Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana
Dostlar etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Dostlar etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

30 Haziran 2008 Pazartesi

Pelin Gitti :(

Maalesef Pelin gitti. :( Pelin'i hepiniz yazılarıma yaptığı güzel yorumlardan tanıyorsunuz.

Pelin bizim şirketimizin muhasebe elemanıydı. Çok hanım, çok cici bir kızdır kendisi.

1yılı geçmişti bizim şirkette çalışmaya başlayalı. O kadar alışmışım ki ona ofis bomboş şimdi. Su içmememe kızıp kendi her içtiğinde bana da su getirirdi Pelin. Neşe kaynağımdı ofisteki.

Giderken bana bir yorum bırakmış. O yorumu yorum olarak değil bu yazımın içerisinde yayınlamak istedim. Yorumunun sonunda Elveda demiş. Ama elveda bir daha görüşülmemek üzere ayrılındığında söylenir.

Ben o elvedayı kabul etmiyorum Pelin. Çok sık görüşemeyeceğimizi biliyorum ama sen benim kardeşim gibi oldun ve hayatımda her zaman bir yerin olacak. İyi ki seni tanımışım. Doğum günümde aldığın çok şık etek-gömlek takımın için ayrıca teşekkür ederim sana. Hayatında herşey o güzel gönlünce olsun. En yakın zamanda görüşmek dileğiyle... Seni çok seviyorum . :)

İşte Pelin'in yazısı:

Sinem abla seni tam 1 yıl 1 aydır tanıyorum.Senle bu kadar süre içinde geçirdiğimiz hersey çok güzeldi.Sen o kadar tatlı bir insanki cevrendeki insanlara kendini sevdiriyosun.Seninle paylaştığımız hersey çok güzeldi.

Ama artık bu son günümde seni sonkez görüp,sarılıp,öpüp senden ayrılcam.Bunu yapmak çok gücüme gitcek senden ayrılmak çok zor olcak benim için çünkü seni okadar sevmişimki senden sanki kopamıycakmışım gibi geliyor ama seni hiç mi hiç unutmayacağım.

Sen herseye layık bir insansın.Şunada eminimki kendine olan güvenin çevrendeki insanlara,ailene ve kendine olan saygın, sevginden dolayı sen hiçbir zaman hiçbirşeyini kaybetmezsin.

Seni çok ama çok seviyorummmmm.Canımsın meleğimsin herseyimsin sen benim (nadir abi kıskancak bu sözleri duyunca :) )Neyse olsun bu kadar da değil mi ama. :) Nadir abi de, her ne kadar fazla konuşmuşluğumuz olmasada çok iyi biri ve ikinizde birbirinize lyık insanlarsınız.ALLAH size daima mutlu ve huzurlu bir hayat versin.Seni kocaman öpüyorum sinoş.Kendine çok iyi bak elveda .....!

25 Haziran 2008 Çarşamba

Alev'den bana doğum günü süprizi...

Sevgili Alev dünkü "Yarın benim doğum günüm" yazımdan sonra bana şu maili atmıştı .

Sinemcim,

Merhaba.Öncelikle birkez daha doğum gününü kutluyorum.Herşey gönlünce olur inşallah.

Önceden haberim olsaydı sana el emeği bir şeyler yapmak isterdim ama yetişemedim.Sevdiklerime sürpriz yapmaya bayılırım ama başka sefere inşallah.

Hiç birşey yapmadan olmaz dedim, düğün fotolarını Kolaj yaptım, elimden şimdilik bir tek bu geldi. Şimdilik ama :)Hoşçakal, nice nice yaşlara...

Canım arkadaşım fotoğraflarımızı kolajlamıştı. Ve beni inanılmaz duygulandırmıştı... Ama beni 2. kez şok etti Alev.


Kargodan benim adıma bir paket geldi. Ve üzerinde Alev'in adı soyadı yazılıydı. Gözlerim doldu. İnanmıyorum yaaa çığlıklaryla paketi açmaya koyuldum. Ofisteki arkadaşların şaşkın bakışlarına maruzken Aliv'i internetten tanıdığımı ve ne kadar güzel insan olduğunu anlattım. Onlar da çok şaşırdı ve duygulandılar.

Alev'e çok teşekkür ediyorum. Hediyeyi inanılmaz beğendim Alev. İnan bana çok mutlu ettin beni. Allah da seni mutlu etsin inşallah. Birgün mutlaka seni reelde de tanımayı diliyorum.

