu bu kadar nankörüz. Yüzbinlerce ölü verdiğimiz depremi bile ne kadar çabuk unutmadık mı? Ama Cem Akkılıç çok güzel bir insanlık örneği göstererek bu kampanyayı unutturmamaya karar vermiş. Kendisinden gelen yorum ile kendime geldim ve benim de çorbada tuzum olursa ne mutlu diyerek kollarımı sıvadım. Bu yazının gerilerde kalabileceği düşüncesi ile Takip Ettiklerim kısmına BM Açlık Kampanyası Başlığı ile BM in sitesini de ekledim. Oraya hergün bir kez tıklayarak sağ üst köşedeki turuncu (click here yo give, it's free) kısma tıklayarak kampanyaya katılabilirsiniz. Umarım aramızdan pek çok duyarlı kişi çıkıp bu kampanyaya destek verecektir. Kampanyanın HTML kodunu alamadığım için bu şekilde bir çözüm buldum.

HEPİNİZE ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER...

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Kız Arkadaşlar

Bir arkadaşımdan gelen maili sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazının konusunda Kız Arkadaşlar yazdım ama Dostlar demek istiyorum aslında. Ben dostlarımdan hayatımın hiçbir yerinde vazgeçmedim.

Evlenirken de asla yazıda yazdığı gibi bir düşünce geçmedi aklımdan. Ama dostum sandığım pek çok kişinin aslında dost değil kız arkadaş(Yazıda yazdığı gibi değil, sıradan kız arkadaş) olduğu gerçeğiyle yüzyüze geldim düğün dönemimde. Gerçek dostlarımdan Firuzan kendi düğününden sonra bizlere "İnsan düğün ve cenazede anlıyor gerçek dostu düşmanı, iyi ki varsınız" diye mesaj atmıştı. Çok haklı olduğunu kendi düğünümde gördüm. :) Ben de gerçek dostlarıma İyi ki varsınız, sizleri çok seviyorum diyorum...

İşte gelen mail:

Annem 'Kız arkadaşlarını unutma' diye tavsiyede bulunmuştu..

'Yaşın ilerledikçe senin için daha önemli olacaklar, kocanı-çocuklarını ne kadar çok seversen sev, yine de kız arkadaşlarına ihtiyaç duyacaksın..

Onlarla bir yerlere gitmeyi ihmal etme..

Onlara vakit ayır ve kız arkadaşlarını daima hatırla..

Onlar sadece arkadaşların değil.. Senin kardeşlerin, kızların...' demişti..

'Ne kadar komik bir öğüt. Daha yeni evlenmedim mi ? Artik ben evli bir kadınım.

Kız arkadaşlarına ihtiyaç duyan bir genç kız değilim ki.

Bundan sonra kocama hayatimi adamak, yapacağım tek şey olacak' diye düşünmüştüm..

Ama yıllar geçtikçe, çocuk olsa da ya da olmadıkça, kocalardan boşandıkça ,

sevgililerin biri gidip diğeri geldikçe, annemin dediklerinin ne anlama geldiğini çok iyi anladım..

Zaman geçiyor.. Hayat akıyor.. Mesafe ayırıyor.. Ask büyüyor.. Sonra azalıyor..

Kalpler kırılıyor.. kocalar evde bir yerde duruyor.. Veya evlilikler mahkemede son buluyor..

Sevgililer değişip duruyor.. Erkekler arayacaklarını söyleyip, aramıyor.. İsler geliyor ve gidiyor..

Ebeveynler ölüp gidiyor.. Komsular değişiyor.. Ama kız arkadaşlar hep oradalar...

Siz onları bırakmadığınız sürece.. Geçen yıllar ve arada kaç km. mesafe olduğu hiç önemli değil..

Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğumuzdan daha uzak değil..

Hayatiniz içinde, öyle ya da böyle, yakin ya da uzak..

Tüm Kız Arkadaşlarıma Sevgiler.

SİZİ SEVİYORUM...

