Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana
Sağlık etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Sağlık etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

25 Temmuz 2008 Cuma

Geçmiş olsun Kardiş ve Amerikan Hastanesi

Dün sabah kardeşim ameliyat oldu. Bizim de bu ameliyattan 2 gün öncesinde haberimiz oldu. Uzun süredir olması gereken bir ameliyattı. Erteleyip duruyordu. Aniden olmaya karar vermiş. Herşeyi ayarlayıp bize son dakikada haber verdi. Aslında hiçkimse gelsin istemiyordu ama böyle bir istek kabul edilemezdi tabii ki. Annem ve babam hemen yola çıkıp İstanbul'a geldiler ameliyattan önceki akşam.

Sabah 07:30'da Nişantaşı'nda Amerikan hastanesinde buluştuk. Hasta giriş işlemlerinden sonra Kerem ve babam Kerem'in ameliyata alınacağı bölüme geçtiler ve kardeşim saat 08:00 itibarı ile 1.5 saat süren ameliyaına götürülmüş.

Saat 09:30'da hasa dinlenme odasına getirildiğinde hala baygındı. Dokorumuz geldi ve ameliyatın iyi geçtiğini 1.5 saat dinlenip, ayılşdıktan sonra çıkabileceğini söyledi ama gelin görün ki öyle olmadı. :(

Ben doktorun bu sözlerini duyar duymaz işyerime koştum rahatlayarak. Ama annemleri her aradığımda bir yaramazlıkla karşılaştım. Kerem saatlerce kendine gelemedi. Akşam iş çıkışı koşa koşa hastaneye gittiğimde yani saat 20:00'da bile hala yarı baygın halde yatıyordu. :( Mide bulantısı ve kusma nöbetleri oluştu. Sürekli kan kusuyormuş. Anestezinin böyle etkileri olabiliyormuş. Ama benim anlayamadığım şu:

Amerikan hastanesi gibi bir hastanede ; ameliyattan bir gün önce narkoz esti yapılmış olmasına rağmen bu çocuğa nasıl olur da fazla narkoz vermiş olabilirler ve nasıl olur da narkozlu bir hastaya yemek olarak sandviç ve meyve suyu gelir? Konuşmak için bile ağzını açamayan biri nasıl sandviç yer? Ayrıca hastabakıcının görevi sandviçleri hasta masasına bırakıp gitmek midir? Hasta yakını olarak birzer hastayı doğrultmaya çalışırken yanlışlık yapma riski taşımıyor muyuz? Ayrıca o masanın nasıl hareket ettirildiğini bilmek zorunda mıyız? Ve son olarak Kerem'den sonra giren herkesin taburcu olduğu bir ortamda bilgilendirilmek hakkımız değil mi? Yani bilgi almak için hemşire ya da doktoru biz mi çağırmak durumundayız? Şeklindeki sorularımı ve düşüncelerimi iletmek için aradığım Amerikan Hastanesi Hasta Haklarından Nilüfer hanım sağolsun bana çok yardımcı oldu. Hataların düzeltilmesini ve ilgilenilmesini sağladı sanırım çünkü o telefondan sonra herşey daha hızlı ve ilgiliydi.

Kardeşim kan kusma nöbetlerinin bitmemesi, büyük tansiyonunun 7 olması ve tam olarak ayılamaması neticesinde önlem olarak dün akşam hastanede kaldı. Çok şükür şu anda evde.

Kardişim çok geçmişler olsun. Seni çok seviyorum. :)

20 Haziran 2008 Cuma

Yeteri Kadar Su İçiyor Musunuz?


Bu soruyu uzun zamandır kendime soruyorum. Ve vicdan azabından ölüyorum. Çünkü ben hiç su içmem. Yaz-kış bu değişmez. Çok fazla bitki çayı içerim ama su içmem. Çok kızıyorum kendime çok ama insan işe dalıp gidince , hele de benim gibi su düşkünü değilse hiç aklına gelmiyor ne yazık ki. :(

Suyun vücudumuzun her hücresine ne kadar faydalı olduğunu biliyorum elbette. Mesela hepinizin bildiği gibi lens kullanmaya başladım. Ve ne kadar hava alan lens bile olsa bol su içmeliyim gözümün nemini koruyabilmesi için.,

Yine hepinizin bildiği gibi son zamanlarda kimse tasvip etmiyor olsa da solaryuma girmekteyim ve sırf bu bile litrelerce su içme zorunluluğu demek.

