Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana
Gezelim - Görelim etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Gezelim - Görelim etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

25 Temmuz 2008 Cuma

Milano

Milanı / İtalya :




Milano çılgın bir şehir. :) Moda şehri ünvanını sonuna kadar hakediyor. Hiçbir vitrinde beğenilmeyecek bir ürün göremedim ben. Herşey muhteşem.

Şehrin merkezi Duomo katedralinin olduğu meydan. Katedralin her noktası heykellerle bezenmiş. İrili ufaklı pek çok heykel binayı korumaya almış adeta. Yeni biten restorasyonuna da hayran kaldım. Bu kadar ince , titiz ve güzel bir çalışmaya hayran kalmamak mümkün değil.

Şehirdeki bütün tarihi binaların bakım ve temizliği yapılmış durumda. Duraklar haricinde taksiye binilemiyor. İnsanlar mümkün olduğu kadan otomobil kullanmıyorlar. Etrafta şık giyimli bay ve bayanları bisiklet ya da vespa motorsikletle işlerine gider ya da dönerken görebiliyorsunuz sık sık. 12:30 - 15:30 arası siesta zamanları. Dükkanlar ve iş merkezleri kapanıyor. İnsanlar dostlarıyla buluşup yemek yiyip, lak lak ediyorlar o saatlerde. :)

Yanınızdan dakika başı çok güzel bir bayan geçebiliyor. Manken ve fotomodellerin alışveriş için uğrak yeriymiş Milano. Ayrıca Paris Hilton tarzı bayanlara çantalarında fino köpekleri ile alış-veriş yaparken sık sık rastlayabiliyorsunuz. Büyük markaların şehrin merkezinde dev binaları var. Milano için ayakkabı cenneti desem yalan söylemem. Ayakkabı konusunda çok çok ilerdeler. Çok kaliteli herşey.

Böyle güzel ve şık bir alış-veriş şehrinden birşeyler almadan ayrılmamın mümkün olmadığını tahmin etmişsinizdir hepiniz. Ama aldıklarımla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için burda değinmiyorum. :) Milano 'daki 3 günlük serüvenimizin ardından 2 haftalık muhteşem tatilimizi sonlandırdık ve güzel ülkemize döndük. :) Şu da bir gerçek ki insanın evi gibisi yok.

Ayrıca şu da 2.bir gerçek ki bizim İstanbul'umuz aslında bu şehirlerin hepsinden milyon kat daha güzel. Ama çok bakımsız ve karmaşık. Ve insanlarımız gerçekten saygısız ve bencil. Belki buna zaman zaman ben de dahil oluyorumdur akıntıya kapılıp bilemem. Daha güzel bir Türkiye dileğiyle...

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Garda Gölü

Garda Gölü etrafı dağlarla çevrili İtalya'nın 370 km2 ile en büyük gölü.Venedik ile Milano arasında, yukarıdan bakıldığında pipo şeklinde görünüyor. Çevresindeki ortaçağdan kalma olduğu bilinen kasabalar, şatolar, beş küçük adası ve etrafını saran heybetli dağları ile büyüleyici güzellikte. İşte Garda'nın resmi internet sitesi: http://www.visitgarda.com/

Venedik dönüşü Garda'nın güney-batısından gölün çevresindeki sahil yoluna giriş yaptık. Ve saatin ters yönünde giderek Kuzeyindeki kalacağımız yer olan Riva Del Garda'ya ulaştık. Böylece hemen hemen gölün etrafını görmüş olduk. Garda gölüne ve etrafındaki irili ufaklı bütün kasabalara, üzüm bağlarına, doğaya saygılı bir şekilde inşaa edilmiş taşıt yoluna, Gölün ve yelkenlerin tepeden görünüşüne hayran olduk. İşte daha detaylı gezdiğimiz yerlerden Limone, Malcesine ve kaldığımız yer olan Riva Del Garda'dan anılar:

Riva Del Garda / İtalya :

Riva Del Garda'da Bella Riva Otelde konakladık ve inanılmaz memnun kaldık otelden.
Pizzaları muhteşemdi. :)

Riva Del Garda da Garda Gölü kenarındaki diğer yerleşim birimleri gibi sörfçülerin ve yelkenli rüzgar sörfçülerinin gözdesi. Mis gibi manolya kokuları doldurmuş her köşesini. Kuğuları, ördekleri ve insancıl kuşlarıyla adeta hayvanlarla içiçe yaşadık 6 gün boyunca. İnsanlar tarafından korkutulmadıkları için hayvanlar yanımıza yaklaşmakta hiçbir sakınca görmüyorlardı.

Ayrıca ne kadar şanslıyız ki; İtalya'nın ünlü spor gazetelerinden biri olan La Gazzetta dello Sport' un Riva Del Garda'da düzenlemiş olduğu Dünya Beach volley turnuvası tam da bizim orda olduğumuz günlerde yapıldı. Öğleden sonralarımızın 4 saatlik bir bölümünü turnuvalarda geçirdik. İnanılmaz keyifli maçlar izledik.

Malcesine / İtalya :












Malcesine'yi anlatacak kelime bulamıyorum. Adeta masallardan fırlamış gibiydi. Rüya gibi bir kasaba. Bütün şirin sokaklarını, ağzım kulaklarımda gezdim. Ne de güzel bakmışlar ve korumuşlar o evleri anlatamam. Fotoğraflar bile anlatmaya yetmiyor o güzelliği. İyisi mi ben vazgeçeyim bu sevdadan. Olduğu kadar anlatsın ne yapayım. :)


Limone / İtalya :
Ne yazık ki Limone'de çekilen 1 adet fotoğrafı yanlışlıkla silmişim. :( Ama sanırım internetten birkaç fotoğraf




22 Temmuz 2008 Salı

Venedik

VENEDİK / İTALYA :

Venedik gerçekten de rüya gibi bir şehir. Nasıl kurulduğuna akıl sır ermiyor. Birimiz inşaat mühendisi, birimiz mimar olarak eşim ve ben her detayı hayranlıkla inceledik.

Münihten kiraladığımız araba ile Avusturya üzerinden Venedik'e geldik. Ve üzülerek gördüm ki ne yazıkki bizim ülkemiz yeşil değil. Karadeniz de dahil olmak üzere. Orada herköşe Karadeniz adeta. Ve insanların devlet arazilerinin bile çimlerini biçmek sureti ile bakımını yaptıklarını görünce zihniyetlerine hayran olmadan edemedim.


Venedik girişinde otoparka arabamızı bırakıp kanal taxi ile adeta şehirin büyüsüne kapılmış halde 3 gece kalacağımız otelimize gittik.

Otelimiz "Splendid Star Hotel"Venediğin merkezinde San Marco Meydanına yürüyerek 5 dakikadan daha kısa mesafede , kanalın kenarında çok şık bir oteldi. Eşyalarımızı bıraktıktan sonra hemen dar sokakları keşfe başladık.

Gondol ile gezmek için ertesi günü bekleyemeyeceğimizi anlayarak bir gondol turu attık. :) Süperdi. Gondolcuların köşe dönüşlerinde birbirlerini uyarmak amacıyla çıkardıkları Oooiiiiiii sesine ise çok güldük. :)

Bol bol dolaştık Venedikte. Merkezde hemen hemen girmediğimiz köşe kalmamıştır sanırım. Yediğim yemeklerin tadı hala damağımda. İnanılmaz pizza ve makarnalar yapıyorlar.Sosları bir harika. Makarna ve pizza deyip geçmeyin derim. :)

Fotoğraflarda gördüğünüz Rialto köprüsünün civarındaki restaurantlar favorimiz oldu. Klasik müziğin devi Vivaldi'nin muhteşem Konçertosuna da gitmek ve eski Venedik kıyafetleri içerisindeki ustaların Vivaldi eserlerini harika sunumlarına şahit olma şerefine de nail olduk. Ve şansa bakın ki müzik devlerinden Brian Adams 'ın San Marco Meydanındaki konseri de bizim orda olduğumuz güne denk gelince, onun muhteşem sesini canlı olarak da dinlemek kısmet oldu. :)AyrıcaVenedik etrafındaki Lido ve cam sanatının soruğa ulaştığı yer olan Murano adalarını da gidip gördük.