Göz Çevresi Alerjisi


Dedim size; nerde ilginç bi hastalık var beni bulur dedim. Demedim mi? Dedim. :) Şimdi de iki gözümün altındaki deride ve göz kapağımda benek benek alerji oluştu. :) Yumruk yemiş gibiyim. :)


Hani bir darbe alırsın da morarmadan önce kızarık bir evresi olur ya cildinde ; ayynen öyle işte. :( Daha önce de başıma geldiği için endişeli değilim. Ve maalesef ki neden kaynaklandığını çok iyi biliyorum. Bu yüzden kendime kızıyorum ya. Bile bile bu sonu hazırladım. Umarım biran önce geçer.

Benim alerjim makyajımı temizlemeden yattığım için oluşmadı. Çünkü son 1 yıldır hiç öyle yatağa gitmiyorum diyebilirim. Benim alerjilerimin nedeni YSL'nin magic touch denilen aydınlatıcısı. :( Ürünün kalitesini sorgulamıyorum çünkü benim göz çevremin hassaslığından kaynaklanan bir problem olduğunun farkındayım. Ne zaman bu ürünü kullansam göz altlarımda ve çevresinde kaşınma ile başlayan alerji peydah oluyor. E o zaman neden kullandın diyorsunuz değil mi? Haklısınız. Cahillik işte. Önemli birkaç görüşmem vardı ve yorgun gözükmemek adına kullandım. Bir daha kullanır mıyım? Töbeeeee... Gelin okuyalım bu alerji neden olumuş...

Göz çevresi yapısı gereği yüzün diğer bölgelerine göre çok daha hassas. Bu nedenle bu bölge daha fazla bakım ve özen gerektiriyor. Gözlerine gerektiği gibi bakmayan, onları bilinçsiz makyajla zarar veren hırpalayan pek çok kişi var. Gözler için bilinçli bakım son derece önemli. Makyajı temizlemeden yatmamak, doğru göz kremini ve makyaj malzemelerini kullanmak gözlerinizin sağlığının ve güzelliğinin anahtarları… Bu noktalara dikkat edilmediğinde alerjiden, göz enfeksiyonuna kadar birçok tehlike göz sağlığını tehdit ediyor.

Alerjilere dikkat!

Gözlerde kozmetik ürünlere bağlı olarak görülen rahatsızlıkların başında alerji geliyor. Acıbadem Göz Sağlığı Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mahmure Borlu kozmetik malzemenin bizzat kendisinin ya da içindeki tek bir maddenin gözde alerjiye sebep olabileceğini, aynı kozmetik malzeme bir kişide alerji yaratmazken diğer bir kişide alerjik reaksiyona sebep olabileceğini belirterek şöyle devam ediyor: "Hasta bir ürünün kendisinde alerji yapıp yapmadığını genellikle bilmiyor. Bu durumda kullanılan malzeme gözde kızarıklık, sulanma, batma gibi yakınmalar yaparsa hastanın onu derhal bırakarak hekime danışması gerekir." Bu açıdan özellikle sık sık alerji problemi yaşayanların su ile çıkabilen ürünleri kullanmasında, her 3 ayda bir kozmetik ürünlerini yenilemesinde fayda var.

Makyajınızı silmeden yatmayın

Süper Pazar :)

