Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana
Mim etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Mim etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

11 Haziran 2008 Çarşamba

2. çocukluk Anısı ( Ranza Anısı)

Biliyorum. Mimi yanıtlarken tek bir cevap hakkım vardı. Ben de onu kullandım biliyorum. Ama o anıda ben bir abla olarak hatalıyım. O yüzden kendimi aklamak için ve yoğun ısrarlar neticesinde ranza anısını da anlatmayı kendime ve sizlere bir borç bilirim. :)

Kardeşimle aramızda 2 yaş var. Yani ranza anısı gerçekleştiğinde ben ilkokul 3. sınıfta, kardeşim de 1. sınıftaydı. Okula beraber gider, beraber gelirdik. Annem evhanımı olduğundan genelde hep evde olurdu. Ama ayda yılda bir gezmeye giderdi. Gezmeye gideceği gün bizim için şenlik demekti. Çünkü orada yiyeceği pasta ve börekler biz çocukları olmadan boğazından geçmediği için, gitmeden mutfakta deli gibi uğraşır bize çeşit çeşit pasta ve börekler hazırlardı. Bizim evde gün olsa o kadar çeşit olmaz diyeyim size siz anlayın. :)

Neyse efendim yine annemin gezmede olduğu bir gün eve geldik. Önlüklerimizi çıkarmadan pastalarımızı yalayıp yuttuk ve odamıza geçtik. Ders çalışmalıydık. ( O dönem programlı gibiydik) Ama tembellikten ranzanın altına oturuvermiştik ikimiz de. O günlerde pek yapmadığımız bir abla-kardeş sohbeti havasındaydık. Bu sohbet esnasında da ayaklarımızla ranzanın tavanını ittiriyorduk.

Birden olan oldu. :) Nasıl olduysa ranzanın üst yan parçası vidalarından çıktı ve önce yan parça çıkışımızı engelleyecek şekilde çapraz olarak düştü. Ardından üst parça ayrıldı. Ve biz altta kalakaldık. Bacaklarımızla o ağır yükün altında dayanmaya çalışıyorduk. İki küçük çocuk o yüke ne kadar dayanabilirdi sizce? Bir abla olarak cesur olmalıydım ve en azından kardeşimi kurtarmalıydım. Kandırdım onu. Ben güçlüyüm dayanırım dedim. Ben kaldırınca sen çık ve babamı ara hemen dedim. Bir süre direndi. Dayanamazsın bırakmam seni dedi. Ama çaresiz zorla çıktı dışarı. Benim için kader anları başlamıştı. Bacaklarım artık dayanamıyordu. Babamı beklemem mümkün değildi. Çıkmaya çalışmaya karar verdim. Önce kafamı kurtaracak şekilde döndüm ve nasıl yaptığımı bilmiyorum ama ordan bir çekilde çıktım. Tabii sıyrık ve morluklarla. :)

Babam geldiğinde biz iki yavrucak korkudan ve panikten ölmüş haldeydik. Annem o ranzayı öyle görürse kızar mıydı bize acabaaaa? Hemen yap onu geri baba noooolllluuurrr diye yalvarıyorduk. Babam şokta tabii o anda. Altından nasıl çıktığımızı anlayamayan gözlerle bakıyor ranzaya. :) Onu nasıl başardığımı hiç anlayamayacağım sanırım. :) İlahi bir güç yardım etmiş olabilir mi dersiniz?

10 Haziran 2008 Salı

Çocukluk Anısı Mimi :)


Alev'cim beni mimlemiş. Konu çocukluğumuzda ya da gençligimizde yaşadığımız kendimizce en tehlikeli, en komik macera?