Çok hassas ve yağ tabakası çok az olan, esnek olmayan bir cilt tipine sahibim. Zavallı cildim bana senelerdir yalvarıyor ne olur su iç, senin herkesten fazla su içmen lazım diye.. Hak veriyorum ona ama yine susuz geçip gidiyor günler.

Arkadaşım Saniye sayesinde süper birşey keşfettim. Hayat Su'nun sitesinde su içmeyi hatırlatan bir program var. İşte burda : http://www.hayatsu.com.tr/hayat_club/deskmate_download.aspx

Küçük bir şişecik 15 dakikadabir ekranın sağ kenarına gelip suyun faydaları hakkında bilgi veriyor. Çok şirin... Bugün sayesinde epey su içtim. Umarım devamı gelir. Sizlerle de paylaşmak istedim. Belki benim gibi içememenin vicdan azabını yaşayanlar ya da içmedikleri için içinde bulundukları zararın farkında olmayanlar vardır.

Haydi hepimiz bol bol su içelim. Elimizde güzel kaynaklarımız varken içelim. :) Bu arada kaynak demişken kısaca işlenmiş sulara karşı olan düşmanlığımı belirtmeden edemeyeceğim. Hepimizin bildiği gibi piyasada işlenmiş sular dolaşmakta. Kaynak sularımız varken neden birilerinin vergisiz kazanç sağlamasına müsade ediyoruz. Lütfen doğal kaynak suyu tüketelim. Hepinize sevgiler...

18 Haziran 2008 Çarşamba

Karadut Aft İlişkisi

Sanırım ağızda çıkan aft gibi insanın canını fena yakıp, sinirini fena bozan yaralardan pek çok kişi dertli. Özellikle de bayanlar.

Ağzımızda sürekli mevcut olan bakteriler vücut direncimizin düştüğü anda zayıf bir nokta bularak orayı kemirmeye başlarlar ve bunun neticesinde de aft dediğimiz yaralar meydana gelir.

Ben bu aftlardan uzun süredir dertliyim. Peşpeşe içtiğim ağrı kesicilerin hiçbir faydası olmayınca çenemi yumruklamaya kadar vardırmıştım olayı. Çünkü bende genelde diş etimde çıktığı için diş ağrısına benzer bir ağrıyı da beraberinde getiriyor o meretler.


Neyse diş hekimim Protefix jel denilen bir ilacı tavsiye etmiş ve demişti ki:


Bu aftların 10 günlük bir giriş-gelişme ve sonuş evreleri vardır. Bu evreyi durduramazsın ya da yarayı iyileştiremezsin. Bunu yapacak bir ilaç henüz piyasada yok. Ama protefix gibi ilaçlarla yaranın üzerini kapayarak yiyeceklerin ve havanın yarayla temasını önleyebilir ve daha az acı çekebilirsin. Bol vitamin almalısın. Asitli yiyecek ve içeceklerden, domatesten, limondan...vs kaçınmalısın."

Kaçınmalıyım ama mümkün mü sevgili arkadaşlarım. Her ayımın 10 günü bu aftlarla boğuşarak geçiyor. Annem 4-5 ay önce çok iyi gelecek diye yeminler ederek karadut ezmesi getirmişti. Ben tabii kocakarı ilacı demiş ve yüzüne bakmamıştım ta ki geçenlerde bir uzman doktor televizyonda karadutun aftların iyileşmesi konusunda çok başarılı olduğunu söyleyene kadar. Sarıldım dolapta duran annemin ilacına. Hemen iyileştirmese bile 10 günlük süreyi 6 güne indirmeyi başardı.

Annem geldi dedim ya. Benim ağzımda her zaman olduğu gibi aftlar vardı ve arabada acımdan çıldırmak üzereydim. Allah'ın sevdiği kuluyum sanırım , evimize giderken kaldırımın kenarında karadut satıcısını görünce annem de ben de şok olduk.