Alev'e ve bu blog aracılığıyla tanıdığım herkese sesleniyorum. Hepiniz gerçekten hayatımda önemli yerlere sahip oldunuz. İyi ki varsınız. Sizleri çok seviyorum. :)

İşte Alev'in güzel hediyesi:

09 Haziran 2008 Pazartesi

Hülya'lı Hafta Sonum :)

Bu hafta sonum Hülya'lıydı. Hülya'ylaydı. :) Çok hareketli ve çok güzeldi. Tabii ki birşey anlayamadan geldiiii, geçti.

Hülyacığım öğleden sonra 13:00 gibi İstanbul'daydı. Kavuşma anının ardından arabada laklak ede ede Acarken'e; davetli olduğumuz Nazo'nun evine gittik. Yolda feci yağmur ve trafiğe yakalandık. Ama sohbetin tatlılığıyla hiçbiri gözümüze görünmedi. :)

Hemen hemen şirketteki bütün bayanları evinde ağırlayan Nazo'cum epey bi döktürmüş. Masada kuşsütü bile eksik değildi sanırım. Düşünün yani, o kadar çeşit vardı ki pekçoğunu görme ve tatma şansını yakalayamadım. :) Maalesef doymuş olmanın verdiği acı ile o güzelim pasta,börek,kurabiye ve salataların bir kısmına sadece bakmakla yetinmek durumunda kaldım.

Nazo'dan 17 : 00 gibi ayrıldık ve bizim evin yakınlarındaki kuaförüme uğradık. Fönlenip, ojelendikten sonra eve koştuk. Kocacığıma mis gibi bir makarna ve salata hazırladık. Makarna deyip geçmeyin çok özel soslar kullandım, öyle 2 dakikada yapılan cinslerden değil yani. :) Yemeğin ardından eşim maç seyretmeye koyuldu biz de muhabbetimize kaldığımız yerden devam ettik.

Saçınızı evde oturmak için mi fönlettiniz dediğinizi duyar gibiyim. Aranızda fısıldaşmayın. Açıklayacağım. :) Hepimize sinir krizi geçirten Türkiye maçının ardından Serkan ve Esra ile buluşup, Cahide Sayfiye'nin yolunu tuttuk. Rezervasyonumuz önceden yapıldığı için rahattık. Ama geç kaldığımız için Cahide Sayfiye'nin meşhur Drag Queeen 'lerinin pek çok showunu kaçırdık. :) Gece saatlerimiz 3 ü geçmişti ordan ayrıldığımızda. Kurtlarım birazcık birikmiş ne yalan söyleyeyim. İyi geldi. Pazar sabahı da güzel bir kahvaltı, gazete keyfi, 1 saatlik Akmerkez turu ve kahveli muhabbet faslının ardından Hülya'cığımı yolcu ettik. En yakın zamanda havuz keyfi için tekrar geleceği sözünü aldıktan sonra tabii...

Yazı fotoğrafsız oldu biliyorum. Maalesef hafta sonu benim makinemin şarjımım azizliğine uğradık. Serkan ve Esra'dan fotoğraf gelince ekleyeceğim.

07 Haziran 2008 Cumartesi

Hülya'cım geliyor

Fotoğraftaki şeker gibi kişilik Hülya. :) Benim 2 yıldır tanıdığım ama kısa sürede de gerçek dost olunabileceğini kanıtlayan arkadaşım olur kendisi. Dostluğun sadece uzun yıllarla değil yürekle, kalple olacağının bir kanıtıdır Hülya adeta.

Hülya ile bir gezide tanıştık. Annemlerin memlekette güzenledikleri bir Akdeniz gezisine benim de katılmamı ısrar etmeleri sonucunda kendimi o gezi otobüsünde buldum. Uykusuzdum. 2006 senesinin 19 Mayıs tatiliydi sanırım. 19 Mayıs Cuma'ya geldiğinden. 3 günlük bir tatildi. Ben ekstradan 1 gün daha izin almıştım.

Çarşamba gecesi bindiğim otobüsten Perşembe sabahı hiç uyumamış ve perişan bir halde inmiştim. Annemleri uzun zamandır görmemiş olmanın verdiği heyecanla tüm günü onlarla geçirmiştim. Perşembe gecesi de Kırıkkale'den Alanya'ya doğru gezi otobüsümüz yola çıkmıştı. Benim pilim sıfırdı ve otobüsteki herkes çok enerjikti. :) Kuralar çekiliyor, şarkılar söyleniyor, göbekler atılıyordu daracık otobüs koridorunda. Bense o gürültüde uyumaya çalışan zavallı bir tiptim aralarında. :) Hani okul turlarında haylaz delikanlılar en arkayı kaparlar da orda süper bir muhabbet döndürürler ya. Hani herkes en arkada olmak ister ama olamaz. Biz de en arkanın önündeydik. Gezinin haylazları yani babam ve annemin arkadaş grubu arkayı iyice kaynattıklarından benim uyumam sadece bir hayaldı. Hayalden de öteye gidemedi zaten. :)

Neyse efendim gezide yirmili yaş grubu olarak sadece 4 kişiydik. :) E bu 4 kişinin de kaynaşmaması beklenemezdi elbette. Hülya ve Meral zaten arkadaşlardı. Hülya o geziye Meral aracığlığı ile katılmış. Gönüller güzel olunca yaşanan kaynaşma daha sıcak daha samimi ortamların oluşmasıyla pekişti.