Lido Venediğin daha modern binalardan oluşmuş hali. Buyrun bakalım Murano nasılmış? İşte fotoğraflar:

MURANO ADASI / İTALYA :

Murano adası küçük Venedik adeta. Şirin şirin rengarenk evler sarmış kanalların etrafını. Murano adası camı ile ünlü. Murano camını duymuş olanlarınız vardır elbette. Camdan yapılmış nesneleri hayranlıkla izlemekle yetinmediğimi tahmin etmişsinizdir. Ama tatilde aldıklarımla ilgili ayrı bir yazı yazacağım için burda bahsetmeyeceğim.

Murano'dan hayatımın en güzel tiramususunu yediğimi de itiraf etmeliyim. Zaten tatil boyunca her öğün tiramusu yedim hemen hemen. En az 3 kilo almışımdır diyordum ama şükürler olsun tartı sadece 400 gr almışsın dedi bana. :) Onu ve daha fazlasını da azmimle 4 günde vermiş bulunuyorum.

Nerdeeennn Başlasaaammm, Nasııılll Anlatsaaamm.

Tatilimiz gerçekten çok güzeldi. Nerden başlasam, nasıl anlatsam sıkıntısını çekiyorum inanın.Ben de birkaç bölüm halinde kısım kısım yazmaya karar verdim. Öncelikle Münih'ten başlayayım.

Münih / Almanya
Münih gerçekten çok şık ve güzel bir şehir. Alman mimarisinin izleri her sokağında görülüyor. Almanlar gibi soğuk bir şehir. Binalardaki taş ve heykel işçiliklerine, şehir merkezinin yeşilliğine, temizliğine ve bakımlılığına hayran olmamak mümkün değil. Fotoğraflarda gördüğünüz yeşillikler ve nehir şehrin merkezinde. İnsanlar ailece bisikletle seyahat ediyorlar. İnanılmaz hoşuma gitti bu. Bisikletlerinin arkasına ufak çocukları için emniyetli koltuklar ekletmişler. Bayıldımm. :) Böylelikle hem spor yapıyorlar, hem de şehri trafikten kurtarıyorlar. :) E şehirleri de buna müsait o ayrı.
Yolunuz Münih'e düşerse Rischard's'da sandviç yemenizi şiddetle taviye ederim. Aşağıya otel odamızdan da bir kare fotoğraf ekledim. Otel gerçekten hem konum olarak hem de kalite olarak çok iyiydi. Bir de en son karede sağdaki binaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Binanın restorasyonu(onarım ve yenileme) yapılıyor ve restorasyon konusundaki titizliklerine ve çalışma prensiplerine hayran kaldım. Binanın bire bir fotoğrafını kurdukları iskelenin önüne giydiriyorlar. Böylece hem görsel kirlikik olmuyor , hem de çalışanların ve çevreden geçenlerin güvenliği sağlanmış oluyor. İşte fotoğraflarla Münih: (Bu kadar eleyebildim. :) )


28 Nisan 2008 Pazartesi

Anneciğimle Haftasonu

Annemle birlikte çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Zamanımız olsaydı eminim daha pek çok şey yapacaktık ama hafta sonu su gibi akıp geçti.