Biz fazla almışız , yarım kilo bile çok bence, ona göre ayarlayın. Aslında yapılacak şey çok basit. Bir el brenderıyla iyice ezdikten sonra bir tencerede 20-25 dakika kadar kaynatıp kavanıza alıyorsunuz. Soğuyan kavanozu da aftlarınıza merhem olması için dolabınıza koyuyorsunuz. Umarım bir yerlerdeki bu dertten muzdarip birilerine faydası dokunur.

16 Mayıs 2008 Cuma

Kontakt Lens


Artık ben de lensliler kervanına katılmış bulunmaktayım.

O kadar rahatmış ki , neden bunca sene kullanmamışım diye hayıflanmadım değil.

Benim gözlerim lisesonda üniversiteye hazırlanırken bozuldu. O zamanki lensler bu kadar kaliteli olmadığından doktorum lens düşmanıydı ve beni de bu konuda epey korkutmuştu. Gözlüğüm vardı ama sürekli takmayı sevmiyordum. Bunun nedeni güzellik kaygısından çok, sürekli taktığıktan sonra çıkardığımda kendimi kör gibi hissetmem ve moralimin bozulmasıydı. Gözlüğü sürekli kullanmayınca net görmemeye alışıyorsunuz zaten. Araba kullanırken ve altyazılı film izlerken kullanıyordum gözlüğümü birtek. Numaram fazla değil ama az da değil. 1.00 - 0.75 ama astigmatım çok fazla.

Neyse çok sevdiğim ve bu konuda benim kadar hassas olduğunu bildiğim bir yakınımın tavsiyesi ve memnuniyeti ile lens almaya karar verdim. 1 gündür gözümde deneme lenslerim var. İnanılmaz mutluyum. Dünya daha aydınlıkmış da benim haberim yokmuş diyorum. Alerjik ve hassas bir göz yapım olmasına rağmen takmam,kullanmam ve çıkarmam gayet kolay oldu. Gözümde yok gibiler adete. Gözlerimi kısmıyorum da artık. Yaaa süper bişiiymiş bu lensler. Teknoloji de çok gelişmiş ayrıca. Yeni lensler hava alan yapılarıyla gözün çok daha az zarar görmesini sağlıyorlar.

Doktorum kesinlikle ne kadar kaliteli olurlarsa olsunlar gece gündüz çıkarılmadan kullanılabilen lensleri tavsiye etmedi. Açıklaması gayet mantıklıydı. "En kaliteli makyaj malzemesi ile de uyusan cildinde hafif pürüsler ve yorgun görünüm oluşmuyor mu dedi? Gözün vücudunun dışarı ile temas eden en hassas organı. Bırak akşamları kendi halinde dinlensin sen uyurken" dedi. Hak verdim. Bakalım lenslerle ilgili memnuniyetim ilerleyen zamanlarda da devam edecek mi? Ama şu anda, kendimi çok mutlu hissettiğim bir gerçek.

Görebiliyorum, görebiliyorum Müjdeeeeee... :) (Arabesk filminden)

08 Mayıs 2008 Perşembe

Yeni Sigara Yasağı Yasası

Yaşasıııınnnnnnnn.... Kurtuldukkk. İngiltere'ye gittiğimde en çok kapalı mekanlarda sigara içilmemesi hoşuma gitmişti ve keşke bizim ülkemizde de uygulansa demiştim. Çok içten dilemişim demek ki. :)

Eşimle futbol hastasıyız ve maçlara gitmeyi çok seviyoruz. Ama vip tribünde ve açık havada olmamıza rağmen içilen sigara ve purolardan nefes alamamaktayız. En çok tribünde yasaklanmasına sevindim.

İkinci olarak içerideki dumandan nefes alamadığımız, dumandan dolayı gözlerimizin yanmasından ve sulanmasından içeride duramadığımız için ve kıyafetlerimize sinen kokudan nefret ettiğimiz için barlara ve kapalı alan konserlerine gitmemeyi tercih etmeye başlamıştık ki yasa imdadımıza yetişti. Daha genciz; evde oturmak olmaz di mi anacım? :)

Ben ilk etapta layığıyla uygulanamayacağının bilincindeyim ama her yasa gibi bu da yavaş yavaş oturacaktır. :) Medeniyet önce insana saygı ile başlar.

Buyrun bakalım sigara içme yasağının kapsamında neler varmış:

Sigara içme yasağını düzenleyen yasa teklifinin 5 maddesi Genel Kurul’da kabul edildi. Görüşmeler sırasında kabul edilen bir önergeyle, yasağın kapsamı genişledi.