Dün çok güzel bir Pazar günü oldu benim için. Gerçi tek tatil günüm olduğu için Pazar her zaman süper ama dün ayrı bir güzeldi.
Eşimle biz çok uyku seven bir aile olmadığımız için çok şanslıyız. Erken kalkabiliyoruz ve koskoca gün bize kalıyor. Dün de kalktığımızda saatler 08:40 'ı gösteriyordu. Geleneksel Pazar kahvaltısının ardından geleneksen gazete okuma saatlerine geçmeden önce gazetelerimizi ve eşyalarımızı alarak Hilton İstanbul'un yolunu tuttuk.
Havuz başında keyifli bir gazete okuma seansının ardından; son zamanlarda her tarafımın ağrıdığı şikayeti aklıma geldi ve güzel bir hamam sefası yapayım dedim. İyi ki de demişim wallahi , gerilmiş olan tüm kaslarım ve üşümüş olan kemiklerim ısındı. :) E hamama girilir de kese yaptırılmaz mı? Kendimi Sibel hanımın güçlü kollarına bırakıverdim. :) Trabzonlu olması dolayısı ile hemşehrim olduğunu öğrendiğim Sibel hanım işinde gerçekten çok iyi.
Daha sonra eşimin talimatı olduğunu söyleyip beni masaj odasına aldılar. :) Aman Allahım, aman Allaaahııımmmm. Masaj ne güzel birşeymiş yaa. Zararlı diyen halt etsin. :) Yeniden doğdum adeta. Gerçi sanırım hamam ve masajdan sonra biraz rüzgar yedim ama umarım sorun olmaz. :)
Baharla birlikte doğanın yeniden canlandırdığı şu günlerde size tavsiyem en azından bir hamama gidip kese ve masaj yaptırmanızdır. İnanın baharla birlikte sizin de tüm hücrelerinizin canlanmasına yardımcı olacak bu eylem. :)

Türk Dil Bayramımız Kutlu Olsun












Dilimizi devlet dili yapan ulu şahsiyet Karamanoğlu Mehmet Bey’in 13 Mayıs 1277′de ferman yayımlayarak “Bugünden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk Dili’nden başka dil kullanmaya!’ diyerek anadilimizin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulmasını sağlaması yönüyle, dil bayramı için 13 Mayıs uygun görülmüş.

Büyük olasılıkla biliyorsunuzdur, duymuşsunuzdur: Türkçe, dünyada en çok kişinin konuştuğu 5. dil; anadili bakımından 3. dil; konuşulduğu yerlerin yüzölçümü bakımından ise 1. dildir.

Bu kadar köklü, güçlü ve yaygın bir dile sahip bir ulus, diline karşı bu kadar saygısız olmamalı bence. O yüzden gelin hepimiz dilimize sahip çıkalım ve 13 Mayıs Türk Dil Bayramı'nın daha çok kişi tarafından bilinmesini ve kutlanmasını sağlayalım. Türkçemizi düzgün kullanalım ve kullandıralım. :)

10 Mayıs 2008 Cumartesi

Annem'e

Yakın bir zamanda anem için bir yazı yazdığım için anneler günü yazımda çok sevdiğim Can Dündar'ın, çok sevdiğim yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum müsadenizle. Bu yazıyı bütün annelere armağan ediyorum.

Bazı kısımlarını kendime uymadığı için çıkardım ama yine de bütünü bozmadığımı düşünüyorum.

Canım , melek annemin ve tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Anneciğimin hakkının ödenmez olduğunu biliyorum. Ve anneme burdan tekrar diyorum ki;

Seniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii Çooooooooooookkkkkkkkkk Seviyorumm. Ama asla senin beni sevdiğinden daha çok sevemeyeceğimi biliyorum. Ne kadar mı seviyorum? Dünyalar kadar. :)


Sevgili Anneciğim,

Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların 'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...

Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin. Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin, kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın. O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyoruz.Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik... Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin en iyi annesi... Her çığlıkta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.

Sevginle donandım... Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz, bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki, anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladım. Şaşırdım. Bostandaki lahanaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının geçtiğini gördüm sokakta...

Söyleyemedim sana... 'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen; ben ilginle boğulduğumdan dertlendim. Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin?Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...

Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber...Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin? ...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu, tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.

Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık... Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...' diye başladıkça ben, değişen takvim yapraklarını koydum önüne...

Nasıl da zalim bir çark bu değil mi? Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun... Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi... Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları... Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk. Ben büyürken seni de büyüttüm.

O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları... İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini...Bense sevginden mahrum kalmaya fazla dayanamayacağımı biliyorum.