Ben çocukluğumda çok aktiftim. Kız çocuğundan ziyade erkek çocuğu gibiydim. Öyle hissederdim kendimi. Mesela eczanemiz nöbetçi olduğunda yalvar, yakar ben de eczanede dururdum. Çok severdim. Sokakta oynamayı çok severdim. Bıraksalar sabahtan akşama kadar kalabilirdim sokakta. 15 -16 yaşlarımdayken araba kullanmayı öğrendim. Ağlama krizlerime babamın dayanamaması neticesinde. :) Daha önce de bahsettiğim gibi babamdan araba kullanmayı öğrenmek her baba yiğidin harcı olmamasına rağmen başardım. :) Son 5 seneye kadar kendimi hiç kadınsı hissetmedim. Makyajda, süste, ayakkabıda, kıyafette, saçta hiç gözüm olmadı. Sonra ne oldu da böyle oldum bilemiyorum ama içimdeki o küçük erkek çocuk halen arada sırada ceee deyip kaçıyor bazı olaylar karşısında. :) Orda biryerlerde olduğunu bilmek bile yetiyor.

Neyse uzattım yine sanırım. Asıl konuya dönmeli fısıltıları geldi kulağıma , hemmen dönüyorum efeniiimmm. :)

Anılarımın arasında en taze kalmış, en tehlikeli maceramı yaşadığımda 13 yaşındaydım, kardeşim de 11 yaşındaydı. Annemle babamın yoğun ısrarıyla Samsun'dan yola çıktığımız bir Doğu Karadeniz turunun içine sürüklenmiş durumdaydık kardeşimle. Bize kalsa Samsun Altınkum'daki yazlığımızda arkadaş grubumuzla olmayı tercih ederdik. Ama bize kalmıyordu işte. :)

Sahil güzergahındaki heryeri elimizden geldiğince geziyorduk. Uzungöl o zamanlar şimdiki gibi keşfedilmiş değildi. (Kendimi yaşlı nineler gibi hissettim) Uzungöl'de o zamanlar bizim için çok sıkıcı olan 2 günlük konaklamanın ardından Sümela Manastırının yolunu tutmuştuk. Sümela Manastırı da o zamanlar şimdiki güzel yollara sahip değildi ( Aynı hissi tekrar yaşadım ) Yani arabayı manastırın bulunduğu dağın eteklerine parkedip, o zorlu yol, uzun bir yürüyüş maratonuyla tamamlanıp o güzelliğe ulaşılabiliyordu. Tabii ulaşıldığında bir karış dışarıda olan dil içeriye giremeden geri dönülüyordu. :) Neyse... Manastıra çıkan 2-2.5 mt S'ler şeklinde ilerleyen ana yaya yolları vardı. Birde bu S'lerin kollarını birbirine bağlayan daracık patikalar oluşturulmuştu yolu kısaltmak isteyen zeki kişilikler tarafından.

Kardeşimle beraber dar patikalardan annemlerin önüne çıkıyor onlar gelene kadar dinleniyor ve diğer dar patikaya geçiyorduk. 25-30 yaşlarında bir bey de o dar patikaları tercih ediyordu. Zaten onun sayesinde keşfetmiştik o dar patikaları. Tam yaklaştığımız sırada girdiğimiz patika bir türlü bitmek bilmedi. Korkmaya başlamıştık. Ama o kadar dikti ki geri dönmemiz mümkün değildi. Çıktığımız patikadan inmeye kalkmak , aşağıdaki ormana yuvarlanmak ve birdaha bulunmamak manasına geliyordu.

Etrafımızdaki tek insan önümüzden yürüyen beyefendiydi. Panik halindeydim. Kardeşime çaktırmamaya çalışıyordum. Ve sonunda dar patika son buldu. :( Sümela Manastırının dik yaklaşık 3 metrelik taş duvarı ile. Sanırım sonumuz gelmişti. :( Önümüzdeki beyefendi yukarıdan birilerine seslendi ve onların yardımı ile taş duvarı tırmanmayı başardı. Ama bizim boyumuz çok kısaydı. Ve uzanılan eller bize yaklaşamıyordu bile. :)