Cumartesi günü annemi alıp peşimden inşaatlara sürükledim. Maksat beraber olmak değil miydi? O evde otururken benim içim nasıl rahat ederdi? Dönüşte de akşam anneanneme uğradık.Anneannem bizim için birsürü yemek hazırlamış. Karnımızı doyurmuş olduğumuz için çok hayıflandım. Ama yine de hepsinin tadına bakmadan da duramadım. Favorim mercimekli,erişteli çorba oldu...

Anneannemin karşı komşusu Hediye teyzeyi de gitmişken ziyaret ettik. Hediye teyze inanılmaz hamarat bir bayan. Anneannem de çok hamarattır elişi konusunda ama artık eskisi kadar yapmıyor. Yünden çiçek motifleri yapmış anneannem. Bana hediye etti. Broş yapmayı düşünüyorum onlardan. Yapınca sizlerle paylaşırım. Hediye teyzenin yaptıkları ise adeta sanat eseri niteliğindeydi. Birkaçının fotoğrafını çektim sizlerle paylaşmak için...
Ben hepsini çok beğendim. Yelek adeta bir şaheser. Sanırım çok beğendiğimizi görünce anneannem benim için ve annem için de bu tip birşeyler yapacak. :)
Pazar günü kardeşimin de bize katıldığı kallavi bir kahvaltının ardındanben BGİAD genel seçiminde oyumu kullandıktan sonra ;annemle Sultanahmet'e gittik , Sultan Ahmet Köftesi yedik , oralarda gezdik ve daha sonra annemin hacdan arkadaşı Gülten teyze ve Sedai amcaların Avcılarda çok güzel deniz manzarasına sahip saray yavrusu niteliğindeki evlerine konuk olduk. Ben onlarla o gün tanışmış olmama rağmen çok sevdim. Gülten teyze ve yardımcıları Nazo yemekler konusundaki bütün hamaratlıklarını konuşturmuşlar. Nazo bir yağlama yaptı bize sıcak sıcak, neredeyse parmaklarımı yiyordum. :) Hepsine tekrar teşekkürler.




Ve güzel bir hafta sonunu Bebekte Waffle yiyerek noktalandırdık. Kaç kilo almışımdır dersiniz?

27 Mart 2008 Perşembe

İzmir'in Kavakları :)

2 günlük yokluğumu farketmişsinizdir sanırım. :) İzmir'deydim. İş için gittim ama görümcem (aslında ablam demek istiyorum) Nuriş ve kızı Selin'ciğimi görebilme ve onlarla vakit geçirebilme şansı buldum bu sayede. Gideceğimi haber vermedim onlara, süpriz olsun istedim. Size bir koli yolladım büyük bir koli evde olun şu saatlerde gelecekmiş dedim. Ve koliyi beklerken karşılarında beni buldular. :) İlk fotoğrafta beni gördükleri andaki şaşkın suratlarını görmektesiniz. Daha sonra birlikte Agora alışveriş merkezine gittik, yemeğimizi yedik, kahvemizi içtik. Selin'e çok şeker pembiş ayakkabılar aldık. Eve döndük. Kızkıza pembe pijama partisi verdik. Selin ile birlikte uyuduk. Sabah 2 derslerini astılar benim için. Kallavi bir kahvaltı hazırlamış Nuriş bize, sıcacık simit eşliğinde kahvaltımızı yaptık. Sonra beraber okula gittik. Ben onları okullarına bıraktım ve yoluma devam ettim. Kısa süreli de olsa o kadar güzeldi ki herşey anlatamam. Çok özlemişim ikisini de. Umarım en kısa zamanda kavuşuruz. :)

Bir de size İzmir Bergama'da Nato yakınlarındaki Bergama Köftecisinden bahsetmek istiyorum. Burası sabah 11:00'den 15:00'e kadar açıkmış ve inanılmaz güzel köfte yapıyorlar. İzmir'de olup da bilmeyenlere ya da yolu İzmir'e düşeceklere tavsiye ederim. Ayrıca İnciraltı'ndaki Mercan Restaurant'ta balık yeme şansı buldum ki; lezzetinin tarifi imkansız. Hayatımda yediğim en iyi kalamarı yapıyorlar. Mezeler bir şahane. Mercan'ı da şiddetle tavsiye ediyorum.