O yüzden bu Anneler Günü'nde sana upuzun bir ömür diliyorum. Hem biliyor musun?
'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......
Can Dündar

08 Mayıs 2008 Perşembe

Hayat Felsefem :)



Bu arada burda birşeyler yazmadan geçemeyeceğim. Ömer Hayyam'ın bu dizeleri benim hayat felsefemin temelini oluştur. Ben yaşama hep bu gözle baktım. Allah kimseye acı, keder, kayıp, felaket vermesin. Öyle durumlarda tabii ki insan bu şekilde bakamaz hayata... Ama genel manada budur yaşamın özeti.

Şimdi sorsanız annenize, babanıza, aneannenize, dedenize; "Hayat nasıl geçti anlat bana" deseniz, ne cevap verirler sizce? Verdikleri kapsamlı cevap ne olursa olsun hepsinin buluştuğu tek ortak nokta vardır. "Daha dün sokakta top oynuyordum sanki, nasıl geçti ne zaman oldu bitti herşey ve tüm bunlar ne zaman yaşandı hiç birşey anlamadım" derler kısaca size...

Ya siz? Sizi ele alalım mesela. Gitmeye de gerek yok aslında çok uzaklara... Dün değil miydi okul defteri kaplamalarınız? Dün değil miydi azıcık daha oyun oynayabilmek için ebeveynlerinize yakarışlarınız? Hemen şuracıkta duran o minik çocuk siz değil misiniz yoksa? Ne zaman büyüdünüz ki siz? :)

Yaaa işte gördünüz mü? Hayat denen şey işte bu... O yüzden şimdiye kadar gelip toprak olanlar gibi, biz de birgün gideceğiz bu diyardan. O zaman değer mi değmeyecek şeylere ve insanlara üzülerek bu ömrü harcamaya... Değer mi dünya malı için kalp kırmaya, ah almaya, yalan söylemeye....

Her sabah doğan güneşe, baharla şenlenen doğaya, sahip olduklarınıza, sağlığınıza, tokluğunuza, üşümediğinize ve hayatın size sunduğu herşeye şükretmeye değmez mi sizce?

Hepinizi kucaklıyorum...

Her Şey Sende Gizli (Can Yücel)


Her Şey Sende Gizli


Yerin seni çektiği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..

Kalbinin attığı kadar canlısın

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü..

Ne renk olursa olsun kaşın gözün

Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kâr sayma:

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün..

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.


Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak,

Bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli

Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel
Blog yazarının notu : Yaşamdaki herşeyi kendi seçimlerimiz olduğunu gösteren Can Yücel'in bu muhteşem şiirini çok severim. Benim bu bakış açısında olduğumu zaten hepiniz blok header ının altındaki Mevlana'nın özlü sözünden biliyorsunuz. Bu şiiri de paylaşmak istedim. Umutsuzlara umut, ışıksızlara ışık, yaşamdan keyif almayı unutanlara keyif olması dileği ile...

Yeni Sigara Yasağı Yasası

Yaşasıııınnnnnnnn.... Kurtuldukkk. İngiltere'ye gittiğimde en çok kapalı mekanlarda sigara içilmemesi hoşuma gitmişti ve keşke bizim ülkemizde de uygulansa demiştim. Çok içten dilemişim demek ki. :)

Eşimle futbol hastasıyız ve maçlara gitmeyi çok seviyoruz. Ama vip tribünde ve açık havada olmamıza rağmen içilen sigara ve purolardan nefes alamamaktayız. En çok tribünde yasaklanmasına sevindim.

İkinci olarak içerideki dumandan nefes alamadığımız, dumandan dolayı gözlerimizin yanmasından ve sulanmasından içeride duramadığımız için ve kıyafetlerimize sinen kokudan nefret ettiğimiz için barlara ve kapalı alan konserlerine gitmemeyi tercih etmeye başlamıştık ki yasa imdadımıza yetişti. Daha genciz; evde oturmak olmaz di mi anacım? :)

Ben ilk etapta layığıyla uygulanamayacağının bilincindeyim ama her yasa gibi bu da yavaş yavaş oturacaktır. :) Medeniyet önce insana saygı ile başlar.

Buyrun bakalım sigara içme yasağının kapsamında neler varmış:

Sigara içme yasağını düzenleyen yasa teklifinin 5 maddesi Genel Kurul’da kabul edildi. Görüşmeler sırasında kabul edilen bir önergeyle, yasağın kapsamı genişledi.

