Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana
Aile etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Aile etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

25 Temmuz 2008 Cuma

Geçmiş olsun Kardiş ve Amerikan Hastanesi

Dün sabah kardeşim ameliyat oldu. Bizim de bu ameliyattan 2 gün öncesinde haberimiz oldu. Uzun süredir olması gereken bir ameliyattı. Erteleyip duruyordu. Aniden olmaya karar vermiş. Herşeyi ayarlayıp bize son dakikada haber verdi. Aslında hiçkimse gelsin istemiyordu ama böyle bir istek kabul edilemezdi tabii ki. Annem ve babam hemen yola çıkıp İstanbul'a geldiler ameliyattan önceki akşam.

Sabah 07:30'da Nişantaşı'nda Amerikan hastanesinde buluştuk. Hasta giriş işlemlerinden sonra Kerem ve babam Kerem'in ameliyata alınacağı bölüme geçtiler ve kardeşim saat 08:00 itibarı ile 1.5 saat süren ameliyaına götürülmüş.

Saat 09:30'da hasa dinlenme odasına getirildiğinde hala baygındı. Dokorumuz geldi ve ameliyatın iyi geçtiğini 1.5 saat dinlenip, ayılşdıktan sonra çıkabileceğini söyledi ama gelin görün ki öyle olmadı. :(

Ben doktorun bu sözlerini duyar duymaz işyerime koştum rahatlayarak. Ama annemleri her aradığımda bir yaramazlıkla karşılaştım. Kerem saatlerce kendine gelemedi. Akşam iş çıkışı koşa koşa hastaneye gittiğimde yani saat 20:00'da bile hala yarı baygın halde yatıyordu. :( Mide bulantısı ve kusma nöbetleri oluştu. Sürekli kan kusuyormuş. Anestezinin böyle etkileri olabiliyormuş. Ama benim anlayamadığım şu:

Amerikan hastanesi gibi bir hastanede ; ameliyattan bir gün önce narkoz esti yapılmış olmasına rağmen bu çocuğa nasıl olur da fazla narkoz vermiş olabilirler ve nasıl olur da narkozlu bir hastaya yemek olarak sandviç ve meyve suyu gelir? Konuşmak için bile ağzını açamayan biri nasıl sandviç yer? Ayrıca hastabakıcının görevi sandviçleri hasta masasına bırakıp gitmek midir? Hasta yakını olarak birzer hastayı doğrultmaya çalışırken yanlışlık yapma riski taşımıyor muyuz? Ayrıca o masanın nasıl hareket ettirildiğini bilmek zorunda mıyız? Ve son olarak Kerem'den sonra giren herkesin taburcu olduğu bir ortamda bilgilendirilmek hakkımız değil mi? Yani bilgi almak için hemşire ya da doktoru biz mi çağırmak durumundayız? Şeklindeki sorularımı ve düşüncelerimi iletmek için aradığım Amerikan Hastanesi Hasta Haklarından Nilüfer hanım sağolsun bana çok yardımcı oldu. Hataların düzeltilmesini ve ilgilenilmesini sağladı sanırım çünkü o telefondan sonra herşey daha hızlı ve ilgiliydi.

Kardeşim kan kusma nöbetlerinin bitmemesi, büyük tansiyonunun 7 olması ve tam olarak ayılamaması neticesinde önlem olarak dün akşam hastanede kaldı. Çok şükür şu anda evde.

Kardişim çok geçmişler olsun. Seni çok seviyorum. :)

16 Haziran 2008 Pazartesi

Boğaz Turuuuuuuuuuuuuu :)




Canım annem yine bizleri çok mutlu etmeyi başardı. Sizlerle paylaşamamıştım geçen hafta geldi aslında süpriz bir şekilde. Ahhh bir de babacığım da gelebilse tam süper olacak. :) İnşallah yakında onu da görürüm.
Cumartesi öğlen iş çıkışında annemi gidip kardeşimin evinden(benim eski evimden :( ) aldım. Beraber büyüdüğü çocukluk arkadaşı ile buluşturdum. Öyle tatlılardı ki görmeniz lazımdı. Nevin abla hiç evlenmemiş. Benim evime çok yakın oturuyor. Çok candan ve müthiş bir hafızaya sahip bir bayan. Kendisine maşaallah dedim bol bol. Eski anılarını yad ettiler. Ben de yüzümde güzel bir tebessümle izledim onları. Nevin abla seneler sonra bulmuş annemi. Üstün hafızası sayesinde. Annem kardeşime geldiği gün babam vasıtası ile aldığı telefondan kardeşimi aramış. Kendini tanıtmış. Tabii ardından kocaman çığlıklar kopmuş. :)
Daha sonra eve geldik ve benim aylardır burnumda tüten anne türlüsünü yaptık. :) En çok anne yaptı ama. O sırada ben de bulgur pilavı yaptım. :) Eşimin gelmesi ile evin içini mis gibi kokutan yiyeceklerimizi midemize indirdik. :)
Pazar günü yeğenimiz İrem üniversite sınavına girdi. Onun için bol bol dua ettik. Sonra kallavi bir Pazar kahvaltısı yaptık. Ortalığı toparladık, gazete fasılını hallettik ve annemle hadi ne duruyoruz evde diyerek attık kendimizi sokaklara. Bebek Abbas'tan waffle aldık. Park yeri bulamayınca bastık Ortaköy'e gittik. Annem Ortaköy'ü hiç görmemiş. Kendime kızdım senelerdir neden getirmedim diye. Bir kez gelmiştik ama yağmur bastırınca arabadan inemeyip geri dönmüştük. Bu sefer hava çok güzeldi. Ortaköy'ün ara sokaklarında laylaylom şeklinde dolaştık ana-kız. Anneme çok güzel laleli bir broş aldım. Annemlerin arkadaşlarının oğlu Çağdaş ile buluştuk. Hepberaber bol sohbetli güzel bir boğaz turu yaptık.
1 saat süren turun ardından evimize geldik. Benim ağzımda sürekli çıkan aftlar için aldığımız ekşi karadutu kaynattık. Harika bir pasta yaptık. Ben acil durumlar için köfte yapıp dondurucuya attım. Anlayacağınız anne - kız çok güzel bir hafta sonu geçirdik. :) Bu haftaya daha bir moralle başladım. İyi ki varsın annem. Artık istemeseniz de sizi İstanbul'a taşımak farz oldu. :)