Ve tatil bitti, telefonlar alındı, görüşmek üzere dendi ve ayrılındı. Ama sıradan tatil arkadaşlıklarından olmadı bizimkisi. Aradık, sorduk birbirizimi. Buluştuk.Görüştük. Benim Kırıkkale'deki düğünüm için en çok koşturanlardan biri oldu Hülya. Hakkını asla ödeyemeyeceklerimden biri. :)

Şimdi beni özlediği için ve benim de gel noolur muhabbetin belini bükelim ısrarlarıma dayanamadığı için İstanbul'a geliyor. :) Ağzım kulaklarımda. 1.5 saat sonra burda. Hava kapalı olsa da bizim için hüzlı ve güzel bir hafta sonu olacak inşallah.

Bugün öğleden sonra şirketten arkadaşım Nazan'cığımın evine davetliyiz bütün bayan şirket çalışanları olarak. Gelir gelmez Hülya oraya sürüklenecek benimle.Herkesin onu çok seveceğinden ve onun da orda rahat hissedeceğinden eminim. Akşam Cahide'deyiz kısmetse. Yarın da hava açsa da havuz keyfi yapsak lak-lak'ın yanında. :) O kadar karanlık ki hava, bu bulutlar hiç gidiciye benzemiyor. Ben yine de dua edeyim belki gönül kapım açıktır. :)

Çenem düştü yine. Hülya geliyor dedim, neler anlattım neler. Yeni haberlerle ilerleyen günlerde karşınızda olacağım sevgili dostlarım. Şimdilik hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum...

27 Mayıs 2008 Salı

Hülya & Yasin Düğün

Sevgili Hülya'cım aylar süren koşuşturmanın ardından Cumartesi akşamı çok güzel bir düğünle evliler kervanına katıldı. :)

Ortak yaşam için attıkları imzanın ikisi için de hayırlı olmasını diliyorum.

Güzel düğün akşamında neler yaşandı derseniz şöyle özetleyebilirim: Bir kere Hülya fotoğrafta gördüğünüz üzere çok güzeldi. Ben gelinliğin yakışmadığı hiçkimse görmedim şimdiye kadar. Bence gelin ne denli güleryüzlü ve canayakınsa gelinlik de ona o derece çok yakışıyor ve düğün de o denli güzel oluyor. Yasin'in düğünde oynayacağını hiç sanmıyordum nedense. Nişanlarındaki hali ve tavırları sanırım bu izlenime kapılmama sebep oldu. İlk başta tam tahmin ettiğim gibiydi ama düğünün sonlarına doğru açıldı. :)

Düğün Maslak Orduevinde oldu. Mekan otopark ve diğer hizmetler bakımından çok iyiydi. Orduevi genel kuralları gereği aksaklıklar çıkmadı değil ama onlar da nazar boncuğumuz olsun diyelim.

Hülya'cım pek çok gelinin yaşadığı gibi gelinliği zaptedebilme sıkıntısı yaşadı ama zamanla alıştı. :) Evleneceklere bu konuda birkaç tavsiye vermek istiyorum. Mutlaka ama mutlaka tarlatanınızı çok kaliteli seçin. Seçin ki telleri düğün esnasında çıkıvermesin. Ve tarlatanı belinize göre ayarlatmayı sakın ihmal etmeyin. Ayar çatal iğne ile değil, bariz iğne-iplik dikişi ile olsun. Son günlerde kilo verme işi klasiktir. 2-3 gün kala son provayı yaptırıp gelinliği son kilonuza göre ayarlatın mutlaka. Tüm bunları ayarladığınızda gelinliği zaptedememeniz mümkün değil. Benim gelinliğim sanırım dünyanın en ağır gelinliğiydi. Giydiğim diğer gelinliklerin neredeyse 2 katı ağırlığındaydı ama ben onu seçtim. Ona vuruldum. :) Neyse ilk düğünümde yani Kırıkkale'dekinde bana yanlış tarlatan vermişler yani belime göre ayarlananı değil normal tarlatanı koymuşlar yanlışlıkla. Çatal iğnelerle bir ayarlama yapmak durumunda kaldık son anda. :) Ama İstanbul'daki düğünde herşey gayet iyiydi. Gerçi ikisinde de onca ağırlığa rağmen , ilk andan itibaren gelinliği çok rahat taşıdım. İlkinde daha kirlenmesin endişesi ile kuyruğunu kapalı tuttum oynarken ama ikincide saldım çayıra mevlam kayıra modundaydım. :)