Sigara yasağı getiren teklifin üçüncü maddesi görüşülürken kabul edilen bir değişiklik önergesiyle yasağın kapsamı daha da genişletildi. Buna göre kamu binaları ile bar, restoran ve kahvehane gibi eğlence yerlerinde sigara içilmesi için özel alanlar oluşturulmayacak.

Yalnızca yaşlı bakımevleri, ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri ile cezaevleri ve toplu yolcu taşıyan deniz yolu araçlarının güvertelerinde sigara içilebilir özel alanlar oluşturulacak.Bu alanlara ise 18 yaşını doldurmamış kişiler giremeycek.

Köy kahveleri de sigara yasağı kapsamının dışındaydı. Ancak Genel Kurul’da verilen önergeyle köy kahveleri de yasak kapsamına alındı. Hastane bahçesi ve cami avlusunda ise sigara içilebilecek.

Teklife göre stadyumlar yine yasak kapsamına alındı. Ancak açık havada her türlü spor, kültür ve sanat faaliyetinin yapıldığı yerlerde sigara içenler için özel alanlar oluşturulacak.

Yasa teklifi görüşülürken DTP’li Hasip Kaplan elektronik sigaranın da kapsama alınmasını istedi.

Sigara içme yasağını düzenleyen 12 maddelik yasa teklifinin 5 maddesi kabul edildi. Teklifin görüşmelerine perşembe günü devam edilecek.

Bu arada Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada elektronik sigara, reklam ve ilanları ile ilgili kararın 15 Ocak’ta reklam kurulu toplantısında alınacağı vurgulandı.




06 Mayıs 2008 Salı

100. yazı

Yahu ben ne zaman 100 tane yazı yazdım anlamadım ki; Daha dün başlamamış mıydım blok yazarlığına? Şaştım kaldım doğrusu.

Müsadenizle kendimi tebrik etmek istiyorum. Daha güzel yazılara imza atabilmeyi diliyorum. Bu blok bana pekçok güzel dost kazandırdı. Sanal dost deyip geçmeyin. Herbiriniz benim için çok değerlisiniz.

Mesela Sevgili Laçin'in düğünü oldu; o gün yağmur vardı ve ben kendim gelin oluyormuşcasına dua ettim kendisine. Nazo'cuğum evlenecek ya merak ediyorum neler yapıyor, hazırlıkları nasıl gidiyor diye. Archisugar Esra'nın kızının hastane resimlerini gördüğümde üzüntüden öldüm adeta. Biyo'cum kendini cayır cayır yaktığında saçma tadaviler uyguluyor ve önemsemiyor diye içim içimi yedi. Alev'ciğimin oğluşu hastalandığında da öz evladım gibi meraktan öldüm günlerce. Serpil Türkiye'ye gelip ailesiyle hasret giderebildi diye çok mutlu oldum. Moonsun dönüm noktasındayım dediğinde, bu noktada en iyi ve hayırlı yolu seçmesi için dua ettim tüm kalbimle. Ayrıca ismini buraya yazamadığım diğer tüm dostlarımı bugün neler yapmış , neler yazmış acaba diyerek merakla ziyaret ettim hergün.

Beni, blog alemi ile şu dünyada gerçek dost kavramı dediğimde gözümün önüne gelen birkaç isimden ikisi olan Firuze&Saniye tanıştırdı. Kendilerine şirin bir blok yaptılar ve bu işin çok basit ve zevkli olduğuna beni inandırdılar. Diğer bir dostum Funda (İrem'in annesi) da çok destek oldu. Velhasılı kelam bu blok oluştu. İlk başta yazısız sadece yaptğım yemekleri ileride gülmek için eklediğim bir bloktu. Sonra hayatım oldu. Hayatımdan kesitler oldu. Sevinçlerim, hüzünlerim, paylaşmak istediklerim oldu...