Sonunda yukarıdan bir cesur yürek aşağıya yanımıza indi ve önce beni yukarıya kaldırdı ve uzanan ellere yetişmemi sağladı. İşte o zaman mahfoldum. İşte o zaman bittim ben. Kardeşimden önce neden çıkmıştım, nasıl yapmıştım bu hatayı. Kerem aşağıda masum ve telaşlı gözlerle bana bakarken bakışlarımız çakıştığında anladım yaptığım hatayı. Kardeşimi de kurtarın ne olur diye ağlamaya başladım. ( Şu anda gözlerim doldu. Resmen o anı tekrar yaşıyorum) Çok şükür kısa süre sonra o da yanımdaydı. İkimiz de ağlıyorduk. O sırada normal yoldan panik halinde gelen renkleri kireçten farksız şekilde bize doğru yürüyen anne ve babamızı gördük çok şükür. Savunulacak bir tarafımızın olmadığı ve sonuna kadar hakettiğimiz azarlarımızın ardından bütün aile yarım saat bir bankta oturmuş ve hiçbirşey anlamadığımız kısa bir Sümela Manastırı turunun ardından sessiz, boynumuz bükük ve atlattığımız büyük tehlikenin ardından şükürler ederak ana yaya yolundan hepimiz tekrar aşağıya inmiştik.

Ben de sevgili Mermaid 'i ve Sihirli elleri mimlemek istiyorum. Bakalım onların anılarından neler çıkıp bizlere ulaşacak.

13 Mayıs 2008 Salı

Yeni Mim "Var mısın Yok musun?"

Haydins 'in 30.03.08 tarihli bu yazısında birlikte "Hayatta var ve yok olunan 10 madde" konusuyla yeni bir mim başlatmaya karar vermiştik. Ben çok fazla tembellik ettim bu konuda da... Kendisinin affına sığınarak gecikmeli de olsa Mim'i başlatıyorum.

YOKUM :

1 ) İkiyüzlülüğe yokum
2 ) Yalana ve yalancılığa yokum
3 ) İftiraya ve dedikoduya yokum
4 ) Hayatıma birşey katmayıp, aksine benden pek çok şey alıp götüren kişilere yokum
5 ) Tembelliğe yokum
6 ) Somurtmaya yokum
7 ) Güzellik uğruna maymuna dönmeye yokum
8 ) Kendimi ezdirmeye yokum
9 ) Numaralı gözlük takmaya yokum
10 ) Gösterişe yokum
VARIM :
1 ) Dürüst ve düzgün insan olmaya varım
2 ) Dostluğun ve dostların değerini bilmeye varım
3 ) Umutsuzluğa kapılmamaya varım
4 ) Herşey için herzaman şükretmeye varım
5 ) Her zaman gülümsemeye varım
6 ) Her türlü sanatsal, kültürel ve sosyal faaliyete varım
7 ) Bronz olmaya varım
8 ) Bakımlı olmaya varım (Keşke zaman yapabilsem)
9 ) Çalışkanlığa ve başladığım işi en iyi şekilde bitirmeye varım
10 ) Para biriktirmeye ama asla cimri ve eli sıkı olmamaya varım
Ben de Nazo 'yu ; Fortuna 'yı ve Lacheen 'i mimliyorum

Mim - Kitaplar

Sevgili Archisugar - Esra beni uzun bir zaman önce mimlemişti ama benim ilham perim ne yazık ki yeni geldi. :( Kendisinden bu gecikme için çok özür diliyorum. Biraz yoğun bir dönemdeyim ama bu asla mazeret sayılmaz farkındayım.

İşte gecikmeli de olsa bu konudaki düşünce ve görüşlerim;

Kitaplar küçük dünyamdaki hazinelerim desem yanlış olmaz sanırım. Okumayı ve okumaktan keyif aldıklarımı paylaşmayı çok severim. Asla korsan kitap almam. Alana da çok kızarım. Kendimi o kitabın yazarının yerine koyarım ve bir kitabın ortaya çıkmasının ve bizlere ulaşmasının hiç de kolay olmadığını düşünürüm her zaman. E o zaman bu emeğin karşılığı da hakettiği şekilde verilmeli bence. Bu düşünceyi her konuda KORSANA HAYIR diyerek özetleyebilirim kısaca.