15 Haziran 2008 Pazar

Babalar Günü Kutlu Olsun

Benim canım babamın ve bütün babaların babalar günü kutlu olsun.
Evlatlarıyla upuzun , sağlıklı ve huzurlu mutlu seneleri olsun inşallah bütün babaların.

Aşağıda sözlerini yazdığım şarkıyı çok severim. Babama ve bütün babalara armağan ediyorum.

Bu şarkının ayrıca benim için çok daha özel bir anlamı var. Düğünümde biz çıkmadan hemen önce anlaştığımız fotoğraf ve video ekibinin bizim için özel olarak hazırladığı slayt show'da benim küçüklükten, o ana kadar olat fotoğraflarım bu müzik eşliğinde görüntülenmişti. Eşimin bilgisayarından yazdığım için o görüntleri ekleyemedim. Video eklemeyi de bilmiyorum ama yarın kendi bilgisayarımdan eklemeye çalışacağım.

Bana bir masal anlat baba şarkısını dinlemek istiyorum diyorsanız ve küçüklük anılarınızı canlandırmak istiyorsanız tıklayın: :)

http://www.dailymotion.com/video/x2hbqq_yeni-turku-bana-bir-masal-anlat-bab_music

Bana bir masal anlat baba
İçinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun şekerle bal

Baba bir masal anlat bana
İçinde denizle balıklar
Yağmurla kar olsun güneşle ay

Anlatırken tut elimi
Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni

Bana bir masal anlat baba
İçinde tüm sevdiklerim
İçinde İstanbul olsun

12 Haziran 2008 Perşembe

12.06.2006 Hayatımı Değiştiren Gün :)

Hayatımı değiştirmiş olan günün manasının ne olduğunu hepiniz az çok tahmin etmişsinizdir.
12.06.06 sabahı uyandığımda hayatımın erkeği ile karşılaşacağımı biliyor ya da hissediyor muydum acaba. Ondan mı sabah erkenden uyanmış ve madem uyandım saçlarıma fön çektireyim bari demiştim. :) Bilinmez... :)

Her zamanki gibi yoğun ve yorucu bir iş günüydü. Saatler yaklaşık 11:00-11:30 arasıydı. Babamın kuzeni Volkan msn den bana "orda mısın? çok önemli" yazan bir mesaj göndermişti. Ofis curcunaydı. Yazabilecek durumum bile yoktu. Ama önemli demişti, ne olmuştu acaba? Sormadan edemedim.

İyi ki sormuşum. :) Meğer eşimin proje çizdirecek bir mimar arıyor olmasıymış bu kadar acil olan. Çok fazla müsait olmadığımı , eğer onlara uyarsa akşam iş çıkışı buluşup konuşabileceğimi yazdım. Akşam Bebek Starbucks'ta buluşmak üzere sözleştik.

Saat 21:05'di. Starbucks'ın kapısından girdik. Merdivenlerden alt kata inerken başını çevirmesi ile gözgöze geldik. Hani filmlerde olur ya; o an mekan silinir, insanlar silinir... İşte öyle bir andı. :)

Aracımın kötü yerde olduğunu söyledim. Çekebilirler gel otoparka alalım dedi. Volkan'ı bıraktık orda. Çok net hatırlıyorum. İkimizin de gözleri ışıl ışıldı.