17 Mart 2008 Pazartesi

Çanakkele Geçilmez!













Toprakları toprak yapan üstündeki kandır.
Toprak , uğrunda ölen varsa vatandır.

18 Mart Çanakkale Şehitlerini anma günü bugün. Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun...

Ben şehitliği görme şansına nail olmadım henüz. Ama eşim önceki sene gidip görmüştü oraları. Yaşadığım duyguları anlatamam demişti. Beni de götüreceğine söz vermişti. Kendisine sözünü hatırlatmak istiyorum. Bir hafta sonu kaçamağı yaparız belki yakında. Ne dersin aşkım?

Topkapı Sarayı

Topkapı Sarayı'nı gezmeyenlere işte fırsat. Süper bir düzenleme ile sarayın her tarafını 3 boyutlu olarak gezip görebiliyorsunuz. Ben gitmiştim ama o kadar büyüktü ki bu sitede gezdiğim kadar detaylı gezebilme şansım olamamıştı. Hadi bakalım iyi gezmeler. Yazı başlığına tıklamanız yeterli... (Topkapı Sarayı'na)

12 Mart 2008 Çarşamba

İşte karşınızda SUEDA :)

MAŞAALLAH
Sueda kim mi? O minik bir peri. O bir melek. O Firuzan ile Beyazıt'ın şimdilik , hayatta yaptıkları en güzel iş.... :)
Nasıl anlatılır bu mucize bilmiyorum ki! Evet o bir mucize...

Alanya'dayım... Firuzumu, Beyazı ve minik mucizeleri Sueda'yı görme şerefine nail oldum. Fotoğraftaki pozisyonda tam 2.5 saat yattık. Öncesinde gaz sancısından huysuzlanan meleğim o şekilde rahatlayıp uykuya daldı.

Kıyamadım kımıldatmaya. Hem ben de öyle mutluydum ki. O an hiç bitmesin istedim.

Sueda'ya anne ve babasıyla uzun, huzur dolu , mutlu ve bol şans dolu bir ömür dilerim... Allah isteyen herkese bu duyguyu nasip etsin...

25 Şubat 2008 Pazartesi

Üsküdar'da güneşli bir öğlen arası






3 gündür İstanbul'da hava inanılmaz güzel. Şubat ayı değil de Nisan sonu sanki. Geçen hafta karla boğuşan biz değilmişiz gibi inatla parlıyor güneş. Ve biz de Şirketten arkadaşlarım Sultan ve Hülya ile bu güneşi değerlendirmek adına öğlen yemek saatimizde Üsküdar- Kuzguncuk arasında deniz kenarında yeralan Beltur Paşalimanı tesislerinde aldık soluğu. Ne de iyi etmişiz. İşte İstanbul'da olmanın ve boğazın tadını çıkardığımız o güzel anlardan birkaç kare. :) BEŞİKTAŞ gemisinin de boğazdan salınması bizim oturduğumuz dakikalara gelince bir Beşiktaşlı olarak bu anı ölümsüzleştirmeden duramadım. :) İstanbul'u özleyenlere bir nebze mutluluk verir umarım bu güzel resimler.