Neyse çenem düştü yine düğün deyince. :) Yıldönümümüz yaklaşıyor neredeyse ben hala gelinliğimden bahsediyorum. Ama insan evleneceklere tecrübelerini aktarmak istiyor. Ufacık detaylar bile o günü size zehir etmek için nöbet bekliyorlar çünkü. Hele ki benim gibi herşey mükemmel olmalı diyenlerdenseniz bu ufak detaylar kabusunuz olabilir.(Boşuna dememişler mimarlar mükemmeliyetçi olur diye) Çok şükür ki ben kabussuz atlattım herşeyi. Darısı tüm evleneceklerin başına olsun.

Asıl konumuza dönelim derim ben. :) Hülya ve Yasin'in hayırlısı ile mutlu , sağlıklı , huzurlu, bol kazançlı, istedikleri adet ve cinsiyette çocuklarının olduğu, sevgi-saygı ve aşk dolu bir evliliklerinin olmasını temenni ediyorum. Herşey ama herşey gönüllerince olsun diyorum.

Not: Tarlatanın ne olduğunu bilmeyenler olabilir. Tarlatanı ; gelinliğin içine giyilen , kademe kademe tellerin genişleyerek eteğe doğru indiği ve gelinliğe kabarıklığını veren bir iç etek diye özetleyebiliriz sanırım

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Ayşe Geldi Hoş Geldi



Ayşe bizim çok sevdiğimiz bir arkadaşımız. Londra'da kendisi ile çok güzel günler geçirmiştik. Amsterdam'da yaşıyor aslında . 1 haftalığına gelmiş bizleri görmeye. Dün onu muhteşem manzarası ve leziz Akdeniz Somonu ile bizi her zaman cezbeden Pearl'de ağırladık. Manzaraya ve somona bayıldı. Duygu'cuk da çok sevdi mekanı ve yemekleri. :) Dün akşam çok sevdiğimiz iki dostumuzla çok güzel vakit geçirdik anlayacağınız. Bizi kırmayıp geldikleri için Ayşe ve Duygu'ya çok teşekkürler.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Esra & Serkan Nişan



Esra ve Serkan'ı artık hepiniz tanıyorsunuzdur sanırım. :) 10 / 05 / 2008 Cumartesi akşamı bu iki güzel insanı, inşallah birdaha hiç kopmamak üzere, nişan alyanslarıyla birbirlerine iyice sıkı sıkı bağladık. :)
İkisini de o kadar çok seviyorum ki artık kız tarafı mıyım, erkek tarafı mıyım unutmuş durumdaydım ki; nişana erkek tarafı ile birlikte katılmamla hatırlamış oldum. :)
Nişan, nişanlanacak çifin isteği doğrultusunda kız evinde yapıldı. İnanılmaz büyük ve güzel bir hazırlık yapılmış kız evinde. Eminim dışarıda olsaydı Esra'nın annesi ve babası daha az yorulurlardı. Her detay düşünülmüştü. Servis için özel ekipler tutulmuştu. Mezelerin biri gitti biri geldi, yemekleri maalesef sayamayacağım çünkü çok fazlalardı. Tatlılar deseniz mümkün diil anlatmam. Ama tüm bu detayların ötesinde şu güzel çiftimize bakar mısınız? Gözlerinin içindeki o ışığın ve yaşadıkları tatlı heyecanla karışık mutluluğun yanında bu kadar özenilmiş olsa bile detaylar önemsizleşiyor adeta.
Nişan yüzüklerini Serkan'ın anneannesi inanılmaz güzel bir konuşma yaparak taktı. Nişanın ardından sabahın ilk ışıklarına kadar sürmüş olan eğlenceye maalesef ki eşimin rahatsızlığı dolayısıyla katılamadık. Düğünde inşallah sandalyelerin neye benzediği konusunda hiç fikir sahibi olmayarak bu açığı kapatacağımıza inanıyorum.
Huzurunuzda Esra ve Serkan'a bir ömüüüüüüürrrrr boyu mutluluklar diliyorum. Sevgili anneannemizin konuşmasını belki heyecandan dinleyememişlerdir ya da bir kulaklarından girip çıkmıştır ama kendilerine tavsiyem kamera görüntüleri varsa bir şekilde bulup o konuşmayı tekraar tekrar dinleyip hazmetmeleridir. Şimdi diyeceksiniz ki sen kaç aylık evlisin de bu kadar bilir kişi olup çıktın başımıza. Haklısınız ama inanın o konuşma deneyim kokuyordu, evliliği o kadar güzel harmanladı, o kadar önemli tavsiyelerde bulundu ki anlatamam. Ben o güzel konuşmanın tamamından dersimi çıkarıp kaydettim. :)
Yolları hep açık olsun. Sevgileri, saygıları daim olsun inşallah. Kem gözler ve nazar üzerlerinden uzak olsun. En az nişan günleri kadar mutlu olsunlar. Boy boy çocukları olsun. Evlerinden yatılı misafir eksik olmasın. ;)
İkinizi de çok seviyoruz.

