Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana
Diğer etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Diğer etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Garda Gölü

Garda Gölü etrafı dağlarla çevrili İtalya'nın 370 km2 ile en büyük gölü.Venedik ile Milano arasında, yukarıdan bakıldığında pipo şeklinde görünüyor. Çevresindeki ortaçağdan kalma olduğu bilinen kasabalar, şatolar, beş küçük adası ve etrafını saran heybetli dağları ile büyüleyici güzellikte. İşte Garda'nın resmi internet sitesi: http://www.visitgarda.com/

Venedik dönüşü Garda'nın güney-batısından gölün çevresindeki sahil yoluna giriş yaptık. Ve saatin ters yönünde giderek Kuzeyindeki kalacağımız yer olan Riva Del Garda'ya ulaştık. Böylece hemen hemen gölün etrafını görmüş olduk. Garda gölüne ve etrafındaki irili ufaklı bütün kasabalara, üzüm bağlarına, doğaya saygılı bir şekilde inşaa edilmiş taşıt yoluna, Gölün ve yelkenlerin tepeden görünüşüne hayran olduk. İşte daha detaylı gezdiğimiz yerlerden Limone, Malcesine ve kaldığımız yer olan Riva Del Garda'dan anılar:

Riva Del Garda / İtalya :

Riva Del Garda'da Bella Riva Otelde konakladık ve inanılmaz memnun kaldık otelden.
Pizzaları muhteşemdi. :)

Riva Del Garda da Garda Gölü kenarındaki diğer yerleşim birimleri gibi sörfçülerin ve yelkenli rüzgar sörfçülerinin gözdesi. Mis gibi manolya kokuları doldurmuş her köşesini. Kuğuları, ördekleri ve insancıl kuşlarıyla adeta hayvanlarla içiçe yaşadık 6 gün boyunca. İnsanlar tarafından korkutulmadıkları için hayvanlar yanımıza yaklaşmakta hiçbir sakınca görmüyorlardı.

Ayrıca ne kadar şanslıyız ki; İtalya'nın ünlü spor gazetelerinden biri olan La Gazzetta dello Sport' un Riva Del Garda'da düzenlemiş olduğu Dünya Beach volley turnuvası tam da bizim orda olduğumuz günlerde yapıldı. Öğleden sonralarımızın 4 saatlik bir bölümünü turnuvalarda geçirdik. İnanılmaz keyifli maçlar izledik.

Malcesine / İtalya :












Malcesine'yi anlatacak kelime bulamıyorum. Adeta masallardan fırlamış gibiydi. Rüya gibi bir kasaba. Bütün şirin sokaklarını, ağzım kulaklarımda gezdim. Ne de güzel bakmışlar ve korumuşlar o evleri anlatamam. Fotoğraflar bile anlatmaya yetmiyor o güzelliği. İyisi mi ben vazgeçeyim bu sevdadan. Olduğu kadar anlatsın ne yapayım. :)


Limone / İtalya :
Ne yazık ki Limone'de çekilen 1 adet fotoğrafı yanlışlıkla silmişim. :( Ama sanırım internetten birkaç fotoğraf




21 Temmuz 2008 Pazartesi

İşte Geldim Burdayıııımmm... :)

Hepinizi ne kadar çok özledim anlatamam. Yazacak pek çok şeyim var tahmin edeceğiniz gibi. :) Ama aynı zamanda da birikmiş çok fazla iş var. :) Geldiğimi bir duyurayım gerisini yavaş yavaş hallederim dedim. Hepinize güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Tek tek cevap veremeyeceğim sanırım. Hepsi çok güzeldi. Ayyyyyyyy , siz neler neler yazdınız acabaaa? Yavaş yavaş açığı kapatacağım. Hepinizi öpüyorum...

04 Temmuz 2008 Cuma

Yaşasın Taliiiillllll

Bugün tatil öncesi son iş günümü de bitirmiş olarak yazıyorum size bu yazıyı.

Herkes ofisi terk etti, ben sizler için burdayım sevgili dostlarım bilin kıymetimi. :)

2 hafta burda olamayacağım. Hayatımın ilk 2 haftalık tatiline çıkıyorum ve çok mutluyum, çok da heyecanlıyım.

Bu tatil bana eşimin hoş bir yıldönümü süprizi. İnanın o kadar yorgunum ki bundan daha iyi bir süpriz düşünemiyorum bile. Nerelerde olacaksın derseniz ;Kısmetse; Öncelikle Münih'e uçuyoruz, orda geçireceğimiz güzel 3 günün ardından araba kiralayarak İtalya'ya geçiş yapıyoruz. İtalya kıyılarında tozumuzu attırarak Venediğe geçiyoruz. Venedikte gondolla ulaşılan otelimizde birkaç gün konakladıktan sonra Garda Gölü'nün kenarındaki turumuza geçeceğiz. Oradan da ver elini Milano. Milano'dan da dönüş uçağımıza binip yuvamıza geleceğiz. Tüm bunları 2 haftaya sığdırmış benim canım sevgilim.

Londra seyahatimizdeki ekip olacağız yine. Yani Usanmaz ailesi ve Yaman ailesi olarak toplam 5 kişi. Umarım hiçbir aksilik yaşamadan rüya gibi bir tatil yaparız. Hepinizi çok özleyeceğim. Yorumlarınıza dönüşte bakacağım. Bu hafta çok yoğun olduğumdan son dakika zar zor yazabiliyorum tatil yazımı. Eminim çok şaşıracaksınız ama GİDİYORUUUUUUUUMMMMMMMMMMM. :) Beni özleyin... :)

20 Haziran 2008 Cuma

Yeteri Kadar Su İçiyor Musunuz?