Starbucks müşterileri sanki anlamışcasına deniz kenarındaki masayı bize bırakmışlardı. :) Çok keyifli bir sohbet sürüp gidiyordu. Bir ara , "geç oldu erkek arkadaşın kızmasın" gibi bir laf etti. :) Volkan da bende kahkahayı patlattık. :) Erkek arkadaş mı? Ben yalnız öleceğime mühürümü basmak üzereydim onunla karşılaşmamış olsaydım. :) Yalnız olmama çok şaşırdı. Benim gibi hoş bir bayanın erkek arkadaşı olmaması tuhaftı. Oysaki kaderin bizim için ağlarını örmüş olduğunun çoktaaannn farkına varmıştı bence. :)

O günü noktalarken yani saat 00:00 olduğunda biz telefonda konuşuyorduk. İşi tam konuşamamıştık. Yarın bir yemek yiyebilir miydik acaba? :) Reddedebilir miydim bu teklifi? Tabii ki hayır. Ama bir sorun vardı. Kalbimin böyle çarpması doğru muydu acaba? O benim akrabam sayılırdı. Ablası babamın büyük kuzeni ile evliydi senelerdir. :) Bu kan bağının olmadığı ama ailelerin birbirini tanıdığı bir akrabalık boyutuydu. :)

Kalbim öyle çarparak en doğru şeyi yapmış. Onunki de aynı aşkla çarpıyor olmalı ki o günden sonra her akşam işi bahane edip buluştuk. :) Ve ilerleyen zamanda anladık ki ikimiz de hayat eşimizi bulmuştuk. :) Buluşmak için birşeyleri bahane etmemize gerek kalmamıştı artık.

Allahıma şükürler olsun ki 2 sene önce bugün Volkan'ın msn deki mesajını yanıtlamışım. İşte yukarıda anlattıklarım neticesinde ben bugünü Hayatımı değiştiren gün olarak nitelendiriyorum. :) Sanırım haksız da sayılmam.

Not: Yukarıdaki fotoğraf bizim 23.06.06 tarihinde çekindiğimiz ilk fotoğrafımız. Bu yazıya o yakışır diye düşündüm. :)

28 Mayıs 2008 Çarşamba

Babam'a

Bugün içimden babam için bir yazı yazmak geliyor. Sabahtan beri sürekli aklımda. Çok özledim onu , sanırım ondan.Bu yazının fotoğrafı olarak da yukarıdaki fotoğrafı seçtim.

Bana bakar mısınız. Ona ne kadar sevgiyle bakıyorum. O da bana aynı sevgi dolu gözlerle karşılık veriyordu o an ama fotoğraf karesine yansımamış. Çok seviyorum ben bu fotoğrafımız.

Baba sevgisini anlatmak çok zormuş . Yazmaya başlayınca farkettim. Fotoğrafımıza bakıp duruyorum ve gözlerim doluyor.

Herkes bilir ki , bir kız için babası çok özeldir. Benim babam her zaman sırtımı dayayıp dinlendiğim liman olmuştur. O her ne olursa olsun güçlüdür çünkü benim gözümde. Benim babam sevgisini göstermez; gösteremez. Ama ben onun beni çok sevdiğini çok iyi biliyorum. Gözler kalbin aynasıdır derler. Biliyorum ki beni canından, kanından çok seviyor. Biliyorum ki ; benimle ve bugüne kadar yaptığım her işle, aldığım her kararla gurur duyuyor. Biliyorum ki gün gelip bir hata yapsam da o aynı sevgi ile hep orda olacak. Allahıma şükürler olsun ki ona sahibim.

Küçükken ben ona sarılırdım hep, dibinden ayrılmazdım. O sevgisini gösteremediğinden sarılamazdı bana. Ama ben kollarını omuzumda ellerini saçlarımda hissettim hep. Her zaman da hissedeceğim.

Sinirlidir benim babam. Aniden parlayıverir. Neye neden kızdığını bile anlamazsınız çoğu zaman. Zamanla tepkilerim ona benzedikçe anlamaya başladım onu. Genetik sanırım bu huylar biraz da. Benim dedem de böyle. :) Ben o sinirli babadan araba kullanmayı öğrendiğimde çevremizdeki herkes beni tebrik etmişti. :) Çoğu kişiyi pes ettirmişti babam o güne kadar çünkü. :)

Ailemden ilk ayrıldığım günü anımsıyorum şimdi. 18 yaşındaydım. Üniversiteyi kazanmıştım. Beni bırakıp döneceklerdi. Filmlerde ailesinden koparılan çocuklar gibi kalakalmıştım yurdun kapısında. Annem tutamıyordu kendini arabada. Görebiliyordum. Bense dakikalardır ağlıyordum zaten. Gitmelerini geciktirmek için her yolu denemiştim. Ama oraya kadardı işte. Tek başımaydım. Saatlerce ağladım.Annem" Sen bizim bel kemiğimizsin demişti" giderken, tıpkı 15 yaşındayken büyükbabamın Almanyaya giderlerken ona söylediği gibi. Bel kemiği olmadan insan ayakta duramazmış. Ben onların belini hayatımda hiç bükmediğime inanıyorum. Ve bu öğüdü hep aklımın bir köşesinde tutarak yoluma devam ediyorum.