Ben iyi insanların iyi insanlarla bir şekilde bir yerlerde biraraya geldiğine inanıyorum. Bu küçücük blokta sizlere açtığım dünyamda her yeni ziyaretçi ile bir mutluluk, her yeni yorum ile bir ışık buldum. İyi ki varsınız. İyi ki bu blokta bir şekilde yazmaya başlamışım.Hepinizi çok seviyorum.

05 Mayıs 2008 Pazartesi

Var mıyım, Yok muyum? :) Süpriiizzzz

Baktım olacak gibi değil, ortaya değişik ve olmadık teoriler atılıyor :) Dedim en iyisi uzatmadan paylaşayım...

Ben Var mısın, Yok musun yarışma programına başvurmuştum aylar önce. İlk başladığı dönemlerdeydi sanırım. Hatta internetten formumu gönderirken site kilitlenmişti birdaha da kabul edilmemişti başvurum. Yani başvurabildiğimden bile emin değildim.

Önceki hafta iş için Bursa'ya gideceğim günün öncesinde beni aradılar. Çok şaşırdım ve maalesef reddetmek durumunda kaldım. Artık İsmimin üstüne kalın bir çizgi çekmişlerdir derken geçen hafta Perşembe günü gelen telefon adeta bizden kolay kurtulamazsın diyordu...

Sanırım vazgeçemeyecekleri bir adayım. :) Neyse efendim Cuma günü mülakata çağırıldım. Esra'cım ile beraber gittik. İlk önce bize seyirci olarak programı izlettirdiler. Program yarın(Salı) yayınlanacak. İzlerseniz bana da bakının anacığım. :) Oralarda biryerlerdeyim. :)

Sonra bizleri mülakata aldılar. Bir bayan bir erkekten oluşan jurimizin karşısında pikniğe gitmiş bir havam vardı sanırım. O derece rahattım yani. Zaten orda yarışmacılarla ve yakınları ile konuşmalarımda gördüm ki şartlar çok ağır. Bana pek uymuyor ama tabii o şartları kendi gözümle gördükten sonra var mıyım, yok muyum karar vereceğim. Mülakatımı bir sohbet havasında tamamladım. Jüri üyelerinin konuşmalarımı ve cevaplarımı beğendikleri her hallerinden belliydi.

Sorular ve cevaplar cevaplar bana kalsın ama geyet mantıklı ve güzel cevaplar verdiğimi düşünüyorum. Bu arada 4 kişi olarak içeri alındığımız grupta en çok bana soru soruldu ve en uzun yanıtları ben verdim. Sohbet havasında olduğum için. Sadece soruyu yanıtlayıp bırakmadım yani. Ben hayırlısı olsun diyorum. Bakalım neler olacak. :) Sanırım biraz çılgınım ne dersiniz?

Hıdrellez

Yarın Hıdrellez. Hıdrellezle ilgili bir araştırma yaptım ve aşağıdaki bilgilere ulaştım. Sizlerle de paylaşmak istedim. Bu gece saat tam 12 olduğunda gül dibine bir kağıda çizdiğiniz dileğinizi ve bütünsene cüzdanınızda bereket için taşımanız gereken bozuk parayı gömmeyi unutmayın. Paranızı yarın alın, oje ile işaretleyin ya da minik bir kumaşın içine koyun. Bütün sene harcamadan cüzdanınızda taşıyın. Bereket getirir derler. :)

Bir de biz ben küçükken gece 12 de apartmanın bayanları olarak dışarı çıkar güle oynaya en yakınımızdaki dörtyola dileklerimizin şekillerini çizerdik. Ey gidi günler eyyyyyy.

Hepinizin; sadece bugün değil herzaman hayırlı dileklerinizin gerçek olmasını dilerim...