Bu soruyu uzun zamandır kendime soruyorum. Ve vicdan azabından ölüyorum. Çünkü ben hiç su içmem. Yaz-kış bu değişmez. Çok fazla bitki çayı içerim ama su içmem. Çok kızıyorum kendime çok ama insan işe dalıp gidince , hele de benim gibi su düşkünü değilse hiç aklına gelmiyor ne yazık ki. :(

Suyun vücudumuzun her hücresine ne kadar faydalı olduğunu biliyorum elbette. Mesela hepinizin bildiği gibi lens kullanmaya başladım. Ve ne kadar hava alan lens bile olsa bol su içmeliyim gözümün nemini koruyabilmesi için.,

Yine hepinizin bildiği gibi son zamanlarda kimse tasvip etmiyor olsa da solaryuma girmekteyim ve sırf bu bile litrelerce su içme zorunluluğu demek.

Çok hassas ve yağ tabakası çok az olan, esnek olmayan bir cilt tipine sahibim. Zavallı cildim bana senelerdir yalvarıyor ne olur su iç, senin herkesten fazla su içmen lazım diye.. Hak veriyorum ona ama yine susuz geçip gidiyor günler.

Arkadaşım Saniye sayesinde süper birşey keşfettim. Hayat Su'nun sitesinde su içmeyi hatırlatan bir program var. İşte burda : http://www.hayatsu.com.tr/hayat_club/deskmate_download.aspx

Küçük bir şişecik 15 dakikadabir ekranın sağ kenarına gelip suyun faydaları hakkında bilgi veriyor. Çok şirin... Bugün sayesinde epey su içtim. Umarım devamı gelir. Sizlerle de paylaşmak istedim. Belki benim gibi içememenin vicdan azabını yaşayanlar ya da içmedikleri için içinde bulundukları zararın farkında olmayanlar vardır.

Haydi hepimiz bol bol su içelim. Elimizde güzel kaynaklarımız varken içelim. :) Bu arada kaynak demişken kısaca işlenmiş sulara karşı olan düşmanlığımı belirtmeden edemeyeceğim. Hepimizin bildiği gibi piyasada işlenmiş sular dolaşmakta. Kaynak sularımız varken neden birilerinin vergisiz kazanç sağlamasına müsade ediyoruz. Lütfen doğal kaynak suyu tüketelim. Hepinize sevgiler...

11 Haziran 2008 Çarşamba

Delete Tuşu

TANRININ DELETE TUŞUNA BASMASINA AZ KALDI GALIBA....???????DÜNYACA ÜNLÜ İTALYAN KARIKATURIST BRUNO BOZETTO'DAN HARIKA BIR UYARI ...

Ben çok beğendim. Bakalım sizin de hoşunuza gidecek mi?

www.bozzetto.com/flash/life.htm

Bu arada lütfen karikatürle ilgili eleştiriler gelmesin. Olaya mizah olarak bakınız.

07 Haziran 2008 Cumartesi

Çok güldüm :)


05 Haziran 2008 Perşembe

Bugün bence bitsin. :)

Sabah üyesi olduğum mimarlar odası İstanbul büyükkent şubesine 2008 yılı üyelik aidatımı yatırmaya gittim. İşlerimi halledip çıktığımda arabamın bir başka araç tarafından hapsedildiğini gördüm. Etrafraki bütün binaları neredeyse tek tek dolaştım ve kimse sahiplenmedi aracı ; tam çekici çağırmıştım ki; mimarlar odasında projeleri onaylayan bayan mimar koşa koşa geldi benim diye. Meğersem araç ona ait olmadığından plakasını bilmiyormuş. Çekicinin arandığını duyunca bir sinirlendi. Benim sizi çekiciye vermem lazım felan dedi . Ki ben mimarlar oasına ait park yeri yazan kısma park etmiştim. Yani çalışanlarına ait yazmıyordu ya da plakaya ait değildi. Güne zaten kötü bir trafikle başlamış olan ben, 2. vukuatı da böylece atlatmış oldum.

Öğlen eşimin bana aldığı hediyeyi değiştirmeye çalıştım; satıcıların saçma sapan ya aynı fiyatlı birşeylerle komple değişim yapabilirsiniz ya da bu beğendiğinizi de alamazsınız gibi saçmalıklarıyla karşılaştım. Kalan tutar için hediye çeki verin diyorum. Ya tutarın tamamına veririz ya da aynı tutarda bir değişim yapın şeklinde garip bir sistemleri olduğunu söylediler. Eşimin bana aldığı hediyeyi aldım ve sizden asla kimseye hediye almam ve aldırmam bu saçma politikanız yüzünden diyerek mağazayı terkettim.

Öğleden sonra; 3 adet parselimizin olduğu Gebze Organize Sanayi'nde toplantıdaydım. Yeni yönetim kurulu seçimi yapıldı. Daha doğrusu 12 oy farkla eski yönetim yeniden seçildi. Eski - Yeni yönetime görevinde başarılar dilerim.

Yani anlayacağınız aksiliklerle dolu, bol trafikli sevmediğim bir gün oldu bugün. Çizmem gereken projeler de yetişmedi. Sevmedim ben bu günü. Hayırlısıyla bitsin artık.