Okul yıllarımda çok zor dönemlerim oldu. Annem aradığında "Sesin bozuk senin " derdi. Yooo uykusuzum ondan derdim geçiştirirdim. Ardından babam arardı. :) Babamın sesini duymam yeterdi kendimi bırakmama. Limanımdı o benim. Limanım... Dakikalarca hıçkıra hıçkıra ağlardım. O de telefonun öbür ucunda benim sakinleşmemi beklerdi. Yeterdi o bana. Birşey söylemesine gerek yoktu ki. Anlatırdım derdimi ona, dinlerdi. Ben her zaman arkandayım sıkma canını derdi. Bu okuldan sonra da hep böyle devam etti. Her zaman arkamdaydı. Bunu biliyor ve hissediyordum.

Deli kızı okul bitince İstanbul'a gideceğim , iş arayacağım dediğinde de arkasındaydı babam. :) Kızına ofisini ve işlerini hazırlamış olmasına rağmen.

20 gün süre tanıdı bana iş bulmam için. Daha fazlası yoktu. Geri dönecektim olmazsa. Ama ben kimin kızıydım? Kimin inatçı tuttuğunu koparmadan bırakmayan kızıydım? Herşeyin hayırlısı deyip çıkmıştım yola. Hayırlısı böyleymiş demek ki.

Zaman geçmiş yuvadan uçma vaktim gelmişti. Bir baba için o anın ne zor olduğunu o anda anlayabildim ancak. Ve bir kız için de öyle. Gelinliğimle odadan çıktığımda koridordaydı babam. Beni görünce kalakaldı. Birşey diyemedi yine. :) Ama bakışlar demiştim ya, o bakışlar. Yetiverdiler yine. Ve kardeşim belime kırmızı kuşağımı bağlarken yine gözlerimiz konuştu. Kuş yuvadan uçuyor derler ya; uçuyor muydum hakikaten?

İlk kez 18'imde ayrıldığım bu ev; gelinlikle çıkıyorum kapısından diye benim yuvam değil miydi artık? Hiç sanmıyorum. Ben de bir yuva kurdum evet çok şükür; ama baba evim de benim 2. yuvam olarak kalacak her zaman. Ben bazı akşamlar onlar görmese de babamı kapıda karşılıyorum, terliğini ayağına veriyorum eskisi gibi. Salatadaki fazla maydanozları ayıklıyorum :), onlarla sofraya oturuyor, onlarla televizyon seyrederken babamın soyduğu meyveleri yiyorum. :)

Canım babamm. Limanım. Sana herkesin huzurunda teşekkür etmek istiyorum. Bizi en iyi şekilde yetiştirdiğin ve ihtiyaçlarımızın eksiksiz karşılanmasını sağladığın için. Bizleri okuttuğun için... Her ne olursa olsun son gücüne kadar bizim için hayatla savaştığın için... Babalık gibi zor bir görevi en iyi şekilde icra ettiğin için. Seni ne kadar çok sevdiğimi sen gözlerimden anlıyorsun zaten. Ama bilmek mi istiyorsun? Dünyalar kadar çok seviyorum seni. Allah sana hayırlı, sağlıklı, uzun upuzun, mutlu, sağlıklı ve gönlünce bir ömür nasip etsin. Torunlarını da üniversiteye bırakmak nasip olsun sana babam... Sağlıkla ve hayırlısı ile kısmet olur da torunlarınızın da mürüvvetini görürsünüz inşallah annemle beraber...
İyi ki varsın...

SENİ ÇOOOOOKKK SEVİYORUMMMMMMM.

10 Mayıs 2008 Cumartesi

Annem'e

Yakın bir zamanda anem için bir yazı yazdığım için anneler günü yazımda çok sevdiğim Can Dündar'ın, çok sevdiğim yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum müsadenizle. Bu yazıyı bütün annelere armağan ediyorum.

Bazı kısımlarını kendime uymadığı için çıkardım ama yine de bütünü bozmadığımı düşünüyorum.

Canım , melek annemin ve tüm annelerin anneler gününü kutluyorum. Anneciğimin hakkının ödenmez olduğunu biliyorum. Ve anneme burdan tekrar diyorum ki;

Seniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii Çooooooooooookkkkkkkkkk Seviyorumm. Ama asla senin beni sevdiğinden daha çok sevemeyeceğimi biliyorum. Ne kadar mı seviyorum? Dünyalar kadar. :)


Sevgili Anneciğim,

Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların 'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...

Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin. Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin, kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın. O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyoruz.Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik... Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin en iyi annesi... Her çığlıkta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.

Sevginle donandım... Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz, bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki, anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladım. Şaşırdım. Bostandaki lahanaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının geçtiğini gördüm sokakta...

Söyleyemedim sana... 'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen; ben ilginle boğulduğumdan dertlendim. Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin?Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...

Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber...Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin? ...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu, tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.

Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık... Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...' diye başladıkça ben, değişen takvim yapraklarını koydum önüne...

Nasıl da zalim bir çark bu değil mi? Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun... Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi... Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları... Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk. Ben büyürken seni de büyüttüm.

O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları... İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini...Bense sevginden mahrum kalmaya fazla dayanamayacağımı biliyorum.