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Kız Arkadaşlar

Bir arkadaşımdan gelen maili sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazının konusunda Kız Arkadaşlar yazdım ama Dostlar demek istiyorum aslında. Ben dostlarımdan hayatımın hiçbir yerinde vazgeçmedim.

Evlenirken de asla yazıda yazdığı gibi bir düşünce geçmedi aklımdan. Ama dostum sandığım pek çok kişinin aslında dost değil kız arkadaş(Yazıda yazdığı gibi değil, sıradan kız arkadaş) olduğu gerçeğiyle yüzyüze geldim düğün dönemimde. Gerçek dostlarımdan Firuzan kendi düğününden sonra bizlere "İnsan düğün ve cenazede anlıyor gerçek dostu düşmanı, iyi ki varsınız" diye mesaj atmıştı. Çok haklı olduğunu kendi düğünümde gördüm. :) Ben de gerçek dostlarıma İyi ki varsınız, sizleri çok seviyorum diyorum...

İşte gelen mail:

Annem 'Kız arkadaşlarını unutma' diye tavsiyede bulunmuştu..

'Yaşın ilerledikçe senin için daha önemli olacaklar, kocanı-çocuklarını ne kadar çok seversen sev, yine de kız arkadaşlarına ihtiyaç duyacaksın..

Onlarla bir yerlere gitmeyi ihmal etme..

Onlara vakit ayır ve kız arkadaşlarını daima hatırla..

Onlar sadece arkadaşların değil.. Senin kardeşlerin, kızların...' demişti..

'Ne kadar komik bir öğüt. Daha yeni evlenmedim mi ? Artik ben evli bir kadınım.

Kız arkadaşlarına ihtiyaç duyan bir genç kız değilim ki.

Bundan sonra kocama hayatimi adamak, yapacağım tek şey olacak' diye düşünmüştüm..

Ama yıllar geçtikçe, çocuk olsa da ya da olmadıkça, kocalardan boşandıkça ,

sevgililerin biri gidip diğeri geldikçe, annemin dediklerinin ne anlama geldiğini çok iyi anladım..

Zaman geçiyor.. Hayat akıyor.. Mesafe ayırıyor.. Ask büyüyor.. Sonra azalıyor..

Kalpler kırılıyor.. kocalar evde bir yerde duruyor.. Veya evlilikler mahkemede son buluyor..

Sevgililer değişip duruyor.. Erkekler arayacaklarını söyleyip, aramıyor.. İsler geliyor ve gidiyor..

Ebeveynler ölüp gidiyor.. Komsular değişiyor.. Ama kız arkadaşlar hep oradalar...

Siz onları bırakmadığınız sürece.. Geçen yıllar ve arada kaç km. mesafe olduğu hiç önemli değil..

Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğumuzdan daha uzak değil..

Hayatiniz içinde, öyle ya da böyle, yakin ya da uzak..

Tüm Kız Arkadaşlarıma Sevgiler.

SİZİ SEVİYORUM...

02 Mayıs 2008 Cuma

Pearl Restaurant

Dün eşim bize bir güzellik yaptı ve bizi ; eşimle çok sevdiğimiz bir mekan olan Pearl Restaurant'ta yemek yemeye davet etti. Bu nazik teklif geri çevirilip, mutfağa girişilemezdi elbette. :) Hem Esra'cığımın da Pearl'ün o leziz Akdeniz usulü somon ızgarasını tatmadan gitmesi olmazdı doğrusu. Daha arabadayken gözüme kestirdiğim üst kat cam kenarı masayı görevli bayanın güler yüzü eşliğinde havada kaptık.