Sigara yasağı getiren teklifin üçüncü maddesi görüşülürken kabul edilen bir değişiklik önergesiyle yasağın kapsamı daha da genişletildi. Buna göre kamu binaları ile bar, restoran ve kahvehane gibi eğlence yerlerinde sigara içilmesi için özel alanlar oluşturulmayacak.

Yalnızca yaşlı bakımevleri, ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri ile cezaevleri ve toplu yolcu taşıyan deniz yolu araçlarının güvertelerinde sigara içilebilir özel alanlar oluşturulacak.Bu alanlara ise 18 yaşını doldurmamış kişiler giremeycek.

Köy kahveleri de sigara yasağı kapsamının dışındaydı. Ancak Genel Kurul’da verilen önergeyle köy kahveleri de yasak kapsamına alındı. Hastane bahçesi ve cami avlusunda ise sigara içilebilecek.

Teklife göre stadyumlar yine yasak kapsamına alındı. Ancak açık havada her türlü spor, kültür ve sanat faaliyetinin yapıldığı yerlerde sigara içenler için özel alanlar oluşturulacak.

Yasa teklifi görüşülürken DTP’li Hasip Kaplan elektronik sigaranın da kapsama alınmasını istedi.

Sigara içme yasağını düzenleyen 12 maddelik yasa teklifinin 5 maddesi kabul edildi. Teklifin görüşmelerine perşembe günü devam edilecek.

Bu arada Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada elektronik sigara, reklam ve ilanları ile ilgili kararın 15 Ocak’ta reklam kurulu toplantısında alınacağı vurgulandı.




20 Nisan 2008 Pazar

Çene Eklemi

Nerde ilginç birşey var beni bulur zaten. :) (Aman tek bulan garip rahatsızlık bu olsun) Geçen hafta esneme sırasında ufak bir sızı hissetmiş ve önemsememiştim. Pazartesi gününden beri kulağımda hiç durmayan bir ağrı olmasına dayanamayarak Çarşamba günü kulak doktorunda aldım soluğu.

Kulağımda bir problem olmadığını, muhtemelen çene eklemimde bir problem olduğunu söyledi. Sıvı gıdalar almamı tembihledi. (Zorlamamak için) Kas gevşetici ve ağrı kesici verdi. Ben de aman önemsizmiş deyip ilaçları almadım. Hatta canım çok çekiyor diye zorlanarak da olsa havuç yeme gafletinde bulundum. Ama gelgelelim dün öğlenden sonra ağrının dayanılmaz safaya ulaşması ile yaptığım hatanın büyüklüğünü anladım. Ağzımı açamıyordum. En ufak çene hareketinde resimde işaretli bölgedeki ağrı daha da artıyordu. Konuşamıyordum bile. Ağrı kesiciler sayesinde uyuyarak acıyı unutma yolunu seçebildim çok şükür.

Şu an biraz daha iyiyim. Sıvı gıdalar alıyorum. Çenemi çok açmamaya gayret ediyorum. :) Bu beni biraz zorluyor ama olsun. :) Dün çok korktum. Hatta babamı aradığımda iyice zorladın demek ki aman dikkat et ordaki lifler zedelenirse uğraşırsın demesi ile korkum tavan yaptı diyebilirim.

Umarım başınıza gelmez ama gelirse de bilginiz olması açısından yaptığım araştırmayı yayınlıyorum. Herkese sağlıklı günler diliyorum. 28 yıllık hayatımda çene ekleminin önemini hiç bu derece iyi kavramamıştım. :)

Çene Eklemi
Çok ilginizi çekmemiş ve farketmemiş olsanız da çene ekleminiz günde yüzlerce kez kullandığınız bir ekleminizdir. Her iki tarafta alt çene ile kafatasının, kulağın hemen önünde birleştiği yerdedir.