18 Şubat 2008 Pazartesi

08.02.08 - 15.02.08 London / England

Londara'da çok güzel 8 gün geçirdik. Her günü her anı doludolu yaşadık. Bizim Londra'ya gitmemize önayak olan ve orada yorulmadan her yeri görmemizi sağlayan Usanmaz ailesinin bu güzellikte en büyük katkıya sahip olduğunu belirtmeliyim. Sayelerinde 8 günde Londra'da görülmesi, gezilmesi gereken heryeri görüp gezdik diyebilirim. Ayrıca o kadar lezzetli yemekler yedik ki sanırım tatlarını hep damağımda hissedeceğim. Fransız ve İtalyan yemekleri ağırlıktaydı menülerimizde ve sanırım o yemekleri en güzel yapan yerlerde tatma fırsatını bulduk; yine
Usanmaz ailesi sayesinde. :)
İlk gün sabah uçaktan iner inmez başladı maceramız. Valizleri 7 gece konakladığımız ve tarihi binası ile gerçekten çok güzel bir otel olan Valdorf Hilton Hotel'e bırakmamız ve kendimizi İngiltere'nin kollarına bırakmamız arasında sadece 5 dakikalık zaman kaybettik diyebilirim. :) Neredeyse sabahtan akşama kadar yürüdük. Otelimizin merkezi konumu dolayısı ile yürüme mesafesindeki heryere gittik ilk gün. Covent Garden gezimiz boyunca en sevdiğimiz yer oldu hep. Otelden çıktığımızda ve otele dönerken
yolumuzun üzerinde olan bu mekan; sıcaklığıyla adeta içimizi dolduruyordu. Sokak gösterileri oraya ayrı bir lezzet katıyordu. Kaldığımız süre içerisinde gezdiğimiz yerleri daha sonra ekleyeceğim. Londra'da kaldığımız süre içerisinde en çok dikkatimi çeken şeylerden biri araçların hiçbirşekilde korna çalmamasıydı. Hiç korna sesi duymadım ve inanın çok güzel bir duyguydu. Dikkatimi çeken diğer bir şey de herkesin yüz ifadesinin mutlu ve hareketlerinin relaks olmasıydı. Zengin, fakir genç yaşlı hiçkimse asık suratlı ya da mutsuz değildi. Ve bunun nedenlerini orada
bulundukça çözümleme şansı buldum. Hepsinin sosyal imkanları vardı. Belediye evsizlere ev veriyor bu evler eskidikçe tadile ediyormuş. Neredeyse her yere yürüme mesafesi kadar yakın parklar var şehirde. O parkların bakımlılığını ve güzelliğini anlatmam mümkün değil. İnsanlar şezlonlarını alıp bu parklarda oturup stres atıyorlar, gazete dergi okuyorlar, sincap,ördek,kuğu,kuş...vb hayvanları besliyorlar ve hayatın koşuşturmasından uzaklaşıyorlar.












İnsanların yüzlerindeki o güzel ifadelerin sırlarından birisi de sanırım mesailerinin en geç 17:00 'da bitiyor olması. O saatten sonra çalışmıyorlar. Mağazacılık ve satış sektörü hariç tabii ki. Londra'da onlar 19:00 gibi kapanıyor ama küçük yerleşimlerde onlar da erken kapanıyormuş. İnsanlar işlerinden çıkıp, birşeyler atıştırıp, her köşe başında mevcut olan publara akın ediyorlar. Burda sevdikleriyle buluşup, sohbet ediyor ve günün yorgunluğunu atıyorlar. Publar saat 23:00'a kadar açık. Ondan sonra eğlenmek isteyenler gece klüplerine geçiyorlar.
Oradaki en güzel olaylardan biri de kapalı alanlarda sigara içilmiyor olması. Kapalı alanda sigara içmek kesinlikle yasak ve herkes bu yasağa uyuyor. Zaten sıkı bir şekilde denetleniyormuş, içtiren mekan sahibine kesilen cezalar da çok çok büyükmüş. Yediğim yemeklerin ve içtiğim içkilerin tadını hissettim resmen doya doya. Darısı Türkiye'mizin başına diyorum tüm kalbimle. Ve tüm kalbimle ülkemizdeki saygısızlıkların son bulmasını ve insan gibi yaşayabileceğimiz, stresteni,koşuşturmadan, trafik canavarlarından uzak ; sosyal haklara sahip olarak daha güzel bir
vatan olmasını diliyorum...