Pearl Restaurant Bebek'te deniz kenarında.(aradaki sahil yolunu saymazsak). İnanılmaz hoş bir ambiansı var. Çalan müzikler tam iş çıkışı insanı dinginliğe kavuşturacak nitelikte. Yemekler zaten enfes. Pearl aklınızın bir kenarında bulunsun derim.

Bu arada hayatımda ilginç olaylar yaşanmakta. :) Netleşince sizlerle paylaşacağım. Ne diye sormayın çünkü şimdiden söyleyemem. :)Merakla bekleyin bakalım. :)

01 Mayıs 2008 Perşembe

Esra geldi hoş geldi. :)

Esra benim üniversiteden çok sevdiğim arkadaşlarımdan biri. Beraber az gülüp eğlenmedik o güzel okul yıllarında. Okul bittikten sonra ben İstanbul'a savruldum, Esra da memleketi olan Gaziantep'e.

Esra'nın Antep'te biraz bunaldığını hissettim ve bir süredir gelmesi için baskı yapıyordum. Neyse ki yapı fuarı imdadıma yetişti. Biz ; Funda,Esra ve ben geleneksel olarak benim Ünicup dediğim etkinlikler çerçevesinde her yıl yapı fuarı zamanı İstanbul'da buluşmayı adet edinmiştik. Ama 2 senedir Funda'cık bebiş dolayısı ile aramıza katılamamakta. Geçen sene hamileydi, bu sene de bebiş küçük. :( Bir yanımız eksik kaldı elbette ama geleneğimizi sürdürebiliyor olmak da ayrı bir mutluluk...

Sabah 06:30 da Esra'yı havaalanından aldım. 07:00'da evdeydik ve birlikte kallavi bir kahvaltı yaptık. Ve maalesef Esra'yı dinlenmesi için evde bırakıp işe geldim. :) Eski ünicup günleri anısına , eski fotolardan da eklemek istiyorum. Buyrun bakalım...

17 Nisan 2008 Perşembe

Uykucu Bekçi Baykuşum


Belki farkettiniz, belki farketmediniz ; bilmiyorum ama benim artık bloğumu bekleyen uykucu bekçi bir baykuşum var. Nerede mi? Sağ üst köşede, nazarlığımın hemen üstünde... Nasıl da mahmur mahmur bakınıyor değil mi? :)

O bekçi baykuş bana Eda Suner 'in hoş bir armağanı. :) Eda'nın ne kadar ince ve düşünceli olduğunu artık hemen hemen bütün bloggerlar biliyor sanırım. Anlatmama gerek yok.

Kendisine sizlerin huzurunda tekrar teşekkür etmek istiyorum. Eda'cımmmm çokkk teşekkür ederim canım. Baksana nasıl da yakıştı köşesine sayende. Beslemeyi unutmayacağım söz. ;)

11 Nisan 2008 Cuma

Süpriiiiiizzzzzzz :)

Dün aşkım için süpriz bir doğum günü partisi organize ettik. Veysel ve Cenk çok yardımcı oldular sağolsunlar. Son dakika yapılan bu organizasyonu duyar duymaz bütün dostlar sağolsun (işi olanlar dışında) seve seve katılacaklarını belirttiler ve katıldılar da. :)

Aniden geldi böyle bir süpriz yapmak aklıma. Aslında aşkım pek süprizleri ve özel gün kutlamalaını sevmez. Kızmasından korkmadım dersem yalan söylemiş olurum. :) Başbaşa yemek yiyeceğimizi sanarak girdiği TOCC'da, kapıdan girer girmez kopan iyi ki doğdun ve alkış sesleri ile beliren şaşkın yüz ifadesi ve kulaklara varmış bir ağız bana kocamaaan bir ohhh dedirtti. :) . Tüm dostlar sağolsunlar hafta içi ve yorgunluk demeden oradalardı. Hepsine tekrar teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.


Tocc'da güzel dostlar , güzel yemekler, güzel servis ve hoş sohbetlerle çok mükemmel geçen birkaç saate hepbirlikte imzamızı attık.


Canım sevgilim. Yüzündeki o mutluluk hiç ama hiç solmasın. Seni çok seviyorum...

04 Nisan 2008 Cuma

Efo'yla

Dün sağolsun Efsun beni evine davet etti. Efsun benim Samsun'daki yazlığımızdan 1995 senesinden beri tanıdığım ve gerçekten çok sevdiğim bir arkadaşım. Bunca seneye yayılan paylaşımlarımız çok fazla ve bir o kadar güzel . Selin'ciğimiz bizden ayrı Samsun'larda kaldı ama telefon sağolsun. Oralardan onu bizimle buluşturuyor. E iş güç gidemez olduk yazlıklara.

