Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana
şiirler-güzel yazılar etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
şiirler-güzel yazılar etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

16 Haziran 2008 Pazartesi

Kusursuz Olmak

Naciye ablamın benimle paylaştığı güzel bir yazıyı ben de sizlerle paylaşmak istiyorum. Kusurlarımızla övünebilmek için. :)

KUSURSUZ OLMAK

Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı
testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..

Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış iki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış...Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuşFakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi,ırmak kenarında adama şöyle demiş:

'Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..' Adam gülümseyerek dönmüş testiye; 'Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok.Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum..Senin tarafına çiçek tohumları ektim.. Ve hergün o yolda ben su taşırken,sen onları suladın.. 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp,masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim' diye cevap vermiş.

Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz Her birimizin kendine has kusurları vardır. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan,mükafatlandıran, renklendiren..

Etrafımızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin.. Onlardaki kusurları
değil, içlerindeki güzellikleri görün...

16 Mayıs 2008 Cuma

Eski bir tapınak yazıtı...

Doğru yol tektir. İşte bunun kanıtı, eski bir tapınak yazıtı...


Gürültü-patırtının arasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma!

Başka türlü davranmak gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.

Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.. Bağışla ve unut; ama teslim olma..

İçten ol; telaşsız, kısa ve açık-seçik konuş! Başkalarına kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünki dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız planlarının değil başarılarınında tadını çıkarmaya çalış..

İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. seveceğin bir işi seçersen yaşamında bir bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.. işini öyle seveceksin ki başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın..

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol..sevmediğin zaman sever gibi yapma.

Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme..insanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz..

İnsanlığın yüzyıllardır öğrendikleri sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneceğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın! o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu sakın unutma..

Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et.ilkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı ömür boyu sürer..bazı idealler o kadar değerlidir ki o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür..

Yılların geçmesine öfkelenme.gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemsine izin verme..

Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman yelkenlerini rüzgara göre ayarla. çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.

Ara sıra isyana yönelecek olsanda hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır.onun için kavgalarını sürdürürken bile kendinle barışık ol..

Hatırlar mısın doğduğun zamanları; sen ağlarken herkes gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki herkes ağlasın sen çldüğünde, sen mutluluktan gülümse..

Sabırlı, sevecen, erdemli ol..eninde sonunda bütün servetin sensin. görmeye çalış ki bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yinede senin mekanındır..
Xsentüs i.ö. 9.yy

10 Mayıs 2008 Cumartesi

Annem'e

Yakın bir zamanda anem için bir yazı yazdığım için anneler günü yazımda çok sevdiğim Can Dündar'ın, çok sevdiğim yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum müsadenizle. Bu yazıyı bütün annelere armağan ediyorum.

Bazı kısımlarını kendime uymadığı için çıkardım ama yine de bütünü bozmadığımı düşünüyorum.

Canım , melek annemin ve tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Anneciğimin hakkının ödenmez olduğunu biliyorum. Ve anneme burdan tekrar diyorum ki;

Seniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii Çooooooooooookkkkkkkkkk Seviyorumm. Ama asla senin beni sevdiğinden daha çok sevemeyeceğimi biliyorum. Ne kadar mı seviyorum? Dünyalar kadar. :)


Sevgili Anneciğim,

Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların 'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...

Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin. Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin, kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın. O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyoruz.Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik... Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin en iyi annesi... Her çığlıkta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.

Sevginle donandım... Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz, bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki, anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladım. Şaşırdım. Bostandaki lahanaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının geçtiğini gördüm sokakta...

Söyleyemedim sana... 'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen; ben ilginle boğulduğumdan dertlendim. Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin?Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...

Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber...Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin? ...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu, tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.

Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık... Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...' diye başladıkça ben, değişen takvim yapraklarını koydum önüne...

Nasıl da zalim bir çark bu değil mi? Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun... Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi... Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları... Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk. Ben büyürken seni de büyüttüm.

O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları... İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini...Bense sevginden mahrum kalmaya fazla dayanamayacağımı biliyorum.

O yüzden bu Anneler Günü'nde sana upuzun bir ömür diliyorum. Hem biliyor musun?
'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......
Can Dündar

08 Mayıs 2008 Perşembe

Hayat Felsefem :)



Bu arada burda birşeyler yazmadan geçemeyeceğim. Ömer Hayyam'ın bu dizeleri benim hayat felsefemin temelini oluştur. Ben yaşama hep bu gözle baktım. Allah kimseye acı, keder, kayıp, felaket vermesin. Öyle durumlarda tabii ki insan bu şekilde bakamaz hayata... Ama genel manada budur yaşamın özeti.

Şimdi sorsanız annenize, babanıza, aneannenize, dedenize; "Hayat nasıl geçti anlat bana" deseniz, ne cevap verirler sizce? Verdikleri kapsamlı cevap ne olursa olsun hepsinin buluştuğu tek ortak nokta vardır. "Daha dün sokakta top oynuyordum sanki, nasıl geçti ne zaman oldu bitti herşey ve tüm bunlar ne zaman yaşandı hiç birşey anlamadım" derler kısaca size...

Ya siz? Sizi ele alalım mesela. Gitmeye de gerek yok aslında çok uzaklara... Dün değil miydi okul defteri kaplamalarınız? Dün değil miydi azıcık daha oyun oynayabilmek için ebeveynlerinize yakarışlarınız? Hemen şuracıkta duran o minik çocuk siz değil misiniz yoksa? Ne zaman büyüdünüz ki siz? :)

Yaaa işte gördünüz mü? Hayat denen şey işte bu... O yüzden şimdiye kadar gelip toprak olanlar gibi, biz de birgün gideceğiz bu diyardan. O zaman değer mi değmeyecek şeylere ve insanlara üzülerek bu ömrü harcamaya... Değer mi dünya malı için kalp kırmaya, ah almaya, yalan söylemeye....

Her sabah doğan güneşe, baharla şenlenen doğaya, sahip olduklarınıza, sağlığınıza, tokluğunuza, üşümediğinize ve hayatın size sunduğu herşeye şükretmeye değmez mi sizce?

Hepinizi kucaklıyorum...

Her Şey Sende Gizli (Can Yücel)


Her Şey Sende Gizli


Yerin seni çektiği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..

Kalbinin attığı kadar canlısın

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü..

Ne renk olursa olsun kaşın gözün

Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kâr sayma:

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,

Sevdiğin kadardır ömrün..

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.


Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak,

Bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli

Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel
Blog yazarının notu : Yaşamdaki herşeyi kendi seçimlerimiz olduğunu gösteren Can Yücel'in bu muhteşem şiirini çok severim. Benim bu bakış açısında olduğumu zaten hepiniz blok header ının altındaki Mevlana'nın özlü sözünden biliyorsunuz. Bu şiiri de paylaşmak istedim. Umutsuzlara umut, ışıksızlara ışık, yaşamdan keyif almayı unutanlara keyif olması dileği ile...