Her çiğneme hareketi yaptığınızda onu kullanıyorsunuz. Hatta her konuştuğunuzda ve yutkunduğunuzda (üç dakikada bir kere) onu hareket ettiriyorsunuz. Böylece en sık kullanılan eklemlerden birisidir.
Elinizi kulak kepçenizin önündeki üçgen şeklinde yapının üzerine koyarak bu eklemi bulabilirsiniz. Parmağınızı birazcık ön tarafa doğru kaydırıp bastırınız ve ağzınızı açıp kapatınız. Hareketini hissettiğiniz eklem çene ekleminizdir. Ayrıca serçe parmağınızı tırnağınız arka tarafa gelecek şekilde kulağınızın içerisine sokup ağzınızı açıp kapattığınızda da bu ekleminizi hissedebilirsiniz.
Bu işlem çene ekleminde bozukluk olanlarda önemli ölçüde rahatsızlık yaratır aynı şekilde hekimler de teşhis için aynı yöntemi kullanırlar.
Çene Eklemi Nasıl Çalışır?
Bir şeyi kuvvetlice ısırdığınızda sadece dişlerinize değil aynı zamanda çene ekleminize de kuvvet uygularsınız. Fizik terimleri ile çene "kaldıraç" ve çene eklemi "dayanma noktası"na benzer. Gerçekte çene ekleminde birim alana uygulanan basınç çeneye uygulanan birim basınçtan çok daha fazladır. Bu tür kuvvet ve basınçların üzerinden gelebilmesi için çene eklemi kayar şekilde hareket eden bir eklem tipidir.
Bundan dolayı çene eklemine uygulanan basınç daha geniş bir alan üzerine yayılır böylece eklemdeki hasar ve yırtıklar daha çabuk iyileşebilir.
Eklemler hareketin hassas olmasını sağlamak amacıyla lastiksi ve kaygan bir yapı olan kıkırdak ile döşelidir.
Çene Eklemi Nasıl Bozulur?
Alışkanlık olarak çenenizi sıkıyor, gıcırdatıyor ve kaydırıyorsanız eklem içerisindeki kıkırdağı zedelersiniz. Birçok insan uyurken dişlerini gıcırdatır ve oda arkadaşları bunu söyleyene kadar farkında olmayabilir. Aynı şekilde günün uzun bir zamanını sakız çiğneyerek geçiriyorsanız çene ekleminize, yemekler arasında kendine gelme fırsatını tanımıyorsunuz demektir. Yemeğinizi hep aynı çene tarafında çiğniyorsanız bu taraf eklem üzerinde normalden fazla basınç yaratarak ekleminizi yıpratıyorsunuz demektir. Bu en sık bir tarafta diş probleminiz varsa veya bir diş tedavisi görüyorsanız gerçekleşir.

Birbiri ile tam oturmayan dişler, suçludur. Buna "uygunsuz ısırık" denir. Çenenin bir tarafındaki dişlerin diğer taraftan daha önce kapandığında çene ekleminizde, basınç farkından dolayı nasıl fazla bir yıpranma olduğunu tahmin edersiniz.
Yukarıda anlatılan bozuklukların her birinde, eklemde, belli bir noktada hasar oluşur. Bu hasar sinir ucuna kadar ulaşırsa ağrı duyulur. Travmatik tip bir eklem bozukluğudur bu. Bu bozukluk "ağrılı" veya "yanlış görev" yapan eklem anlamındadır.
Çene Eklem Rahatsızlığını Nasıl Hissedersiniz?
Her yutkunuşta, esnemede, çiğnemede, konuşmada ortaya çıkan batıcı ve şiddetli bir ağrı olabileceği gibi, sürekli ve donuk bir ağrı da olabilir. Ağrı, eklemin yer aldığı, hemen çene önündeki bölgede olabileceği gibi birçok yere de yansıyabilir. Ağrı, ekleme yapışan kaslarda spazm oluşturarak yüze, başa, kulağa ve çeneye yansıyabilir. Bazı kişiler migren, sinüs ve boyun ağrılarının sebebini çene eklemine bağlarlar fakat günümüz bilgisi içinde bu durumu açıklamak kolay değildir.