Bol muhabbetli güzel bir akşam geçirdik. Ev yapımı güzel mantılarımızı yedik afiyetle.

İnsanın güzel dostlukları olması ne güzel. Aşkımın yokluğunda bana destek olmaya çalıştı herkes. Bu dünyada dostlarım oldukça hiçbirzaman gerçek anlamda yalnız kalmayacağımı görmüş oldum. Bu ayrılıkta siz sanal dostlarımın desteğini de yabana atmıyorum merak etmeyin.. :) Hepinize teşekkürler.

03 Nisan 2008 Perşembe

Kızlarla Alem


Dün işyerinden çok sevdiğim arkadaşlarım Hülya , Sultan ve Nazan beni yalnız bırakmamak ve uzun zamandır planlayıp, hayata geçiremediğimiz kızlarla alem eylemini gerçekleştirmek adına iş çıkışı benimle geldiler.
Kısır, Zeytinyağlı barbunya, közlenmiş patlıcan ve biber, peynir,alata ve ızgara kalça şişten oluşan güzel bir sofra hazırladık el birliği ile... Sonra da muhabbetin ve kahkahanın sonunun bir türlü gelmediği, kimsenin de gelmesini istemediği güzel bir ortamı paylaştık.
Hepsine burdan tekrar teşekkür ediyorum. Geçmek bilmeyecek saatlerimi kahkahalarla doldurdukları için. Sizi seviyorum kızlaarrr....

02 Nisan 2008 Çarşamba

Rapidolarla Canlanan Anılar (ve Hüzün...)

Bilmeyenler için belirteyim ki yukarıdaki resimdeki rapido kalem setidir. Rapido kalemler çizim yaparken kullanılan çeşitli kalınlıkta uçlara sahip kalemlerdir. Mimarlar zaten eminim görünce eski sıkı dostlarını hatırlamışlardır.
Odaya onaylattığım bir projede belediye ufak bir değişiklik istedi. Bu baskı üzerinde yapsanız da kabulümüzdür dediler ve dolabın arka köşesini kendilerine yer etmiş rapidolarım gün ışığı görme imkanı buldu...

Günümüzde hiçbir mimar iş hayatında bunları kullanmıyor. Biz 4 senelik okul hayatımız boyunca bunlarla proje çizdik. Her sektörde olduğu gibi mimarlık sektöründe de teknoloji el emeğinin yerini aldı ve tıklamayan rapidoların , ucu körelen kazıma jiletlerinin devri sona erdi... Okullarda hala kullanılıyor mu bilmem. Aslında bizim dönemimizde de iş hayatında bilgisayar kullanılıyordu ama hocalar sağolsun işin bu eziyetli kısmıyla okuyup mezun olmamızı istediler.

Rapido setimi dolaptan çıkarır çıkarmaz gözlerim doldu inanın. Eski günler geçti gözümün önünden. Gece yarısı tam teslim zamanı bozulan 0.2'ye lanet edişlerimiz aklıma geldi. Rapido bazen tıkanabiliyordu . Öne arkaya belli bir açıyla sallayıp o güzelim tık sesini duyma çabalarımız anımsadım. Ve o tıktan sonra akıtma ihtimaline karşı ilk denemeyi elimizin, kolumuzun , avuç içlerimizin üzerinde yapmalarımız sanki dünmüş gibi geçti gözümün önünden.. Hatta bir sene olayı abartmış tüm kollarımızı dövme gibi şekillerle doldurmuştuk kızlarla.

Sonra işin daha farklı boyutuna geçtim. Özlediğim diğer şeyler de bir bir canlandı belleğimde. Proje yetişmeyecek diye az ağlamadım ben. Çok paniktim ve itiraf ediyorum biraz inektim. :). Esra'cım güzel sesiyle koridorları ve tuvaletleri az çınlatmadı. Funda hiç çalışmadan mimarlık bölümünü bitiren tek kişi olarak tarihe geçti. Saniye, Firuzan, Hilal ve ben yurtta uykusuzluktan delirip pek çok saçma sapan gülme krizine imza attık. Yılan hikayesi dizisini izlerdik bir tek. O saatte hayat dururdu. Odanın kapısını rahatsız edilme ihtimaline karşı kilitler ve gözlerimizi kırpmadan izlerdik. Reklam arasında farkederdik ancak odayı ne kadar dumanaltı yaptığımızı. :) (Hepimiz çok şükür şu anda sigara illetinden kurtulduk. Ama düşünüyorum da mimarlık sigarasız çekilmezdi. )

O kadar çok ve güzel anı var ki buraya hepsini yazmam mümkün değil ne yazık ki... Üniversite yıllarında çok güzel dostluklar kurduk ve paylaştık. Çok şükür ki o dostluklar hala sapasağlam ayakta ve eminim sonsuza dek yaşayacak. Burdan hepsine tekrar seslenmek istiyorum.