O yüzden bu Anneler Günü'nde sana upuzun bir ömür diliyorum. Hem biliyor musun?
'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......
Can Dündar

29 Nisan 2008 Salı

İYİ Kİ DOĞDUN CANIM ANNEMM...



Kardeşimle dünyamızı aydınlatan ışıklardan birinin varoluş günü bugün... Bugün annemin doğum günü.

Bu sabah anneciğim eşimle birlikte Kırıkkale'ye yola çıktığı için kutlamasını dün akşamdan yaptık. Tabii ki süpriz bir şekilde. Kardeşimle iş çıkışı bizim evimizin kapısında buluşup , elimizde pasta ve hediyelerimizle; pastanın mumları yanık merdivenlerden çıktık. Kapıyı açmış beni bekleyen annem mumların yüzlerini aydınlattığı 2 evladını karşısında görünce şok oldu tabii ki. Karnımız aç olduğundan pasta merasimini yemekten sonra yineledik. Annem doğum gününü neredeyse 15 sene sonra ilk kez yavruları ile birlikte kutlamış oldu. Akşam boyunca bizim için bir ömre bedel olan gülümseyişi yüzüne yapışık halde dolaştı. :)

İyi ki doğmuş ve bizleri doğurmuşsun anneciğim. Sen şu dünyada gözümü kırpmadan uğruna canımı feda edeceklerim listesinde ilk sıralardasın.

Ben senin hakkını nasıl öderim annemmm.

Küçük kızın şarkıda söylediği gibi"Ne olur gitme, hep yanımda kal, Beni kollarına al" :( Ama mümkün değil bu biliyorum. Bize sunulan kısıtlı zamanlarla yetinmek durumundayız. Bu çark sevdiğimiz şeylerin tümü için geçerli değil mi zaten?

Ne zaman büyüdüm ben annem, oysa daha dün değil miydi okuldan gelişlerimi pencerede gözlediğin günler? Resim ödevlerime inatla yardım etmediğin gün dün değil miydi söyle bana? Eşyaları yenileneceği için boş kalan oturma odasında kendime özel oda istiyorum diye haftalarca yer yatağında yatan inatçı kızınım ben hala.Ve hala seni aynı çocuk ruhumla seviyorum inan bana. Yeri geldi sırlarımı paylaştın, sırdaşım oldun, dostum oldun, arkadaşım oldun. Yeri geldi beni korumak uğruna önümdeki duvar oldun, set oldun. Yeri geldi babamla aramıza kalkan oldun ama şu kısacık hayatta tüm varlığını bize adayan da sen oldun.

Aramızdaki bağ o kadar kuvvetli ki,; elime iğne batsa yüreğinin bir yanı sızlıyordur eminim. Ne yollar ayırabilir gerçek manada bizi ne de başka bir engel... Benim yüreğim burda her zaman seninle atacak. Ve seninki de her atışında adımızı tekrarlayacak biliyorum, bugüne kadar olduğu gibi.

Ellerin saçlarımda geziniyor hala ve gözlerime doldukça yaşlar, özlemin yüreğimde bir dağ oldukça; o ellerin kokusunu içime çekiyorum deriiin deriin. Mis gibi sen kokuyor ortalık. O an anlıyorum ki biz hiç ayrı değiliz aslında.

SENİ ÇOK SEVİYORUM ANNEMMM.

28 Nisan 2008 Pazartesi

Anneciğimle Haftasonu

Annemle birlikte çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Zamanımız olsaydı eminim daha pek çok şey yapacaktık ama hafta sonu su gibi akıp geçti.

Cumartesi günü annemi alıp peşimden inşaatlara sürükledim. Maksat beraber olmak değil miydi? O evde otururken benim içim nasıl rahat ederdi? Dönüşte de akşam anneanneme uğradık.Anneannem bizim için birsürü yemek hazırlamış. Karnımızı doyurmuş olduğumuz için çok hayıflandım. Ama yine de hepsinin tadına bakmadan da duramadım. Favorim mercimekli,erişteli çorba oldu...

Anneannemin karşı komşusu Hediye teyzeyi de gitmişken ziyaret ettik. Hediye teyze inanılmaz hamarat bir bayan. Anneannem de çok hamarattır elişi konusunda ama artık eskisi kadar yapmıyor. Yünden çiçek motifleri yapmış anneannem. Bana hediye etti. Broş yapmayı düşünüyorum onlardan. Yapınca sizlerle paylaşırım. Hediye teyzenin yaptıkları ise adeta sanat eseri niteliğindeydi. Birkaçının fotoğrafını çektim sizlerle paylaşmak için...
Ben hepsini çok beğendim. Yelek adeta bir şaheser. Sanırım çok beğendiğimizi görünce anneannem benim için ve annem için de bu tip birşeyler yapacak. :)
Pazar günü kardeşimin de bize katıldığı kallavi bir kahvaltının ardındanben BGİAD genel seçiminde oyumu kullandıktan sonra ;annemle Sultanahmet'e gittik , Sultan Ahmet Köftesi yedik , oralarda gezdik ve daha sonra annemin hacdan arkadaşı Gülten teyze ve Sedai amcaların Avcılarda çok güzel deniz manzarasına sahip saray yavrusu niteliğindeki evlerine konuk olduk. Ben onlarla o gün tanışmış olmama rağmen çok sevdim. Gülten teyze ve yardımcıları Nazo yemekler konusundaki bütün hamaratlıklarını konuşturmuşlar. Nazo bir yağlama yaptı bize sıcak sıcak, neredeyse parmaklarımı yiyordum. :) Hepsine tekrar teşekkürler.