Ne yazık ki son zamanlarda eskisi kadar çok kitap okumuyorum ve kendime çok kızıyorum. Bunun nedenini bir türlü bulamadım ama geçici olduğunu umut ediyorum.

Ben aynı anda 2 ya da daha fazla kitap okuyamam. Benim elimde bir kitap vardır her zaman , diğerleri onun bitmesini beklemeye mahkumdur. Çok merak etsem ya da elimdeki kitap beni sarmasa da sonuç değişmez. Aslında bu huyumun zararlarını görmüyor da değilim. Mesela elimdeki kitap beni sarmadıysa eğer, ben yine de inat edip onu bitirmeye zorlarım kendimi ve sakız gibi uzar da uzar o kitabın bitiş süresi. En sonunda kitap bitip kütüphanede yerini aldığında ben bir süre hiçbirşey okumak istemeyen bir ruh haline bürünmüş olurum ne yazık ki...

Okuyacağım kitabı nasıl seçtiğim konusuna gelirsem; çok satanlar listesinde olmasının benim için hiçbir önemi yoktur. Bir kitabın önce kapağı beni cezbeder, sonra ismine bakarım ilgi çekici mi diye. Çünkü bence yazarın uzmanlığını konuşturduğu bir konudur kitabın ismi. Ve ordan da artı alırsa kitabı elime alırım ve arka kısmını okurum. Ordaki anlatımdır beni kitaba çeken ya da iten.
Beni J.K.Rowling'in Harry Potter serisi sarıp sarmalamıştı bir dönem. Ben kadının yaratıcı zekasına ve akıcı anlatımına hayran kalmıştım. Adam Fewer'ın olasılıksız Kitabı da hafızamdaki en etkileyici kitaplar reyonunda en ön sıralarda. Ayrıca Kürşat Başar'ın Başucumdaki Müzik de beni çok etkilemiş kitaplardandır. V.C.Andrews'ın kitaplarının da bir numaralı takipcisiyimdir.

En son Canan Tan'ın Piraye'sini ve Ben seni çok sevdim 'ini okudum. İnsanı yormayan güzel bir anlatımı var.

Maalesef kitaplar konusunda kötü bir huyum daha var. Çeşit çeşit şirin Baykuş ayıraçlarım olmasına rağmen zaman zaman kaldığım yeri belirlemek adına kitaplarımın kenarlarını kıvırma huyuma gıcık oluyorum. Sanırım bunu; kitaplarımı gece yatmadan önce okuduğumdan ve uykumun gelmesi, gözümün yorulması gibi sebeplerle farkında olmadan yapıyorum. Huzurunuzda o narin kitaplardan özür diliyorum. :)

Kitap okuma konusunda anneme olan hayranlığımı dile getirmeden yazıma son veremeyeceğim. Annemdir bana okuma sevgisini aşılayan. Evimizde kitaplarımızı koyacak yerimiz kalmadı artık. Ve annem maalesef üzülerek okuduğu kitapları başkasına hediye ederek yer sorununu çözüyor son yıllarda.

Okuma sevgisinin çocuklara küçük yaşta aşılanması gerektiğini vurgulayarak yazıma son vermek istiyorum. Ve unutulmamalı ki bir birey ancak okuyarak kendini geliştirip kendisine, çevresine ve topluma faydalı hale gelebilir. Ne olursa olsun okumalıyız diyorum ve Sevgili İrem'in annesi'ni ve Sueda'nın annesi'ni mimliyorum . :)

26 Nisan 2008 Cumartesi

Mimlendim... :) Sevgili Esra tarafından. Konusu ne mi? Yakınlarım haricinde beni etkileyen 3 kadın... Çok zor oldu bu mimi yanıtlamak. Buyrun bakın bakalım ; beni etkileyen kadınlar sıralamasında ilk 3 kimmiş? :)

1 Numaraaaaa: Latife Uşşaki

Kendisi Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk first lady si. 1923 - 1925 yılları arasında 2.5 yıllık bir süreçte M.Kemal Atatürk ile evli kalmış.