Bahtlarının açılması için kızlar bu geceden gül dallarına kırmızı bezler bağlayıp, gül dibine yüzükler atacak, ev araba isteyenler bahçe köşelerine taşlardan topraktan küçük örnekler yapacak, kiler kapıları, cüzdanlar açık bırakılacak ki bereket dolsun, çünkü yarın hıdrellez.
İnsanların kıştan kurutuluşlarının bir işareti ve baharı karşılama, piknik yapma, stres atma, eğlenme, adak adama, dilekte bulunma gibi düşünceleri gerçekleştirme amacıyla gelenekselleşen "bahar bayramı-Hıdrellez" yarın kutlanacak.
İnanışa göre Hıdrellez, Hızır ve İlyas Peygamberlerinin her bahar başlangıcında buluştuklarına inanılan 6 Mayıs'a rastlayan günde ölümsüzlüğe erişmiş olan iki Peygamber, İlyas ve Hızır, Hıdrellez günü buluşup görüşürler. Yerleşmiş geleneğe göre Hıdrellez gününde, bu buluşmayı ve baharın gelişini kutlamak için eğlenceler düzenlenir.
Mevsimlik bayramlardan biri olan Hıdrellez, Türkiye'nin hemen her köşesinde kutlanır. Hıdrellez gecesi Hızır'ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla, sadaka verme, oruç tutma ve kurban kesme gibi adetler de uygulanır.
Hıdrellez kutlamaları daima yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılır.
Hıdrellez gecesi bereket vereceği inancıyla yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi herhangi bir yere istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır'ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar. Hıdrellezde baht açma törenleri de oldukça yaygın olarak uygulanan geleneklerden.

02 Mayıs 2008 Cuma

Pearl Restaurant

Dün eşim bize bir güzellik yaptı ve bizi ; eşimle çok sevdiğimiz bir mekan olan Pearl Restaurant'ta yemek yemeye davet etti. Bu nazik teklif geri çevirilip, mutfağa girişilemezdi elbette. :) Hem Esra'cığımın da Pearl'ün o leziz Akdeniz usulü somon ızgarasını tatmadan gitmesi olmazdı doğrusu. Daha arabadayken gözüme kestirdiğim üst kat cam kenarı masayı görevli bayanın güler yüzü eşliğinde havada kaptık.

Pearl Restaurant Bebek'te deniz kenarında.(aradaki sahil yolunu saymazsak). İnanılmaz hoş bir ambiansı var. Çalan müzikler tam iş çıkışı insanı dinginliğe kavuşturacak nitelikte. Yemekler zaten enfes. Pearl aklınızın bir kenarında bulunsun derim.

Bu arada hayatımda ilginç olaylar yaşanmakta. :) Netleşince sizlerle paylaşacağım. Ne diye sormayın çünkü şimdiden söyleyemem. :)Merakla bekleyin bakalım. :)

01 Mayıs 2008 Perşembe

Esra geldi hoş geldi. :)

Esra benim üniversiteden çok sevdiğim arkadaşlarımdan biri. Beraber az gülüp eğlenmedik o güzel okul yıllarında. Okul bittikten sonra ben İstanbul'a savruldum, Esra da memleketi olan Gaziantep'e.

Esra'nın Antep'te biraz bunaldığını hissettim ve bir süredir gelmesi için baskı yapıyordum. Neyse ki yapı fuarı imdadıma yetişti. Biz ; Funda,Esra ve ben geleneksel olarak benim Ünicup dediğim etkinlikler çerçevesinde her yıl yapı fuarı zamanı İstanbul'da buluşmayı adet edinmiştik. Ama 2 senedir Funda'cık bebiş dolayısı ile aramıza katılamamakta. Geçen sene hamileydi, bu sene de bebiş küçük. :( Bir yanımız eksik kaldı elbette ama geleneğimizi sürdürebiliyor olmak da ayrı bir mutluluk...

Sabah 06:30 da Esra'yı havaalanından aldım. 07:00'da evdeydik ve birlikte kallavi bir kahvaltı yaptık. Ve maalesef Esra'yı dinlenmesi için evde bırakıp işe geldim. :) Eski ünicup günleri anısına , eski fotolardan da eklemek istiyorum. Buyrun bakalım...

29 Nisan 2008 Salı

İYİ Kİ DOĞDUN CANIM ANNEMM...