Ve güzel bir hafta sonunu Bebekte Waffle yiyerek noktalandırdık. Kaç kilo almışımdır dersiniz?

26 Nisan 2008 Cumartesi

İyi ki doğdun Banuşşşşşş

Banu benim haloşumun kızı yani kuzenim. :) Canımdır o benim canııımmm. Kalbinin güzelliği yüzüne yansımış bir melek de diyebiliriz kendisine.

Bugün yani 26 Nisan Banuşum'un doğum günü. Kendisine burdan iyi ki doğdun, iyi ki varsın demek istiyorum. Seni gerçekten çok seviyorum kuziii. Ben senin hakkını nasıl öderim bir bilsem. Umarım bugünden itibaren hayatta herşey ama herşey hayırlısı ile gönlüne göre olur. Sen herşeyin en iyisini hakediyorsun ...

20 Nisan 2008 Pazar

Baykuş Koleksiyonum













İşte karşınızda Baykuş koleksiyonum.

Şu anda t-shirtler ve sipariş ettiğim kolye ile birlikte toplamda 32 parça. Biraz frene bastım uzun süredir. Evimiz çok büyük olmadığından, koyacak yer sıkıntımız oluşmaya başladı. Çalışma Odamızdaki raflarında dizili çoğu...

Benim için herbiri çok değerli ve anlamlı. Birçoğu çok sevdiğim kişilerin armağanı. Ama hediye sahiplerinin yüksek müsadesi ile benim için en değerli ve en anlamlı olanı yağlıboya Baykuş tablom.

Neden derseniz o bana eşimin takılar haricindeki nişan hediyesidir. Nişan alışverişinde bıkmış ve alınacakları tamamlamaya çalışır halde dolaşırken ve bu alışverişin saçmalığından ikimiz de yakınırken bu tablo çıktı karşımıza. Ben büyülenmiş gibi tabloya bakıyordum gözümü ayırmadan. Nadir de aynı yöne dönüp baktığında , surat ifademdeki şaşkınlığın anlamını çözdü ve ben daha büyünün etkisinden kurtulmadan tabloyu paketlenmiş buldum. :) Arabaya sığmaması vs. gibi taşırken çektiğimiz eziyetlerin hiçbiri nedense bizi mutsuz etmedi. Çünkü o tablo o gün çektiğimiz tüm eziyetlerin yokolup gitmesini sağlamıştı. :)

Şu anda evimizin başköşesinden bizi seyrediyor tablomuz. Ve ona her bakışımda o günleri anımsatıyor bana. Aşkımın ne kadar ince bir erkek olduğunu bana o günlerde gösteren bir simge adeta...

17 Nisan 2008 Perşembe

Anne ve yavrular :)

Dün akşam evin kapısını kardeşim açınca eve , eşime anneme ulaşmış olmanın yanısıra kardeşimi de görme mutluluğunu yakalamış oldum. :)

Ben evlenmeden önce biz kardeşimle Acıbadem'deki şirin ama bekar evi tadındaki yuvamızda birlikte yaşıyorduk. Şimdi maalesef eskisi kadar sık görüşemiyoruz. Elimizden geldiğince birarada olmaya gayret ediyoruz.

Annem; hasret gidermek ve yaptığı güzel yemeklerden yemesi için kardeşimi de davet etmiş. Ne de iyi etmiş. Fotoğraf karesinde gözüm babamı da arıyor ve fotoğraf bana eksik geliyor. Umarım en yakın zamanda babamıza da kavuşup hasret giderme olanağı buluruz.

İyi ki geldiiiiin annneeeee....
İyi ki varsın anneeee....
Babamı da getirseydin annnneeee
Sizi seviyoruuuuuzzz annneeee...

Not: Yukarıdaki dizeleri Happy Birthday meledisi ile okuyunuz lütfen. :)

15 Nisan 2008 Salı

Yuppiiiii annişim geldiiii :)

Dün öğlen saatlerinde annemin geleceğini söylemesi ile aydınlandı günüm. :) Sonunda anne - kız biraraya gelip uzun sohbetler yapabilecektik aylardan sonra... Saatler nerdeyse geçmek bilmedi, bir türlü akşam olamadı dün. Bir de sevdiklerim yoldayken ben çok kötü olurum. Nefes alamam heyecandan. :)


Şimdi anneciğim evde, ben burda işyerimdeyim. Reva mı bu? Çabucak akşam olsun. :)


Anneme bir şiir armağan etmek istiyorum müsadenizle. :) Bu şiiri anaokulunda bir şenlikte sahneye çıkıp annemin gözlerine gözlerimi dikip okumuştum bir zamanlar. :)

Anneciğim seni ben,
Çiçeklerden,yemişten,
Sarı saçlı bebekten,
Canımdan çok severim.
Gitme hep yanımda kal.
Beni kollarına al.
Pembe gülden daha al,
Yanağından öperim.