Beni merak etmişsinizdir belki diye en azından günümü anlatayım dedim. Laf olsun işte. :) Hepinize kucak dolusu sevgiler.

02 Haziran 2008 Pazartesi

Vakumlu Saklama Poşetleri



Fotoğrafta gördüğünüz vakumlu poşetler benim adeta kurtarıcım oldu. Neden mi ? Bizim evimiz 2+1 - 80 m2 küçük, şirin bir ev.Biz öyle olmasını tercih ettik evlenirken. :) Çok da seviyoruz evimizi.

Ama maalesef evin hanımı olarak, eşyaları saklama konusunda çok büyük sorun yaşamaktayım. Bu birazcık benden de kaynaklanıyor. Mesela evin küçük, bazalı yatak al değil mi? Ama yok, bir mimar olarak o bazalı yatakların devasa görünümünden hoşlanmadığımdan zarif, normal yükseklikte bazasız bir yatak aldım. E tamam onu bazasız aldın, o zaman bazalı çek-yat alırsın değil mi misafirlere? :) Yoooookkkk. Kaba duruyor onlar. Hem şirin kırmızı çekyatı görünce baza mı gelir insanın aklına? :) E sen böyle yaparsan eline bir eşya geldiğinde nereye koysam diye kara kara düşünürsün böyle dediğinizi duyar gibi oldum...

Ufak bir yüklüğüm var. Onun yarısına yakını ayakkabılarımla dolu. :) Kalan kısmının yarısını gelinliğim kaplamakta. :) Kalan yarıya da sığmıyordu kışlıklar, yorganlar felan... Ama ben http://www.vakumposet.com/ işte bu vakumlu poşetleri keşfedene kadar. Bütün yorgan, battaniye ve yastıklar eskisiden kapladıklarından çok çok daha az yer kaplar hale geldiler. Yüklükte başka şeyler için yer bile kaldı. :)

Bu vakumlu saklama poşetlerini yer sıkıntısı çeken herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Ama siz siz olun , parmağınızda yüzükle çalışmayın. :) Ben son anda yerleştirdiklerimi düzeltirken en alttaki yün yorganın poşetini deldim yüzüğümle. :) Kabus gibiydi. :)

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Ne yazsam :)


Saat 23:18. Ben bilgisayarımın başındayım. Projeler bana bakıyor, ben onlara bakıyorum. Bakışmaktan sıkılınca sizlerin bloklarında kısa bir gezinti yapıyorum. Tamam artık, ilham gelmiştir diyorum. Geri dönüp projeye bir göz kırpıyorum ama ı-ıh. İlham bu akşam benimle saklambaç oynayacak anlaşılan. :)

Bloğu son dönemlerde ihmal ettiğimin farkındayım. Ama yoğun ve yorucu günler geçiriyorum sanırım. Akşamları da pestil oluyorum.

Son dönemlerde neler yaptın? derseniz şu şekilde özetleyebilirim:

Cumartesi akşamı güzel arkadaşlarımız Esra ve Serkan bizleri bahçede mangal keyfine davet ettiler. Esra'cım çok güzel bir sofra hazırlamıştı. Serkan da ilk mangal denemesi olmasına rağmen gayet iyiydi. Herşey çok lezzetliydi. Caddebostan sahilinin o eşsiz manzarasını belirtmeden konuyu kapamak olmaz. :) Herşey çok güzeldi. Tekrar teşekkürler ikisine de... Ve Maksude'ye. :)

Pazar sabah 08:30 da kalktık yine. :) Bazen ya birimiz uykucu olsaydı diye düşünmüyor değilim.Gece yarısı yatmış ve üstelik alkol almış bir çift olarak sabahın ilk ışıkları ile ikimizin de zımba gibi ayakta olmasını hayretle karşılamıyor değilim. Bu durumdan hoşnutum ayrıca. Gün bize kalıyor ne güzel.

Sabah hastanedeki babamın yengesini ziyaret ettik. Hastaneye girmemiz biraz zor oldu ama 10 dakika da olsa kendisini görmeyi başardık çok şükür. Daha sonra biraz güneşlenip, keyif yapmak için üyesi olduğumuz güzel mekana gittik. :) Güneşin bulutla dansından anladık ki bize hayrı olmayacak; akşam da gitmemiz gereken 2 düğün vardı ve eve geçmeye karar verdik.

Üstüste 2 düğüne gidecek bir bayanın oturması sizce mümkün mü? Hepbir ağızdan haaaaaaayıııırrr dediğinizi duyar gibiyim. :) Hepinize 10 puan veriyorum bu cevabınızdan ötürü. :) Eve girmemle kuaförün yolunu tutmam bir oldu. Yazın ilk pedikürünü yaptırdım. Pedikürü sık yaptırmayı sevmiyorum. Yaz boyu 2 ya da 3 kez. :) Manikür ve fönün ardından geri eve döndüm. Yiyecek birşeyler hazırladım. Giyindim. Makyajımı yaptım ve çıktık.

Sevgili Hülya'cığımın düğünü için ayrı bir yazı yazacağım. Fotoğrafı taratma imkanı bulamadığımdan yazıyı bugün yazamadım. Hülya'cığıma ve Yasin'ine bir ömür mutluluklar dilerim.

Ne yazsam dedim, bir dolu şey yazdım. Bu ilhamın geleceği yok. En iyisi kalkayım bilgisayar başından da gözlerim azıcık dinlensin. Hepinizi öpüyorum...