O döneme göre çok farklı bir kadın bence.. Paris'te Sorbonne üniversitesinde hukuk okuduktan sonra Londra'da dil eğitimi almış.


Güvenli bir karargah arayışında olan Mustafa Kemal'in Uşakizade ailesinin köşkünü tercih etmesi ile aralarındaki yakınlığın temeli atılmış. Bu yakınlığın ardından sade bir törenle evlenmişler ve Latife hanım modern ve medeni Türk kadınının simgesi olma görevini üstlenmiştir.


Yurt içi ve yurt dışında pek çok davette Mustafa Kemal'e eşlik etmiş, meclisteki oturumları izlemeye giderek meclise giren ilk kadın olmuş, Mustafa Kemal'in getirdiği bütün yeni devrimlerin ilk uygulayıcısı ve öncüsü olmuştur.


Sizce kendisinden etkilenmemek mümkün mü?


2 numaraaaaa: Nene hatun


Nene Hatun ;93 Harbi olarak da anılan 1877 - 1878 Osmanlı - Rus savaşı sırasında, Erzurum'daki Aziziye Tabyası'nın savunulmasında kahramanca çalışarak adını tarihe yazdıran Türk kadın. Aziziye savunmasına , 20 yaşlarında genç bir gelinken, küçük yaştaki oğlunu ve 3 aylık kızını evde bırakarak katılmış. Nene Hatun o günleri özetle şöyle anlatmış:


"Ağabeyim Hasan cepheden ağır yaralı olarak bir gece önce eve gelmişti. Bir yandan ona bakarken, bir yandan da 3 aylık çocuğumu emziriyordum. Kardeşim o gece kollarımın arasında öldü. Sabaha karşı minarelerden 'Moskof Aziziye'ye girdi' diye haykırışlar başlayınca, kardeşimin alnını öpüp, 'Seni öldüreni öldüreceğim' diye and içtim. Yavrumu Allah'a emanet ettikten sonra, ağabeyimin tüfeğini ve satırımı alıp dışarı fırladım. Sel gibi Aziziye'ye akıyorduk. Tabyanın mazgallarından düşman ölüm yağdırıyordu. Düşmanda iyi silah vardı, bizde de iman. İleri atıldım. Dadaşlar arasına karıştım. Satırım durmadan kalkıp iniyordu. "



Azimle ve vatan aşkı ile binlerce kişilik rus ordusunu devirmişler ve isimlerini tarihe altın harflerle yazdırmışlar. Nene hatun; bu vatan olmadan evladının zaten varolmayacağının bilincinde bir ana, kardeşi kollarında ölmüş , eşinin savaşta nerelerde ne halde olduğunu bilmeyen bir kadın olarak takdir edilmeyi haketmiyor mu dersiniz?



3 numaraaaaaa: Madonna :)

16 Ağustos 1958 doğumlu olan Madonna ;ABD'li, şarkıcı, müzisyen , dansçı, aktrist, prodüktör , yazar ve moda ikonu'dur. Madonna, Pop Müziğin Kraliçesi olarak bilinmektedir. Yüksek enerjili sahne performansları ile ünlü olan sanatçı, çalışmalarında; erotik, politik ve dini temaları kullanmasıyla da tanınır.

2000 yılında, 130 milyonluk albüm satışı ile "Tüm zamanların en başarılı solo kadın sanatçısı" sıfatıylaGuinness Rekorlar Kitabı'na girmiştir.

Yani kısaca Madonna 50 yaşında olmasına rağmen 20 li yaşlardakilere meydan okuyan fiziği, cildi ve görüntüsü ile ve bunca senelik sahne ve sanat hayatına sığdırdığı pek çok başarı ve çıldınlık ile beni etkileyen kadınlar arasında 3. sıradaki yere oturmuş bulunuyor.