11 Nisan 2008 Cuma

Süpriiiiiizzzzzzz :)

Dün aşkım için süpriz bir doğum günü partisi organize ettik. Veysel ve Cenk çok yardımcı oldular sağolsunlar. Son dakika yapılan bu organizasyonu duyar duymaz bütün dostlar sağolsun (işi olanlar dışında) seve seve katılacaklarını belirttiler ve katıldılar da. :)

Aniden geldi böyle bir süpriz yapmak aklıma. Aslında aşkım pek süprizleri ve özel gün kutlamalaını sevmez. Kızmasından korkmadım dersem yalan söylemiş olurum. :) Başbaşa yemek yiyeceğimizi sanarak girdiği TOCC'da, kapıdan girer girmez kopan iyi ki doğdun ve alkış sesleri ile beliren şaşkın yüz ifadesi ve kulaklara varmış bir ağız bana kocamaaan bir ohhh dedirtti. :) . Tüm dostlar sağolsunlar hafta içi ve yorgunluk demeden oradalardı. Hepsine tekrar teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.


Tocc'da güzel dostlar , güzel yemekler, güzel servis ve hoş sohbetlerle çok mükemmel geçen birkaç saate hepbirlikte imzamızı attık.


Canım sevgilim. Yüzündeki o mutluluk hiç ama hiç solmasın. Seni çok seviyorum...

10 Nisan 2008 Perşembe

İyi ki doğdun...

Canım benim;

Sen benim bu dünyada başıma gelen en güzel şeylerden birisisin. Senin için, bana yaşattıkların için, yaşadıklarımız için neredeyse her soluk alıp – verişimde şükrediyorum Allah’ıma… İçimdeki seni nasıl anlatabilirim ki? Ancak sana baktığımda gözlerimdeki ışık anlatabilir sana olan sevgimi, hislerimi.

Biranda girdin dünyama. Deniz kenarındaki o malum mekandaki ilk buluşmamızda, gözlerin gözlerime değdiğinde dünya durdu sanki. Kişiler arasında elektrik diye bir şey yoktur diyenlere inat; belki saniyelik ama bize dakika gibi gelen bir süreydi aramızdaki o ilk çekim. İyi ki mimar olmuşum diyorum şu an geriye bakıp o sahneyi düşündüğümde. Küçük bir iş için bir mimar arayışındı bizi bir araya getiren. Masamızda Volkan da vardı evet ama biz ikimizde farklı bir alemdeydik sanki. Senin gözlerindeki ışıltıdan, benim dudaklarımdaki gülümsemeden belliydi bu halimiz.

O günden sonra birbirimizi görmediğimiz bir gün geçti mi? diye düşündüğümde; seyahatlerimiz haricinde hiç ayrı düşmedi yollarımız. Ne kadar yorgun ve yoğun olursak olalım 10 dakikalığına da olsa birbirimize koştuk hergün..Allah o yolları hiç ama hiç ayırmasın.

Bugün 10 Nisan . Bugün senin doğum günün benim canım sevgilim … İyi ki doğmuşsun, iyi ki doğmuş ve benim olmuşsun…

7.7.2006’da yani düğünümüzden tam 1 yıl önce ve ilk karşılaşmamızın üstünden sadece 25 gün geçmişken bana yazdığın mailde “Ben senin ile bir ömür istiyorum” demiştin. Benim ömrüm senindir yuvamın direği.

Şimdi yeni bir yaşa adım atıyorsun. Yeni yaşın ve bundan sonra gelecek her yeni sene sana şans getirsin birtanem. Birlikte , elele , sağlık , huzur ve mutlulukla ; saygı ve sevgimizi hiç yitirmeden yeni yıllara yeni yaşlara adım atalım inşallah. Yuvamız her zaman huzuru bulduğumuz yer olsun şimdiki gibi.

İyi ki doğdun benim gözümün nuru. Seni çok seviyorum.
Yumdum gözlerimi...
Yumulu gözkapaklarımın içindesin sevdiceğim
Yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar
Şimdi orada herşey seninle başlıyor
Şimdi orada hiçbirşey yok sensizliğe ait
Ve sana ait olmayan

05 Nisan 2008 Cumartesi

Kavuşma Anı

İşte o an. Gözlerdeki ışığın ve dudaklardaki gülümsemenin herşeyi anlattığı kavuşma anı.