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Var mısın Yok musun Mülakatları

Var mısın yok musun yarışması ile ilgili gelişmeleri uzun zamandır beklediğinizi biliyorum. Sizi bekletmek istemezdim ama herşey iyice netleşmeden birşeyler de yazamadım açıkcası...

Şimdi size başından sonuna kadar yarışma ile ilgili yaşadıklarımı aktarmaya çalışacağım.

Ben bu yarışmaya Aralık ayında internetten başvurmuştum. Hatta fotoğrafımı eklerken kilitlenmişti site ve birdaha da başvuru yapamamıştım. Yani başvurabildiğimi sanmıyordum. Günler laylaylom geçerken aylar sonra bir akşam eve dönüş yolunda bir telefon geldi. Var mısın, yok musun programından mülakata çağırılıyordum. Ama maalesef ertesi gün Bursa'da olmak durumunda olduğumdan reddetmek zorunda kaldım ve ismimin üzerinin kalın siyah bir kalemle çizildiğini düşündüm. :)

Ama 1 hafta sonra tekrar aradılar. Benim mülakata gitmem konusunda ısrarcıydılar yani. :) İyi peki tamam dedim. Öğlen gidebilsem yarım saatte halledebileceğim mülakat işi, işten izin almam mümkün olmadığı için akşama kaldı ve programa seirci olarak katılmak sureti ile 4.5 saate yakın sürdü. :)

Anlayacağınız programda arkada seyirci olarak gördüğünüz kişiler aslında mülakat için ordalar. :) Programın ardından mülakat başladı. Ben inanılmaz rahat bir havadaydım. Piknik için ordaydım adeta. Şanslı günümdeydim ilk sıralardaymışım farkında olmadan ve 3. grup olarak içeri alındım. 3'er kişilik gruplar halinde alıyorlardı içeriye. Mülakat grubumda en rahat ve en konuşkan bendim sanırım. Juridekilerle adeta sohbet havasındaydım. Önce kendimi tanıtmam istendi. Kendimi tanıtmam sırasında esprili sorular ve cevaplar sıkıştırıldı araya. Büyük ödülü kazanırsam ne yapmayı düşündüğüm soruldu. Yarışmayı ekrandan izlemekle stüdyodan izlemek arasında ne gibi farklılıklar var denildi ve herkesten farklı olarak bana nerde oturduğum ve yarışma formatı için önerim olup olmadığı soruldu. 15 gün içerisinde 2. mülakata çağırılmamamızın, bu noktadan ileri gidemediğimiz anlamına geleceğini söyleyip, mülakatı sonlandırdılar. Bütün bunlar 2 Mayıs 2008 Cuma akşamında oldu.

Ertesi hafta Salı akşamı yani 06 Mayıs 2008'de ben hayatımda ilk kez evime taze birşeyler almak için evimin dibindeki Salı pazarında çığırtkan pazarcıların arasındayken tekrar aradılar. :) Telefonun öbür ucundaki şahıs eminim gülmüştür arka plandaki "gel ablaaa, domates 2 lira "seslerine. :) Neyse 07 Mayıs Çarşamba saat 14:00'te ikinci mülakata çağırılıyordum. Tamam gelirim dedim.

Ertesi gün mecburen işten izin aldım ve yine şanslıydım ki 4. grup olarak içeriye alındım. Bu sefer daha ciddi bir Juri karşısındaydık. Juri başkanı Acun'un sağ koluymuş. :P Bu mülakatta nefret ettiğim şey karşılarında, bir çizginin gerisinde ayakta duruyor olmaktı. Ama yine de bu rahatlığıma engel olmadı. Sadece birlikte mülakata girdiğim 2 şahısın acındırıcı konuşmalarından ötürü ne işim var burda demedim değil. :) Yine aynı sorular soruldu. Kendinizi tanıtın, yarışmaya neden başvurdunuz? Bana diğerlerinden farklı olarak eşimin bu yarışmaya katılmama bakışı soruldu. Ve yine aynı 15 gün muhabbeti ile bu mülakatı bitirdik.

08 Mayıs Perşembe akşamı arayıp, 09 Mayıs Cuma günü 16:00'da final görüşmesine beklendiğimi söylediler. Gittim. Orda Gaye ve Pelin isminde çok cici iki arkadaş edindim. Ve onların sayesinde bu sefer daha uzun süren bekleme süreci gayet neşeli ve güzel geçti.

Final görüşmesinde juride Acun ve Show tv genel yayın yönetmeni de vardı. Sorular yine aynıydı. Kendinizi tanıtın, Bu yarışmaya neden başvurdunuz? Bu sefer içeriye 2 kişi alınmıştık. Bana ek olarak eşimin ne iş yaptığını,eşimin yarışmaya izleyici olarak gelip gelmeyeceğini de sordular. Diğer arkadaşa ek bir soru sormadılar. Yine 15 gün deyip uğurladılar bizi. Alışmışım 2 gün içinde aranmaya ki zaten mantıken 15 gün düşünecek halleri yok anında oldu veya olmadı demek durumundalar. 2 gün geçtikten sonra aranmayınca bu sefer olmadığını anladım ama sizlere bu yazıyı yazmak için yine de 15 günün dolmasını beklemek durumundaydım.

İzlenimlerime gelince... Stüdyo ekranda gözüktüğünden çok daha küçük ve de basit çözümlenmiş. O dekor malzemeleri ekranda gözüktüğünden çok farklı. Acun da ekrandakinden çok farklı. Yarışmayı stüdyoda seyreden ve Final mülakatına giren herkes bu görüşte birleşti.