Ben de sevgili Archisugar / Esra ve Nazo 'yu mimlemek istiyorum...

24 Mart 2008 Pazartesi

MİM ( HAFLER )

Sevgili Haydins(Haydins )beni mimledi. Ben gönüllü mimlendim desem daha doğru olacak. Mim konusu çok hoşuma gitti çünkü. Konu alfabedeki harflerin ilk anda çağrıştırdıkları. Çok zor ama zevkli olacağını düşünüyorum. Hadi başlayayım.

A : Aile (Yengeç burcu olduğumu söylemiş miydim? ) :)

B: Baba(Canımdır o benim canımmm)

C: Cesaret ( Herkesin az da olsa içinde olması gereken şey )

Ç: Çocuk ( Şimdi çocuk büyümekte gün be gün. )

D: Dostluk (Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan, diğer ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur) Canım dostlarım Firuzan ve Saniye bloklarına yazmışlar bu sözü. Doğru söze ne hacet?(Dost Kokusu )

E: Emek (emek verilen herşey güzeldir)

F: Futbol (Futbol eşittir Beşiktaş )

G: Gıvışlamak :) (Kayseri yöresinde kımıldamak manasındaymış. Üniversitenin ilk yıllarında canım arkadaşım Funda katmıştı bu kelimeyi hazneme. Ne gülmüştüm ama ilk duyduğumda..

Ğ: Yumuşaklık - Kulak memesi kıvamı :)

H: Huzur ( Hayatımdaki en önemli duygulardan - Evdeki huzur, güzellik budur.)

I: Işık ( Her durumda , her zaman bir ışık vardır. Işığımızı kaybetmemeyi diliyorum.)

İ: İkiz ( Allah umarım bana hayırlısı ile ilk hamileliğimde sağlıkla ve sağlıklı bir kız bir erkek ikiz evlat sahibi olmak nasip eder. ) ( Amin ) :)

J: Jüri (Yarışma jürisi değil okuldaki proje jürileri. Ne günlerdi o günler)

K: Kardeşlik ( Canım kardeşim Kerem )

L: Lokum (Çifte kavrulmuşuna bayılırım.)

M: Mimari (Bir mimardan başka bir şey beklemeniz ayıp olurdu)

N: Nadir'im (Benim dünyam)

O: Ordu ( Türk ordusu dünyaya bedeldir.)

Ö: Ömür ( Bir gün geri bakıldığında 1 saniye gibi gelecek bir olgu )

P: Proje ( Çizerken her milimine, kendim kullanacakmışım kadar özendiğim şey. )

R: Rakı (Eskiden kokusundan nefret ederdim , eşim sayesinde şimdi bayıla bayıla içi
yorum. )

S: Sevgi ( Dünyayı sevgi kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey. )

Ş: Şablon ( Uygulama aşamasında kolaylığın ön adı )

T: T Cetveli ( Mimarlığın sembollerinden biri )

U: Umut ( Umut dünyası bu dünya, herkes kendi hülyasında, herkes kendi dünyasında)

Ü: Ünivesite ( Canım dostlarımı bulduğum yer)

V: Vefasızlık (Evlendiğim dönemde bir - iki dostum sandığım kişiden gördüğüm şey. Demek ki neymiş dostu düşmanı iyi ayırt etmek gerekiyorumuş. Çok şükür vefalılarım vefasızlarımdan kat kat fazla)

Y: Yasemin (Annem ( Ruhum - Herşeyim) ve halam :) )

Z: Zil ( Ördek suya daaallldııı zil çaallldııı)


Bu mim de burada son bulduuuu. Hadi yorumları alayım. Alayım ki aralarından kimi mimleyeceğimi seçeyim. :)

Ben de sevgili Alev'i (FLAME ) ve Firuze&Saniye'yi (Dost Kokusu ) mimlemeye karar verdim. Haydi kızlar pamuk eller kalemleree...