Hoşgeldin evimin direği, gözümün nuru. Beni birdaha hiiç bırakma. :)

İyi ki doğdun Ayşe :)


Dün yani 04.04.08 'te Ayşe'mizin geride bıraktığı 6 yılı kutladık. Ayşe benim küçük teyzemin kızı. Resimlerdeki cingözlüğünden anlamışsınızdır ne kadar şirin olduğunu. :) Sol resimdeki pembeli de benim büyük teyzemin kızı Dilan. Koç Hukuk'ta hazırlık okuyor. Dilan'ın yanındaki de Ayşe'nin annesi Şule... :) Hepsi sizlerle tanıştıklarına memnun oldular efenimmm. :)

Teyzem inanılmaz güzel bir sofra hazırlamış. Maalesef resmini çekmeyi unuttum. Bir zeytinyağlı enginar yapmıştı ki; hayatımda yediğim en güzel enginardı. Menüde bunun yanında enfes bir salata, etli yaprak sarması, pilav, zeytinyağlı fasülye, havuçlu nefis ötesi birşey ve tabii ki pasta vardı. :)

Ayşe'cim yüzün gibi bahtın da güzel olsun, hayatta şansın hep bol olsun inşallahhhh. Sevdiklerinle nice mutlu, sağlıklı ve uzuuunnn yılların olsun inşallah meleğim benim.

04 Nisan 2008 Cuma

Kavuşma Günü

Şu anda canım sevgilim bulutların arasında ve giderek bana yaklaşmakta. :) İnşallah 2 saat sonra İstanbul'da olacak. Saatler durdu, geçmek bilmiyor adeta. Sanırım yelkovanla akrep aralarında anlaşmış benimle oyun oynuyorlar. :)

2 saat sonra İstanbul'da inşallah ama o yorgunlukla gözü yolu uzatmayı yer de , benim ofisime gelir mi bilmem. Benim izin almam zaten mümkün değil. Bu durumda kavuşmamız akşam 20:00 sularında gerçekleşecek. Bakalım neler olacak. Bekleyelim veee görelim. Aşkıma sağ-salim kavuşayım da saati felan umurumda değil yemin ederim.

Allah tüm özlem çeken, aralarında mesafeler-yollar olan ve başka nedenlerden dolayı ayrı düşen ve kavuşmayı arzulayan herkese yardım etsin.

27 Mart 2008 Perşembe

İzmir'in Kavakları :)

2 günlük yokluğumu farketmişsinizdir sanırım. :) İzmir'deydim. İş için gittim ama görümcem (aslında ablam demek istiyorum) Nuriş ve kızı Selin'ciğimi görebilme ve onlarla vakit geçirebilme şansı buldum bu sayede. Gideceğimi haber vermedim onlara, süpriz olsun istedim. Size bir koli yolladım büyük bir koli evde olun şu saatlerde gelecekmiş dedim. Ve koliyi beklerken karşılarında beni buldular. :) İlk fotoğrafta beni gördükleri andaki şaşkın suratlarını görmektesiniz. Daha sonra birlikte Agora alışveriş merkezine gittik, yemeğimizi yedik, kahvemizi içtik. Selin'e çok şeker pembiş ayakkabılar aldık. Eve döndük. Kızkıza pembe pijama partisi verdik. Selin ile birlikte uyuduk. Sabah 2 derslerini astılar benim için. Kallavi bir kahvaltı hazırlamış Nuriş bize, sıcacık simit eşliğinde kahvaltımızı yaptık. Sonra beraber okula gittik. Ben onları okullarına bıraktım ve yoluma devam ettim. Kısa süreli de olsa o kadar güzeldi ki herşey anlatamam. Çok özlemişim ikisini de. Umarım en kısa zamanda kavuşuruz. :)

Bir de size İzmir Bergama'da Nato yakınlarındaki Bergama Köftecisinden bahsetmek istiyorum. Burası sabah 11:00'den 15:00'e kadar açıkmış ve inanılmaz güzel köfte yapıyorlar. İzmir'de olup da bilmeyenlere ya da yolu İzmir'e düşeceklere tavsiye ederim. Ayrıca İnciraltı'ndaki Mercan Restaurant'ta balık yeme şansı buldum ki; lezzetinin tarifi imkansız. Hayatımda yediğim en iyi kalamarı yapıyorlar. Mezeler bir şahane. Mercan'ı da şiddetle tavsiye ediyorum.

19 Mart 2008 Çarşamba

Annem ve Babam

İşte benim canlarım... Bugün onları 1 saat görme şansım oldu. En son 4 Ocak'ta Hac'dan geldiklerinde görebilmiştim onları. Dile kolay 2.5 ay olmuş. :( Bugün Madrid'e gittiler. Uçakları İstanbuldan kalktığı için kısa süre de olsa görüşme imkanımız oldu. Umarım güzel bir tatil geçirip, Pazar günü sağ-salim yanımda olurlar. (Babacığım bilmiş ol annemi bırakmam döndüğünüzde. Keşke sen de kalabilsen ama işinin başında olman lazım biliyorum.
SİZİ ÇOOKKKKKKK SEVİYORUMMMMMMMM. Allah size sağlıkla uzun upuzun bir ömür nasip eder inşallah...)

Aaa. Aklıma ne geldi . Hazır solumda annem, sağımda babam varken; söyleyin bakalım ben kime benziyorum. :) Ama resmi büyütüp iyi bakın. Hemen karar vermeyin. :)