Ben sorulan bütün soruları gayet güzel bir Türkçe ile hiç duraksamadan yanıtladım. Oradaki birçok kimsenin yaptığı gibi kendimi de asla acındırmadım. Olsa da olur olmasa da olur modundaydım hep. Zaten ordakilerin çoğu ihtiyacı olmayan kişiler. Paraya çok ihtiyacın olup olmamasına bakmıyorlar ne yazık ki. Reyting alabilecek şeyler arıyorlar. Sorulara tek kelimelik cevap veren kişilerle hiç ilgilenmediler zaten. Ben bütün görüşmelerde sohbet havasındaydım. Başından sonuna kadar her konu açıldığında hakkımda hayırlısı ne ise o olsun dedim. Benim için önemli olan buydu çünkü. Umarım seçilen herkes için hayırlısı olur. :) Bu yaşadıklarım da çok hoş anılar olarak hayatımdaki yerini almış oldu böylece. Mülakata gidecekler eğer tavsiye isterlerse elimden geleni yaparım. :)

Bu konudaki merakları giderebildiğimi umuyorum. :) Hepinizi yine kocaman öpüyorum...

22 Mayıs 2008 Perşembe

Yoğun Dönem

Öncelikle herkese merhaba;

Bir süredir yazmadığım için beni merak edenler olmuş ve bu nedenle bulduğum 2 dakikalık bir aralıkta bu yazıyı yazıyorum.

Benim iş hayatım çok yoğundur normalde. Blok benim için bi rahatlama ve kafamı dağıtma yeri oldu ve çok keyif alıyorum bu bloğa sahip olmaktan, kafamdakileri buraya aktarıp paylaşmaktan ve sizleri tanımaktan.

Ama bir süredir yoğun iş hayatım biraz daha yoğun bir hal aldı. 19 Mayıs tatiline gittiğim sanılmasın. :) İstanbul'daydım ama çok şükür Pazar ve Pazartesi günleri dinlenme olanağı buldum.
Hepinizi ve bloklarınızı çok özledim. Bekleyin beni anacım , az kaldı geliyorum. :)

Hepinizi de öpüyorum. Muuucccccxxxxxxxxx

16 Mayıs 2008 Cuma

Kontakt Lens


Artık ben de lensliler kervanına katılmış bulunmaktayım.

O kadar rahatmış ki , neden bunca sene kullanmamışım diye hayıflanmadım değil.

Benim gözlerim lisesonda üniversiteye hazırlanırken bozuldu. O zamanki lensler bu kadar kaliteli olmadığından doktorum lens düşmanıydı ve beni de bu konuda epey korkutmuştu. Gözlüğüm vardı ama sürekli takmayı sevmiyordum. Bunun nedeni güzellik kaygısından çok, sürekli taktığıktan sonra çıkardığımda kendimi kör gibi hissetmem ve moralimin bozulmasıydı. Gözlüğü sürekli kullanmayınca net görmemeye alışıyorsunuz zaten. Araba kullanırken ve altyazılı film izlerken kullanıyordum gözlüğümü birtek. Numaram fazla değil ama az da değil. 1.00 - 0.75 ama astigmatım çok fazla.

Neyse çok sevdiğim ve bu konuda benim kadar hassas olduğunu bildiğim bir yakınımın tavsiyesi ve memnuniyeti ile lens almaya karar verdim. 1 gündür gözümde deneme lenslerim var. İnanılmaz mutluyum. Dünya daha aydınlıkmış da benim haberim yokmuş diyorum. Alerjik ve hassas bir göz yapım olmasına rağmen takmam,kullanmam ve çıkarmam gayet kolay oldu. Gözümde yok gibiler adete. Gözlerimi kısmıyorum da artık. Yaaa süper bişiiymiş bu lensler. Teknoloji de çok gelişmiş ayrıca. Yeni lensler hava alan yapılarıyla gözün çok daha az zarar görmesini sağlıyorlar.

Doktorum kesinlikle ne kadar kaliteli olurlarsa olsunlar gece gündüz çıkarılmadan kullanılabilen lensleri tavsiye etmedi. Açıklaması gayet mantıklıydı. "En kaliteli makyaj malzemesi ile de uyusan cildinde hafif pürüsler ve yorgun görünüm oluşmuyor mu dedi? Gözün vücudunun dışarı ile temas eden en hassas organı. Bırak akşamları kendi halinde dinlensin sen uyurken" dedi. Hak verdim. Bakalım lenslerle ilgili memnuniyetim ilerleyen zamanlarda da devam edecek mi? Ama şu anda, kendimi çok mutlu hissettiğim bir gerçek.