Kardeşimle dünyamızı aydınlatan ışıklardan birinin varoluş günü bugün... Bugün annemin doğum günü.

Bu sabah anneciğim eşimle birlikte Kırıkkale'ye yola çıktığı için kutlamasını dün akşamdan yaptık. Tabii ki süpriz bir şekilde. Kardeşimle iş çıkışı bizim evimizin kapısında buluşup , elimizde pasta ve hediyelerimizle; pastanın mumları yanık merdivenlerden çıktık. Kapıyı açmış beni bekleyen annem mumların yüzlerini aydınlattığı 2 evladını karşısında görünce şok oldu tabii ki. Karnımız aç olduğundan pasta merasimini yemekten sonra yineledik. Annem doğum gününü neredeyse 15 sene sonra ilk kez yavruları ile birlikte kutlamış oldu. Akşam boyunca bizim için bir ömre bedel olan gülümseyişi yüzüne yapışık halde dolaştı. :)

İyi ki doğmuş ve bizleri doğurmuşsun anneciğim. Sen şu dünyada gözümü kırpmadan uğruna canımı feda edeceklerim listesinde ilk sıralardasın.

Ben senin hakkını nasıl öderim annemmm.

Küçük kızın şarkıda söylediği gibi"Ne olur gitme, hep yanımda kal, Beni kollarına al" :( Ama mümkün değil bu biliyorum. Bize sunulan kısıtlı zamanlarla yetinmek durumundayız. Bu çark sevdiğimiz şeylerin tümü için geçerli değil mi zaten?

Ne zaman büyüdüm ben annem, oysa daha dün değil miydi okuldan gelişlerimi pencerede gözlediğin günler? Resim ödevlerime inatla yardım etmediğin gün dün değil miydi söyle bana? Eşyaları yenileneceği için boş kalan oturma odasında kendime özel oda istiyorum diye haftalarca yer yatağında yatan inatçı kızınım ben hala.Ve hala seni aynı çocuk ruhumla seviyorum inan bana. Yeri geldi sırlarımı paylaştın, sırdaşım oldun, dostum oldun, arkadaşım oldun. Yeri geldi beni korumak uğruna önümdeki duvar oldun, set oldun. Yeri geldi babamla aramıza kalkan oldun ama şu kısacık hayatta tüm varlığını bize adayan da sen oldun.

Aramızdaki bağ o kadar kuvvetli ki,; elime iğne batsa yüreğinin bir yanı sızlıyordur eminim. Ne yollar ayırabilir gerçek manada bizi ne de başka bir engel... Benim yüreğim burda her zaman seninle atacak. Ve seninki de her atışında adımızı tekrarlayacak biliyorum, bugüne kadar olduğu gibi.

Ellerin saçlarımda geziniyor hala ve gözlerime doldukça yaşlar, özlemin yüreğimde bir dağ oldukça; o ellerin kokusunu içime çekiyorum deriiin deriin. Mis gibi sen kokuyor ortalık. O an anlıyorum ki biz hiç ayrı değiliz aslında.

SENİ ÇOK SEVİYORUM ANNEMMM.

28 Nisan 2008 Pazartesi

BGİAD OLAĞAN GENEL KURULU

BGİAD (Beşiktaşlı Gençİşadamları Derneği 'nin yani derneğimizin iki yılda bir Nisan ayında yapılması gereken olağan genel kurul toplantısı 27 Nisan 2008 Pazar günü İstanbul Hilton otelinin Hyde Park toplantı salonunda yapıldı.

Başkanımız Sayın Nadir Yaman Oy birliği ile yeniden başkanlık görevine seçildi. Asıl ve yedek yönetim kurulu üyelerimizle birlikte yeni yönetim kurulu, objektiflerimize yukarıdaki gibi yansıdı.

Başkanımıza ve yeni yönetime önümüzdeki 2 yıllık süreçte başarılar diliyorum. BGİAD'ın şimdiye kadar olduğu gibi Beşiktaş camiasına güzellikler ve yenilikler katmaya devam edeceğinden eminim. Hepimize hayırlı olsun.