Eyyyy güzel dostlar, eyyyyy canıma can yoldaşı olan, ne olursa olsun yanımdan yürüyen kızancıklar;

Sizler benim ailemsiniz. Sizleri tanıdığım ve dostum olduğunuz için Allah'a binlerce şükürler olsun. Hepinizi ama hepinizi gerçekten çok seviyorum. Hepimiz ayrı şehirlere dağıldık ama benim yüreğim sizden hiçbir zaman ayrılmadı. Ve hiçkimse sizin gibi olmadı, olamadı. İyi ki varsınız. Aşağıdaki parçalar size armağan...

Birgün birbirimizden ayrı düşsek bile,
Biliyorum hiç bir zaman ayrı değil yollarımız.
Ve aynı yolda yürüdükçe,
Gün gelir ellerimiz yine dostça birleşir.
Ayrılsak bile kopamayız...

Unutulmaz, yaşadığımız, unutulmaz.
Bize olanlar, yaşananlar,
Nasıl oluurr unutuuuluuurr.

31 Mart 2008 Pazartesi

Ada Cafe

Ada cafe'de arkadaşlarımızla keyifli bir akşam geçirdik hafta sonunda. Ada cafe'de yine evimizde gibi hissettik. Yemekler süperdi. Müzik çook iyiydi. Benim neşem yoktu o ayrı. Ama geçti şükür.

21 Mart 2008 Cuma

İyi ki Doğdun Necla Sultan :)

Aslında 18 Mart Necla ablanın doğum günüydü ama resimleri ve yazıyı bloğa eklemek bugüne kısmet oldu. 1. resimde Aköz Cafe'de Necla ablanın doğum gününü kutlamak amacıyla buluşan topluluk görülmekte. Ama Necla abla yoğun yağmur ve trafik dolayısıyla kendi kutlamasına katılamadı. 2.resimde ise sağ ortadaki minyon ve şirin kişi Necla abla.. Öğlen tatilinde kendisini kutlama için yakalamış bir kalabalıkla görülmekte.

Nice senelere Necla Sultan. İyi ki doğdun. Seni çok seviyoruzz...

17 Mart 2008 Pazartesi

Dostlarla...

Esra - Serkan Aksel (üstte) / Orkun Özener , Sinem - Nadir Yaman (altta)

Cumartesi fotoğrafta gördüğünüz ekiple önce Tarihi Cumhuriyet meyhanesinde havamızı bulduk; ardından da Büyük Klüp'e Tolga Futacı'yı dinlemeye gittik. Tolga Futacı Akademi Türkiye 2.siymiş ve dizilerde de oynuyormuş. Televizyonla çok alakamız olmadığı için kendisini tanımadan gittik fakat sesine ve sahnesine hayran kaldık. Fırsatınız olursa kendisinin canlı performansını dinleyin derim...

14 Mart 2008 Cuma

Şahiner Ailesi

Alanya'ya her gelişimde bana evlerini açtılar. Kendi evimde gibi hissetmemi sağladılar. Allah onlara gönüllerine göre bir evlat nasip etti. Mutluluk ve huzurları daim olsun inşallah. Sizi çok özleyeceğim. Ama üzülmeyin. :) 29 Mart'ta yine burdayım. Bekleyin beni anacıııııııımmmmmmmm.

12 Mart 2008 Çarşamba

İşte karşınızda SUEDA :)

MAŞAALLAH
Sueda kim mi? O minik bir peri. O bir melek. O Firuzan ile Beyazıt'ın şimdilik , hayatta yaptıkları en güzel iş.... :)
Nasıl anlatılır bu mucize bilmiyorum ki! Evet o bir mucize...

Alanya'dayım... Firuzumu, Beyazı ve minik mucizeleri Sueda'yı görme şerefine nail oldum. Fotoğraftaki pozisyonda tam 2.5 saat yattık. Öncesinde gaz sancısından huysuzlanan meleğim o şekilde rahatlayıp uykuya daldı.

Kıyamadım kımıldatmaya. Hem ben de öyle mutluydum ki. O an hiç bitmesin istedim.

Sueda'ya anne ve babasıyla uzun, huzur dolu , mutlu ve bol şans dolu bir ömür dilerim... Allah isteyen herkese bu duyguyu nasip etsin...