Görebiliyorum, görebiliyorum Müjdeeeeee... :) (Arabesk filminden)

13 Mayıs 2008 Salı

Birleşmiş Milletler Açlık Kampanyası

“Gelin blogunuza bir kampanya ekleyelim.Dünyada her 3 saniyede bir insan ölüyor açlıktan ve bunların büyük çoğunluğu henüz çocuk.Artık onlar için bir kampanya var! Tamamen ücretsiz!Sizde bu kampanyayı yayınlayarak hem ziyaretçilerinizi arttırın hemde faydalı işlerinize önemli bir halka ekleyin.Bu kampanya nedir?Birleşmiş Milletlerin Açlık Sitesine Girin.http://www.thehungersite.com/clickToGive/home.faces;jsessionid=F7E87F322090332899A42E3E61D9C7FB.ctgProd03Orada Göreceğiniz Sarı Düğmeye Tıklayın.Dünyanın Herhangi bir Yerinde Aç Bir insan Yiyecek Alıyor. Size Hiçbir Maliyeti Yok, Yiyeceğin Parası Reklam Logolarını Görmeniz ile Reklam Yapan Sponsorlar Tarafından Ödeniyor,Tüm Yapacağınız Bu Siteye Girmek ve Yiyecek Bağışla Help Feed The Hungry) Düğmesine TIKLAMAK. Bir Saniye Sürüyor, Günde Sadece Bir Kere Bağışta Bulunabiliyorsunuz.İşte bu kadar kolay!

Bu siteyle ilgili bilgilendirici mail bana çok önceleri gelmiş ve birkaç gün bu kampanyaya katıldıktan sonra iş yoğunluğumdan unutup gitmiştim. İşte biz insanoğlu bu kadar nankörüz. Yüzbinlerce ölü verdiğimiz depremi bile ne kadar çabuk unutmadık mı? Ama Cem Akkılıç çok güzel bir insanlık örneği göstererek bu kampanyayı unutturmamaya karar vermiş. Kendisinden gelen yorum ile kendime geldim ve benim de çorbada tuzum olursa ne mutlu diyerek kollarımı sıvadım. Bu yazının gerilerde kalabileceği düşüncesi ile Takip Ettiklerim kısmına BM Açlık Kampanyası Başlığı ile BM in sitesini de ekledim. Oraya hergün bir kez tıklayarak sağ üst köşedeki turuncu (click here yo give, it's free) kısma tıklayarak kampanyaya katılabilirsiniz. Umarım aramızdan pek çok duyarlı kişi çıkıp bu kampanyaya destek verecektir. Kampanyanın HTML kodunu alamadığım için bu şekilde bir çözüm buldum.

HEPİNİZE ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER...

08 Mayıs 2008 Perşembe

Yeni Sigara Yasağı Yasası

Yaşasıııınnnnnnnn.... Kurtuldukkk. İngiltere'ye gittiğimde en çok kapalı mekanlarda sigara içilmemesi hoşuma gitmişti ve keşke bizim ülkemizde de uygulansa demiştim. Çok içten dilemişim demek ki. :)

Eşimle futbol hastasıyız ve maçlara gitmeyi çok seviyoruz. Ama vip tribünde ve açık havada olmamıza rağmen içilen sigara ve purolardan nefes alamamaktayız. En çok tribünde yasaklanmasına sevindim.

İkinci olarak içerideki dumandan nefes alamadığımız, dumandan dolayı gözlerimizin yanmasından ve sulanmasından içeride duramadığımız için ve kıyafetlerimize sinen kokudan nefret ettiğimiz için barlara ve kapalı alan konserlerine gitmemeyi tercih etmeye başlamıştık ki yasa imdadımıza yetişti. Daha genciz; evde oturmak olmaz di mi anacım? :)

Ben ilk etapta layığıyla uygulanamayacağının bilincindeyim ama her yasa gibi bu da yavaş yavaş oturacaktır. :) Medeniyet önce insana saygı ile başlar.

Buyrun bakalım sigara içme yasağının kapsamında neler varmış:

Sigara içme yasağını düzenleyen yasa teklifinin 5 maddesi Genel Kurul’da kabul edildi. Görüşmeler sırasında kabul edilen bir önergeyle, yasağın kapsamı genişledi.

Sigara yasağı getiren teklifin üçüncü maddesi görüşülürken kabul edilen bir değişiklik önergesiyle yasağın kapsamı daha da genişletildi. Buna göre kamu binaları ile bar, restoran ve kahvehane gibi eğlence yerlerinde sigara içilmesi için özel alanlar oluşturulmayacak.

Yalnızca yaşlı bakımevleri, ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri ile cezaevleri ve toplu yolcu taşıyan deniz yolu araçlarının güvertelerinde sigara içilebilir özel alanlar oluşturulacak.Bu alanlara ise 18 yaşını doldurmamış kişiler giremeycek.

Köy kahveleri de sigara yasağı kapsamının dışındaydı. Ancak Genel Kurul’da verilen önergeyle köy kahveleri de yasak kapsamına alındı. Hastane bahçesi ve cami avlusunda ise sigara içilebilecek.

Teklife göre stadyumlar yine yasak kapsamına alındı. Ancak açık havada her türlü spor, kültür ve sanat faaliyetinin yapıldığı yerlerde sigara içenler için özel alanlar oluşturulacak.

Yasa teklifi görüşülürken DTP’li Hasip Kaplan elektronik sigaranın da kapsama alınmasını istedi.

Sigara içme yasağını düzenleyen 12 maddelik yasa teklifinin 5 maddesi kabul edildi. Teklifin görüşmelerine perşembe günü devam edilecek.

Bu arada Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada elektronik sigara, reklam ve ilanları ile ilgili kararın 15 Ocak’ta reklam kurulu toplantısında alınacağı vurgulandı.




06 Mayıs 2008 Salı

100. yazı

Yahu ben ne zaman 100 tane yazı yazdım anlamadım ki; Daha dün başlamamış mıydım blok yazarlığına? Şaştım kaldım doğrusu.