Ağrının en sık odaklandığı yer kulaktır. Birçok kimse kulak doktoruna "kulağında ağrı olduğu" ve "iltihap kaptığı" endişesi ile başvurur. Kulak ağrısı ile birlikte işitme kaybı ve kulak zarında bir bozukluk yoksa kulak hekimi ağrının kaynağı olarak "çene eklemi"nden kuşkulanır.
Ağrının yanında eklemin yolaçtığı bazı şikayetler de vardır. Ağız iyice açıldığında bazı kimselerde "çıt" diye bir kayma veya açılma sesi duyulur. Ağız açık şekilde kilitli kalabilir veya ileri dönemlerinde ağızın açılmasını iyice kısıtlanabilir. Birçok kimse kulaklarında çınlama hisseder, bu çenenizi çok sıktığınızda hissettiğiniz çınlama gibidir.
Çene Eklemi Bozukluğu İçin Ne Yapılabilir?
Şayet hafif bir eklem bozukluğunuz varsa ve erken teşhis edilmişse şu önerilerden fayda görürsünüz:

1-Çenenizin sağ ve sol tarafını çiğnemede eşit kullanınız.
2-Bilinçli olarak yapıyorsanız dişinizi gıcırdatmayı ve sıkmayı bırakınız.
3-Sakız çiğnemeyiniz.
4-Sert, zor çiğnenen yiyeceklerden kaçınınız.
5-Günde en az iki kere yarım saat çene ekleminiz üzerine sıcak uygulayınız.
6-Hekiminizin önerdiği bir ödem çüzücü veya mideniz rahatsız değilse aspirin kullanınız.
İlk dört madde çene ekleminiz üzerindeki yırtık ve zedelenmeyi azaltmak içindir. Beş ve altıncı maddeler iyileşme işlemini hızlandırmak içindir. Aspirin ve diğer ödem çözücü ilaçlar şişliğin azalmasında çok etkindirler zaten bu yüzden romatizmalı kimseler tarafından çok kullanılırlar. Çene eklemi üzerinde de çok etkindirler.
Dişlerinizin ve ısırmanızdaki uygunluğunuzun kontrolü yardımcı olabilir.
Çok şiddetli ağrının varlığında bir çene cerrahı veya diş hekiminin konsültasyonuna ihtiyaç duyulabilir. Diş hekiminiz size uygun bir ağız açıcı ve kas spazmını önleyici protez yapabilir.

11 Mart 2008 Salı

Spor

Bugün sabah 06:00'da kalktım. 06:15'te evden çıktım veeeeeee spora gittim. Çok mutluyum. Sonunda başardım. :)

Evlenir evlenmez, evimize çok yakın olan Clup Sporium'a üye yapmıştı eşim bizi ve ben çok mutlu olmuştum. Senelerdir birtürlü başlayamamıştım spora iş seyahatleri yüzünden. Ama gelin görün ki bir türlü düzeni oturtamadık. Ben ancak akşam 20:00'da evde olabiliyorum. Ve karnımız çok aç olduğundan o haldeyken spor aklımızın ucundan geçmiyor. Hazırlaması ve yemesi derken saat 21:30 oluyor ve yorgun bir halde dvd keyfini tercih ediyoruz.

Ocak ayında da sabah gitmeyi denemiştim ama 06:00'da hava çok karanlık ve soğuktu. Yataktan çıkamamıştım. :) Bugün başardım.

Umarım devamını getiririm...

Yaşasın spor yapmakkkkkkk...

10 Mart 2008 Pazartesi

Firuzan ve Funda'nın dikkatine :)

Bu sabah gazeteleri gözden geçirirken Hürriyet gazetesinde, yeni doğum yapan arkadaşlarımı ve bebek sahibi olan bütün anneleri ilgilendireceğini düşündüğüm bu haber ilgimi çekti ve paylaşmak istedim.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Nilüfer Toprakçı, bebeklerle anne karnından itibaren kurulmaya başlayan iletişimin, zekanın gelişmesinde olumlu bir rol oynadığını belirtti.

Toprakçı, 0-3 yaş arasında bebeklerin zekasını etkileyecek noktaları şöyle sıraladı:
Yeni doğan bebeğinizle göz teması kurun.
Onunla konuşun, bir şeyler anlatın.Aynada kendisini görmesini sağlayın.
Emzirin, mimikler yapın, yüzünüzü komik şekillere sokun.
Onu gıdıklayın, gülmesini sağlayın.
Birlikte yürüyüşlere çıkın.Ona şarkılar söyleyin.
Bir şey yapmadan, ne yapacağınızı söyleyin.
Ona kitap okuyun, resimleri gösterin, her şeyin adını söyleyin.
Değişik dokulu kumaşları, giysileri ellemesini sağlayın, onları cildine değdirin.
Televizyonu kapatın.