Müsadenizle kendimi tebrik etmek istiyorum. Daha güzel yazılara imza atabilmeyi diliyorum. Bu blok bana pekçok güzel dost kazandırdı. Sanal dost deyip geçmeyin. Herbiriniz benim için çok değerlisiniz.

Mesela Sevgili Laçin'in düğünü oldu; o gün yağmur vardı ve ben kendim gelin oluyormuşcasına dua ettim kendisine. Nazo'cuğum evlenecek ya merak ediyorum neler yapıyor, hazırlıkları nasıl gidiyor diye. Archisugar Esra'nın kızının hastane resimlerini gördüğümde üzüntüden öldüm adeta. Biyo'cum kendini cayır cayır yaktığında saçma tadaviler uyguluyor ve önemsemiyor diye içim içimi yedi. Alev'ciğimin oğluşu hastalandığında da öz evladım gibi meraktan öldüm günlerce. Serpil Türkiye'ye gelip ailesiyle hasret giderebildi diye çok mutlu oldum. Moonsun dönüm noktasındayım dediğinde, bu noktada en iyi ve hayırlı yolu seçmesi için dua ettim tüm kalbimle. Ayrıca ismini buraya yazamadığım diğer tüm dostlarımı bugün neler yapmış , neler yazmış acaba diyerek merakla ziyaret ettim hergün.

Beni, blog alemi ile şu dünyada gerçek dost kavramı dediğimde gözümün önüne gelen birkaç isimden ikisi olan Firuze&Saniye tanıştırdı. Kendilerine şirin bir blok yaptılar ve bu işin çok basit ve zevkli olduğuna beni inandırdılar. Diğer bir dostum Funda (İrem'in annesi) da çok destek oldu. Velhasılı kelam bu blok oluştu. İlk başta yazısız sadece yaptğım yemekleri ileride gülmek için eklediğim bir bloktu. Sonra hayatım oldu. Hayatımdan kesitler oldu. Sevinçlerim, hüzünlerim, paylaşmak istediklerim oldu...

Ben iyi insanların iyi insanlarla bir şekilde bir yerlerde biraraya geldiğine inanıyorum. Bu küçücük blokta sizlere açtığım dünyamda her yeni ziyaretçi ile bir mutluluk, her yeni yorum ile bir ışık buldum. İyi ki varsınız. İyi ki bu blokta bir şekilde yazmaya başlamışım.Hepinizi çok seviyorum.

05 Mayıs 2008 Pazartesi

Var mıyım, Yok muyum? :) Süpriiizzzz

Baktım olacak gibi değil, ortaya değişik ve olmadık teoriler atılıyor :) Dedim en iyisi uzatmadan paylaşayım...

Ben Var mısın, Yok musun yarışma programına başvurmuştum aylar önce. İlk başladığı dönemlerdeydi sanırım. Hatta internetten formumu gönderirken site kilitlenmişti birdaha da kabul edilmemişti başvurum. Yani başvurabildiğimden bile emin değildim.

Önceki hafta iş için Bursa'ya gideceğim günün öncesinde beni aradılar. Çok şaşırdım ve maalesef reddetmek durumunda kaldım. Artık İsmimin üstüne kalın bir çizgi çekmişlerdir derken geçen hafta Perşembe günü gelen telefon adeta bizden kolay kurtulamazsın diyordu...

Sanırım vazgeçemeyecekleri bir adayım. :) Neyse efendim Cuma günü mülakata çağırıldım. Esra'cım ile beraber gittik. İlk önce bize seyirci olarak programı izlettirdiler. Program yarın(Salı) yayınlanacak. İzlerseniz bana da bakının anacığım. :) Oralarda biryerlerdeyim. :)

Sonra bizleri mülakata aldılar. Bir bayan bir erkekten oluşan jurimizin karşısında pikniğe gitmiş bir havam vardı sanırım. O derece rahattım yani. Zaten orda yarışmacılarla ve yakınları ile konuşmalarımda gördüm ki şartlar çok ağır. Bana pek uymuyor ama tabii o şartları kendi gözümle gördükten sonra var mıyım, yok muyum karar vereceğim. Mülakatımı bir sohbet havasında tamamladım. Jüri üyelerinin konuşmalarımı ve cevaplarımı beğendikleri her hallerinden belliydi.

Sorular ve cevaplar cevaplar bana kalsın ama geyet mantıklı ve güzel cevaplar verdiğimi düşünüyorum. Bu arada 4 kişi olarak içeri alındığımız grupta en çok bana soru soruldu ve en uzun yanıtları ben verdim. Sohbet havasında olduğum için. Sadece soruyu yanıtlayıp bırakmadım yani. Ben hayırlısı olsun diyorum. Bakalım neler olacak. :) Sanırım biraz çılgınım ne dersiniz?

28 Nisan 2008 Pazartesi

BGİAD OLAĞAN GENEL KURULU

BGİAD (Beşiktaşlı Gençİşadamları Derneği 'nin yani derneğimizin iki yılda bir Nisan ayında yapılması gereken olağan genel kurul toplantısı 27 Nisan 2008 Pazar günü İstanbul Hilton otelinin Hyde Park toplantı salonunda yapıldı.

Başkanımız Sayın Nadir Yaman Oy birliği ile yeniden başkanlık görevine seçildi. Asıl ve yedek yönetim kurulu üyelerimizle birlikte yeni yönetim kurulu, objektiflerimize yukarıdaki gibi yansıdı.

Başkanımıza ve yeni yönetime önümüzdeki 2 yıllık süreçte başarılar diliyorum. BGİAD'ın şimdiye kadar olduğu gibi Beşiktaş camiasına güzellikler ve yenilikler katmaya devam edeceğinden eminim. Hepimize hayırlı olsun.

18 Nisan 2008 Cuma

Şirkette Kahvaltı

Çiçeklerin içerisindeki böcek benim müdürüm. :) Müdürümün organizasyonu ile dün sabah hem güzel bir kahvaltı yaptık , hem de birarada olmanın keyfini çıkardık. Eskiden bu tip kahvaltı organizasyonlarımız daha sık olurdu. Şimdi ancak doğum günlerinde gerçekleştirebiliyoruz. Hatta ben işe girmeden önce hemen hemen hergün olurmuş bu birlikte kahvaltı olayı ve herkes birşey alır getirirmiş ,Allah ne verdiyse yenilirmiş.

Dün de güzel bir işbölümü ile getirilenler toplandı, soframız kuruldu ve yarımsaatlık kakara - kikiri dolu bir sürecin ardından masaimize başladık. Herkesin eline sağlık kesesine bereket. Müdürüme de kocamaan teşekkürler bizi biraraya getirdiği için. :)

17 Nisan 2008 Perşembe

Uykucu Bekçi Baykuşum


Belki farkettiniz, belki farketmediniz ; bilmiyorum ama benim artık bloğumu bekleyen uykucu bekçi bir baykuşum var. Nerede mi? Sağ üst köşede, nazarlığımın hemen üstünde... Nasıl da mahmur mahmur bakınıyor değil mi? :)

O bekçi baykuş bana Eda Suner 'in hoş bir armağanı. :) Eda'nın ne kadar ince ve düşünceli olduğunu artık hemen hemen bütün bloggerlar biliyor sanırım. Anlatmama gerek yok.

Kendisine sizlerin huzurunda tekrar teşekkür etmek istiyorum. Eda'cımmmm çokkk teşekkür ederim canım. Baksana nasıl da yakıştı köşesine sayende. Beslemeyi unutmayacağım söz. ;)

16 Nisan 2008 Çarşamba

Calgon

Bir arkadaşım aşağıdaki maili göndermiş bana:

'Türk halkına CALGON kazığı!
Aşağıda yazılı fiyatlar tam BİR YIL ÖNCESİNE aittir.
Çamaşır makinelerinde kireç koruyucu olarak kullanılan Calgona 1 yıl içersinde verdiğimiz toplam para ile koruduğumuz rezistansı 4 defa yenisi ile değiştirebileceğimiz gerçeği beni reklamın insanlar üzerindeki etkileri konusunda daha çok düşünmeye sevk etti.

Uzun zamandır Calgon ile ilgili reklamlar nedeniyle bir çok tüketici makinelerinin rezistansında sorun yaşamamak için Calgon kullanmakta. Bugüne kadar, "Calgon marka kireç koruyucu kullanmasam ve makinem arızalansa, bana servis ücreti ile birlikte bir rezistans kaça mal olur" sorusunu, doğrusu hiçkimse kendisine sormuyor. Gelin şimdi bu soruyu kendimize soralım ve örneğin Vestel Marka(WMU800-1200) çamaşır makinesi olan bir tüketicinin, hiç kireç koruyucusu kullanmadığını varsayarak, aile bütçesine ne kadar bir yük geleceğininhesabını birlikte yapalım:

1000 gr lık Calgon Fiyatı 8.250.000 TL
1 Yıllık Calgon Fiyatı 99.000.000 TL.
Rezistans+İşçilik Fiyatı 21.000.000 TL
500 gr lık Calgon Fiyatı 4.850.000 TL
1 Yıllık Calgon Fiyatı 58.200.000 TL
Rezistans+İşçilik Fiyatı 21.000.000 TL

Harcanan para 4 rezistansa bedel.Yukarıdaki tabloya göre, ayda 1 Kg. lık Calgon kullanan bir aile, Calgon'a bir yılda verdiği toplam para ile tam 4defa rezistansını değiştirebiliyor ve üstelik 15 milyon lira da arttırıyor. Aylık tüketimi500 gr. olan bir aile ise, bir yılda 58.200.000 TL. ödüyor ve bu para ile bir yıl içerisinde rezistansını iki defa değiştirebiliyor ve bu sayede 16 milyon lira da tasarruf etmiş oluyor. Eğer matematiksel bir yanlış yoksa, tasarruf sağlayan Calgon ile ilgili olarak yapılan hesap ortada. Karar sizin.

Son not:Eğer makineniz çift sugirişli ise ve gerektiği zaman sıcak su alıyorsa, rezistansınız hiç birzaman çalışmaz, dolayısı ile arızalanmazmış, dolayısı ile Calgon kullanmanıza gerek yokmuş. Reklamlarda gösterilen "bozuk" rezistans, muhtemelen kuyu suyu ile kullanılan bir makineden sökülmüştür diyo uzmanlar.Büyük şehirlerin hiç birinde su bu kadar kireçli değilmiş.İnanmıyorsanız, bulaşık makinenizin rezistansına bakabilir mişsiniz. Bulaşıkmakinesi soğuk su alır ve kesinlikle her yıkamada rezistansı kullanırmış. Üstünde kireç var mı? '

Ağzım açık kaldı yukarıdaki yazıyo okuduğumda. Sizlerle de paylaşmak istedim. Gayet mantıklı görünüyor. :) Araştırıp , soruşturması bedava. :)